27 Aralık 2015 Pazar

ya çekinmediğimiz kötülük?

kabardıkça kabarıyor sanki ömrüm,
yeşile sarı katıyorum, renkler anlamsız.
yola tek çıkıyorum galiba,
tüm duvarlar boyasız kalıyor akşamları.
gün çökerken bir arınma ritüeli,

aşırı gizlenememiş sözcük öbekleri,
halâ yaşayan kimsesiz çocuklar,
işte onlar sarıyor öyle birden bire,
o eşsiz, dev dünyamızı!
elimizden dökülen ekmek kırıntıları,

hangi kuşa özgürlük bahşedilebilir ki?
taklidi yapılmış mavi bir büyü,
uzaktan ller kadar akrabayız seninle.
her cümleden beni buluyorum sanki!

ey koca şairler hanginiz anlatmadı ki
o coşmak bilmeyen insaniyetimizi?
ey koca balkonlar, hanginize sığınmadı
geceyi soluklandıramayan ölmüş düşler?
yüz sürmediğimiz yalan kaldı mı?
ya çekinmediğimiz kötülük?

söylesene be duvar,
kim ördü böyle şaraptan renge seni?
söylesene...

Zeynep Özer

19 Aralık 2015 Cumartesi

ne zaman yerinde durdu ki?

kaç şarkı mırıldanıyor kulaklarında?
hangi sözleri yazdım sana, biliyor musun!
bir kaç gün önce sahi neredeydin?
kalemlerin ucu sana dönük bekliyordu oysa.
kaç bahar oldu yaprakları süpürmeyeli?
biliyorsun ya unutuyorum git gide...
ara sıra bir uğra, elimi tut.
düşlerimi unuturum bilirsin,
ara sıra gel hatırlat.
ben seni sevdiğimi de unuturum,
sevmeyi bildiğimi de.
yeni şeylerle uzak hayatları birleştiririm,
belki unuttum seni,
belli yoksun artık.
zaman işte ne zaman yerinde durdu ki?
ya sen?
sen hiç hayat çöpleri atarken saçmaladın mı?
sen hiç artık bitmiş her şey için yok oldun mu?

Zeynep Özer

23 Kasım 2015 Pazartesi

Haydi İyi Zamanlar!

   İnsanları o kadar çok benimsiyorum ki,  o kadar derin.  Sabah uyanıp eve geldiğime pişman olacak ve yurtta  olacak olsam fırlayıp hava alanına gidecek kadar benimsemişim ortak seni de.  Ortak onu yazıp yazmadığımı soruyor ara ara.  Haberi olsun o zaman bu üçüncü yazılışı.  Bana beni yazdın mı diyen ilk kişide aynı zamanda.  Ondan herhalde yazmam onu. Ortak kim derseniz eğer, henüz kendi olmayan ama adı olan cafeye,  Vosvos aşkıma,  tatlıcı başıcılığına hatta gelişigüzel yürüyüşlere bile 'ben de varım ortak' diyen biri diyebilirim. Normal olduğunu düşünmediğim bir insanoğlu. E kızlarla nadir anlaştığım için ortağın bir erkek olduğunu da söylememe gerek yok bence. 

   Tesadüfi  tanışıp, toplasan sadece  2 saat sürmemiş bir oturmuşluk var bir de ama ortağı benimsemişim.  Ki bilirsiniz bu benim için pek olağandır... Siz zaten beni tanıdığınız için öyle diğerleri gibi şaşırmazsınız. Teoman 'Naapim ben tabiatım böyle!' demiyor mu? Aslında hepimizi nitelemiyor mu? İnsanlar ah insanlar ne de çabuk bağlanıyorum ben size, neden hem? Maalesef öylesin demeyin işte hemen, ben üzülsem de ben olmaktan vazgeçmek istemiyorum ki. Geçmedim de zaten geçemedim. Sabah uyandım ve bir fotoğraf, ortağım yolcuymuş bir diyara. Uyanmasak görmesek haberimiz olmayacak ama neyse işte ben kızamıyorum ki. Atarlanıp trip de atamıyorum hiç olmuyor değil mi? İçimden gelmiş mesaj atmasam olmazdı. Nedeni neymiş peki biliyor musunuz? Daha geçen gün yakındığım o insanlıktan bunalma, hayata sığamama işte hep bunlar. Nedensiz olarak insanlar ve yine insanlar olarak iki parçayız biz. Ve biz sanırım o genele yayılan içinde bulunmadığımız insan türüyle karşılaşınca anlayamıyoruz. Yanlışları ayıklayamıyoruz işte biz,  tabiat. Ve ben gün gelip de anlayacağımı sanmıyorum, sanki buna üzülüyorum da. 

    Anlamalıydım ortak, yazılarıma bakıp da 'Sen Öylesin' yazısını benimsemenden anlamalıydım. Tahmin edersiniz konu neydi. Yalnızlık mı dersiniz, kimsesizlik mi! Hani o konser alanı olan bu dünyada tek başına konsere gelen kişi var ya, o biziz. Ama herkes yabancı değil hatta o kadar çok tanıdık var ki etrafta tahmin edemezsiniz. Tek başına anlatamamak, anlatsan  belki de aynı olduğunu yaşayarak. Öyle işte dünya ortağa da iyi gelmemişsin ki gitmeyi seçmiş. Soracağım ama 'gitmek gerçekten işe yarıyorsa bile dönünce her şey yine aynı, dünya aynı değil mi?' diye soracağım. Aynı derse kendimi  cidden o küçük cafe hayalime hapsedip orada yaşamalıyım.  Orada ölmeliyim, sesim çıkmadığı yer orası olmalı ve ölüm orada kokmalı. Kendimi orada yitirmeliyim işte. Şuan saat 13.11 ortak yaklaşık yarım saat önce Polonya yoluna koyuldu. 
    Şimdi  siz sana ne oluyor diyeceksiniz. Ortak gerçekten beni gördü. Çünkü şuana kadar kimsenin görmediği beni gördü. Hangi ben değil mi? Mesela ortakla tanıştığım zaman o kadar normaldim ki  kendimce tabi. (Cidden kendimce.) Yaprağa zıpladım. Kediye laf attım, salak salak yürüdüm, koştum. Ben oldum işte anlayın. Hani tekken oluyorum ya böyle işte o kadar kendimdim, daha da anlatayım mı? Ortak gidiyor ve yazılmayı da seviyor diye size uzun uzun yazmak istedim. Saçma bir şekilde kendimi mahcup hissediyorum. Sanırım nedeni onun beni doğal ortamımda(!)  görüp benimsemesi.
    Absürt kaçabilir belki ama yürürken beni görmek istediğini söyledi. İşte bunlar benim küçük değerlerim.  Bunlar benim işte. Büyük, gösterişli, göze batan  değil. Kuytu, köşe, arkada kalmış ama kendi olanı seviyorum. Değer derseniz,  ona değer işte. Kısa yolculuk iyi yazdırıyormuş bir daha deneyimledik böylece.  İlk iki yazımı şuanda ben bile hatırlamıyorum ortak. Ama bu yazıyı paylaşacağım,  öyle umuyorum. Bir gün veya bugün...  Zamana bırakamam ben gerçi  neyse hemen ve aynen söylerim. Aman ha içimde kalmasın. 
Ne olur,
Ne olmaz.
İyi ol da.


Zeynep Özer















18 Kasım 2015 Çarşamba

amalar lakinler işteler olmasa!

inceden kıpırdandı defterin sayfaları, hoş açılmasa açmayacaktım. yok hayır merak falan etmiyorum tabi ki. ama gözüm ilişmedi değil. sahi Ekrem ne zaman kalkıp gitmişti? meyhane çıkışı ceketini unutan sarhoşlar gibi, unutuverdi işte defterini. bir kaç yıl önceydi mahzun mahzun geldi oturdu yine karşıma. karar almış ama uygulamayı başaramamıştı ya ondandır. neden bilmem o gün de defterini çıkardı. tıfılca bir defterdi. bir meymeleti de yoktu. ama ne zaman dolsa böyle çıkıyordu defteri. bir  kelime bir cümle yazdığı artık her neyse... amaç sormak gelmedi içimden. sevginin savurduğu yerden geliyordum ben de onun gibi. ne bileyim dertliyi! ne bileyim! işte şimdi defterde  buradaydı. onsuz, yazılacak yeni kelimesiz öylesine. açıp okusa mıydım? bir sır, bir bilinmezlik öğrensem anlar mıydı?  ya da bana bir şey ifade eder miydi anlamam? tam bir muamma işte bu kısım. savurdu defter işte ta ki kırmızılı şeride kadar. Ekrem'i pek tanımaz, neyin nesidir bilmezdim. kendinden emekli, parayı dünya nimet saymayan birisiydi işte. dalıp gitmişken karşı ağacın dallarını fark ettim öyle birden.  hayat bana mı solgun geliyordu? oysa ne de göz alıcı yeşildi o yapraklar! Ekrem en son ne yazmıştı acaba? yeşillik, gidiş, dönüş ne? açıp bakmalı mıydım? pişmanlık yaşar mıydım? tepkilei dahi tepkisiz biridir o.  sonunda dayanamadım aldım defteri, son yazıya yöneldim. içimde çelişki bir bir ilerliyorum yaprakları. sadece 'yol' yazıyordu. yol! gidecek miydi? sanki daha hiç tanımadığım adam değilmiş gibi parçalandım birden. ben hep onu görürdüm oysa her yerde. sevda derdim onu görürdüm, yoksulluk derdim o, dert yine o! benim aşksız kalamayacağım o kadar iyi bilirdi ki o. 'sevmek için yaratılmışsın' dediğinde  içim dolardı hoyratça. hem sevmek kolaydı da işte amalar lakinler işteler olmasa... öyle hiç bir şey söylemeden gider miydi gerçekten? yol demiş ve serüven bitmişti öyle mi?  sokak başına çıkıp bakındım biraz. Veysel amcanın yeri yakında değildi sahile. parayı ödeyip hemen kalktım işte ben de. yola kalktım yola. nerede bulmayı umabilirim ki? işsizin dertlinin tekiyim ben de. şu köşe başı sıska atölyeler beni de yenileseler ahh keşke! ben ne istiyordum bu Ekrem'den? hayatımda var mı bilmediğim bir adamı çıkarmaya da yeltenemezdim. peki o zaman neden kalkıp gidiyorum ardından? defteri de öylece bırakmıştım kendi haline.   hatırlar belki döner alırdı. cıvıl cıvıl arka sokaklar  kadar olabilir miyim ben de? bir yanım coşku bir yanım dinginlik. ben aslında cıvılım da hissetmiyorum galiba. sevmeyen insana hisler duvar mı örer ki? bazen Veysel amcanın da, Ekrem'in de hatta şu arka sokaklarında ben olduğuma inanıyorum. böyle böyle hepsinin sorumluluğu alıyorum işte ben de kefeme. mutlulukları dururken neden sorumluluklarından tutmuşum bilmiyorum ben de.  ya ben çok yalancı bir mutlu kişiyim ya da şizofren bir asalak. tek yaşadığım fütursuzca yaşandı saydığım mutluluklarımsa Ekrem benim en fütursuz karakterim olmalıydı.

Zeynep Özer

ardı sıra

kaç şarkı mırıldanıyor kulaklarında?
hangi sözleri sana yazdım, biliyor musun?
bir kaç gün önceydi, buradaydın.
kalemler seni gösterirken, buradaydın.
sahi kaç bahar oldu gelmeyeli?
bilirsin unuturum ben.
kanadı yok ki meleğin, yok olur.
ara sıra gel aklıma bence,
ardı da sıra düşlerin hem.
belli sevmiyorum artık seni.
belli yeni şeyler bulacak beni.
ardı sıra gelen hayallerin peşinden.

Zeynep Özer

13 Kasım 2015 Cuma

Nereye Ne kadar Daha?

Gerçek hayata dönsek sapaktan,
Ne kadar daha yolumuz var?
Uyuşturulmuş ayaklarımız,
Ağırlaştırılmış düşlerimiz.
Daha ne kadar gideceğiz?
Kendimizi hatırlamak için,
Daha ne kadar?
Son bulacak mı bir anlığına?
Pervanelere uzanan ışıklar,
Okunmayan mücadeleler,
Ellerde kıytırık bir senfoni,
Gidilecek kadar gitmedik mi sahi?
En çok bizden,
Olmayan yanımızdan gitmedik mi?
Yanan tüm ışıklardan geçip,
Tüm doğrulara kelepçe takarken,
Daha gidilecek yol mu var?
Öyle inanmışız ki duyulana,
Görülen perde arkasında kalmış.
Yolda kala kala biz,
Daha nereye kadar gideceğiz ki?
Gidilecek kadar gitmedik mi?
Sevilecek kadar sevmedik mi?
Nefret edilecek kadar,
Nefret edemedik mi?
Kendimizi bırakıp sessizliğe,
Kimi aramaya gidiyoruz  biz?
En çok bizden,
Olmayan yanımızdan,
Nereye gidiyoruz!
 
Zeynep Özer 

3 Kasım 2015 Salı

tenekeden kutularımızı bağlayıp ...

içimizde yeniden ölü bir his canlanacakken sustuk bir köşede.
nedenini bilmediğimizi sanıyorum.
biliyor bile olabiliriz aslında.
biliyor ama gün yüzüne çıkaramıyoruzdur belkide.
olmayacak şeylere tenekeden kutularımızı bağlayıp ses çıkara çıkara gidiyoruz işte.
ne yöne gittiğimiz ya da kime gittiğimiz hiç umurumuzda değilken gidiyoruz işte.
gitmenin en kolay yoluyla gidiyoruz.
belki önümüze çıkacak şeyleri ardımızda bıraka bıraka gidiyoruz.
ellerimizde çiçekten balonlar bir saniye bekleyemeden gidiyoruz.
öylesine güzelleşiyor ki o dar sokaklar sanki her çatıdan kuklalar selamlıyor bizi.
her pencereden tınısı yükseliyor nefesimizin sanki!
teneklerden çıkan seslere eşlik edip söylemeye başlıyoruz en güzel şarkımızı.
ellerimizde çiçekten balonlar.
ceplerimiz umuttan sözler ve gidiyoruz.
gidiyoruz ensemizde soğuk bir nefes hissedinceye kadar!


Zeynep Özer

26 Ekim 2015 Pazartesi

Kamburlu sokak lambasından mı hayat?

Ne var ki dar sokaklarında,
İstanbul?
Hangi zili çalsan bir umut mu?
Nereden baksan yoksul bakışlar mı?
Ne var orada?
Kaçınılan haykırışlar mı?
Yüzüne vurdumduymaz ifadeyi alan,
Tıklım tıklım kalabalıklar mı?
Ne var orada ne!
Saçılan öfkede ölmüş yaşantılar mı?
Kuyu başında gençlik hatıları mı?
Ne var ki orada benim bilmediğim?
Hayat mı?
Kamburulu sokak lambasından mı hayat?
Dar sokaklarda insanlar mı var?
Suskun çemberlerinde fikirler mi yoksa?
Girdapta alaşağı olmuş benlikler de var mı?
Ardı arkası kesilmeyen yollarda,
Raf ömrü bitmiş yıllarda ne var?
Şehir suskunken ardında,
Boğazı kesilmiş ağaçlar mı var?
Çığırtkan kuşların kalbi mi yoksa?
Ne var orada!
Hasrete doymuş türküler mi?
Yoksa hayata başlamış ölüler mi?
Ne var?
Zeynep Özer #zeyden

24 Ekim 2015 Cumartesi

bile bile lades bendeki!

ve başlıyorum biraz daha sen olmaya.
günlere bakıyorum sen.
gidenler sen,
gelenler sen.
neredesin,
kiminlesin önemi yoktu aslında.
bu kadarına değmedi.
belki de yalan olan.
benimdir, benim düşündüklerimdir hayal..
kimseye suç atamam.
sana hiç.
bile bile lades bendeki.
bile bile sevgi.

Zeynep Özer

Sustuklarımın büyüdüğü ne kadar evren varsa

Bir gün şahit tutacağım tüm anılarımı, sırlarımı sana. Sessizliğimi yeminim edeceğim yoluna. Bir gün her şeyimin  üzerine and içeceğim sen geldin diye bana. Sorulara yanıtsız kalmayacağım bir gün! Ne istiyorsam söyleyeceğim kalbine baka baka. Bir gün unuttuğun ne varsa anacağım, sana  susacağım.
Bir gün sırf bir kıçı kırık umudum var diye yalnız kalmayacağım. Kayıtsız kalmayacağım sevmeye. Bir gün adını mezarda da olsa anacağım. Sustuklarımla geleceğim yanına. Bir gün seni sırf sen olamadığın içinde seveceğim. Yalnızca yürüyüp gitmek varken koşup sarılacağım bir gün. Tükenmemiş ne kadar kaldırım taşı varsa oturup ağlayacağım bir gün... İçmeden nasıl oluyorlarsa sarhoş! Ben de sevilmeden olacağım aşık! Bir gün benden aldı götürdü diye kızdığım rüzgarı, eol arpıyla getirdi  diye seveceğim! Melodisinde adımı barındırdı diye kalbime işleyeceğim en büyük dalgaları. Bir gün hangi sokakta olduğumu bilmeden sesleneceğim güneşe. Ve son kez gülümseyeceğim bir gün sana. Bir gün anılarımdan bir köprü yapıp yetmediği yere dikeceğim en büyük dar ağacını. Sessizce geldiğim yolu çığlık ata ata tüketeceğim son bir anıyla. Ardımda bırakamadığım şeyleri yanıma alıp gideceğim. Bir gün seveceğim hayatın her telini. Bir gün kuracağım en güzel hayatı, düşlerime alacağım en büyük yaşantıyı. Bir gün bir nehir kıyısındaki bir salıncak esenliğinde, bir gün dönüşü olmayan bir yol sessizliğinde yaşamayı öğreneceğim. Bir gün olan biten ne varsa susup sineye çekmenin büyük hata olduğunu haykıracağım. Vedaları sevmeyişlerimi hoş geldin diyemeyişim ile tamamlama çabamı yok edeceğim bir gün. Şarkılara dokunup, şiirleri yazıp, kitapları okuyacağım bir kalp bulacağım bir gün. Yüklenmesi zor bir manayı gelişi güzel savurmayı öğrenecek, sevginin kırıntısına talip olacağım bir gün. Bir gün  bitirmenin korkusuyla başlayan mutluluğu hapsetmeyi öğreneceğim. Bir gün duyulan her fıkranın senden gelmediğini de anlayacağım. Ve bir gün yokluğuna ağıt yakmadığım için şaşırmanı kınayacağım. Ayrılıkların ne de kolay olduğunu kanıtlayacağım bir gün.
Ve başka bir gün öleceğim. Sessizliğe gömülü bir kalp ve dinginliğe ulaşmış gibi. Elimi elimle tutmuş, kalbimi  kalbimle sarmış şekilde. Sonradan aklına bir şey gelmiş ama susmuş gibi susacağım. Ne seni isteyeceğim yanıma ne de gitmemek için bir çaba göstereceğim. Seveceğim çünkü varlığımı bir bedenden ayrı tutmayı. Seveceğim çünkü düşüncelerime yakın olmayı. Susmak içinse hiç bir bahaneye başvurmayacağım! İçin için susacak, bağıra bağıra seveceğim bir gün. Ve sonra sesimi yavaşça kesip yok olacağım zerre zerre. Sustuklarımın büyüdüğü ne kadar evren varsa tek tek hepsini ziyaret edeceğim  bir gün. 


Zeynep Özer

boş boş gezindiğim sokaklara baksan güzel

aşk için.
olmayana yazılan yazılar gibiyim bu aralar.
yönüm de, yok yurdum da.
sevdiğim de, bildiğim de.
bilmediklerim vardır belki.
sustuklarım, unuttuklarım.
onlar varsa yaşıyorumdur aslında.
bazen patlayacak bir helyum balonu gibi dikkatli,
bazen bir kadar paçavra.
eteğinden tutsan takılmış rüzgara gidiyor.
elleri desen bir o kadar uzaktan selam ediyor.
boş boş gezindiğim sokaklara  baksan güzel.


Zeynep Özer

20 Ekim 2015 Salı

Kırılıyor Mu Kupamız?

Arşılanacak kırmızı bir  düş,
Çıkılacak azgın bir yol,
Terk edilecek kısacık bir an var.
Eylül ayı daha yeni bitmiş.
Henüz ne soğuk ne de sıcak havalar.
Guguklu saat erkenden uyarıyor.
Tıkırtısı az buz değil kısıtlk anın.
Mazide bir mavilik havada,
Yeryüzünde sarp sular,
Ertesi hayat kıskıvrak köşede.
Suyu çıkıyor taşın,  duvarın.
Mürekkep kusuyor takatsiz sözcükler. Bırakın karalayalım üst katı,
Ne var ne yok yakalım kutumuzda.
Şerh düşelim yolun rengine,
Kaç kez gelecekse son.

Zeynep Özer

17 Ekim 2015 Cumartesi

Ne zaman hesaplaşacağız?

Bazı şeyler içimize işlenmişlikleriyle hiç bir kapıyı açmamıza izin vermiyor değil mi?

Gözlerimiz bizi gördüğünde, gerçekten anlıyor mu?

Kimliğimizi açığa vurmadan bize inanmayı seçiyor mu?

Hangi şarkıdan sonra ruhumuza sözümüz geçecek?

Dilimizin ucuna hangi anı geldiğinde hayaletler peşimizden gelecek?

Defalarca ölen bir yanı var hayatın, defalarca mucizeye dönen.

Sevdiği için bizi yakan ölümleriyle alay etmek mi amacı?

Hatırı sayılır mı yaşamın artık?

Sesimiz kesildiğinde gözlerimizin  acısı da gelecek mi yarınlara?

Espirisi dalgalarla  uçmuş bir skeçte kaç kahkahaya yer bırakacağız?

Ne zaman hesaplaşacağız?

Ne kadarlığına dineceğiz?

Nerede öleceğiz söylesene?

Zeynep Özer #zeyden

16 Ekim 2015 Cuma

Taze hayal kokuyor buralar...

Bazı anları yaşarken o kadar çok seviyoruz ki,  sanki ölmeye yakışacak tek an gibi.  Seviyoruz anı,  seviyoruz yaşamı...  Sonra bağ kopuyor,  tren bozuluyor.  Hiç bir şey ters gitmiyor belki,  doğru.  Belki olanlar umurumuzda bile olmuyor artık.  Ama bir şekilde içimizde yaşıyor her an.  O anın saflığıyla  yaşıyor.  Henüz üzerine çamur sıçraması imkansızken,  henüz iyi ile kötü diye ayrılmamışken yaşıyor.  Tüm öyküler, tüm öğrenciler zamana hapisken... Açsanız zaman kilidini kaçar hepsi, bir bir aşar bendleri. Daha kaç cana hayal kurmayı öğretecek kötülükleri göreceğiz belli olmaz ama  daha şimdiden taze hayal kokuyor buralar.


Zeynep Özer #zeyden

13 Ekim 2015 Salı

iyiyken gidebiliyor musun sen onu söyle?

nedense uzaktan göremiyoruz hayatı, gözlerimiz hep kapalı kutulara haykırmak istiyor. hangi taşa, hangi duvara gitsek yolumuzu kesen hayatlarımıza kimi alalım şimdi biz?  kim gerçekçi bize, kim sonsuz? hangi ile gitsek severiz sevilecek ne kadar çok şey varsa? neden bazı şeyleri hem ister hem uzaktan sadece bakar oluyoruz? neden sevmek için onca kapı varken gözlerimizi sadece uzaktan gördüklerimizle yetindiriyoruz. yanında olmak birinin, gözyaşına yaş katmadan... bilemediği her anı ona güzellik sunarak öğreterek olmaz mı? herkese eşit davranabilecek kadar yüreğe sahip miyiz biz? herkese sevgisi, ilgisi kadar değer verecek insanlar mıyız biz? seslere ses katmadan alıp başımızı, kulağımızda ses, dilimizde bir nakarat olarak yaşayabilir miyiz? hangi şarkıya hasret gidebiliriz söyleseniz bir kere! ezbere bilsek onu da! ne zaman gidecek gibi olsanız sadece gidiyorum deseniz mesela. ne kırıp dökseniz ne de kalmasa bir uhde kalpte. öylece gidiyorum kırmadan ama değerinden kaybetmeden gidiyorum deseniz. boş yollarda olsa geldim ben ama dolmuyor yolum ben gidiyorum deseniz. elinizden tutarız evet, evet biraz çabalar bırakmayız. ama gidecekseniz siz zaten gidersiniz! sadece sevilen yönlerinizi unutturmadan, iyi olarak hatırlanarak gidin. belki hemen unutulacaksınız, belki gitmeniz o kadar doğru bir davranış olacak ki o bile size minnet duyacak, sırf gittiğiniz için. ama siz kağıdı yırta yırta gittikçe ne size kalır sıfatlar ne de ona söylenecek minnet. sevmek için yaratılmamış insanlar mısınız? sevgiyi yanlış mı buldunuz? o değil mi beklediğiniz? olmuyor mu? bırakın gidin, gidin ama  yüzünüz olsun dost kalmaya, tiksinmemişlik bırakın, aşk değil sevgi bırakın. olmuyor mu susun...  konuşarak yaraladığınız kadar yaralayamazsınız ne de olsa değil mi? yaralar çabuk geçer belki, geçer evet ama nereye kadar? sesinizi unutmasın mesela aşkınız, bir zamanlar olan aşkınız.  sizi unutsa bile  anıları hatırlayabilsin bırakın. sizi iyi hatırlasın.  sözleriniz onu yıkmadan belki de sizi tanımadığını anlatmadan henüz iyiyken gidin. keşke seni tanımamış olsaydım demesin mesela. her dinlediği şarkıda kendine acıyacak olmasın. az sevilen, belki sevilmeyen taraf olduğunu sanmasın mesela! bırakın sevdiğiniz zamanlardaki gibi kalsın anılarınız. bir daha siz olmayın, bir daha aşk sözcükleriyle bağlanmayın ama iyi kalın. kaybeder miyim diye sorun kendinize, ne aldınız cevapta? umurunuz da değil mi? sevmeyin siz o zaman, her sevgiyle birinin iyiliğinden parça alıp gitmeyin. söylesenize iyiyken gidebiliyor musunuz? mektup yazarak değil, bağırarak değil, öperek değil, sarılarak değil, yerden yere vurarak değil, iyiyken gidebiliyor musun sen onu söyle?

1 Ekim 2015 Perşembe

yolumuza kilit

şimdi seninle durdurmak vardı zamanı, km olduğunu dahi bilmeden elinden tutup çekiştirmek. ne yöne çeksem geldiğini, ne yöne çeksen geleceğimi bilmek vardı. içimizden çıkacak kısacık öyküler bizi oluşturuyorsa sen ve ben henüz bir paragrafta birlikte yaşlanamadık. ellerimiz henüz mürekkebi berbatlaştırmadı demek ki. şimdi seninle bilmek istemediğim sadece sen varsın diye olduğum bir yerde ölmek vardı. seni tanımadan seninle ölmek fikrine sıcak bakmak, ne kadar da zavallıca değil mi? hangi metni okuduklarında sana beni duyacaksın sence? şimdi seninle bir ağacın altında omuz omuza uyumak vardı! biraz sonra hayatın depremi yeniden dolacak damarlarıma ve ben o ana kadar sen de ben de ol istiyorum. sen varsan deprem umurumda mı? sen varsan ölmek zor mu? kısa kesitler yap ve bana postala hayatını. bensiz geçen ne kadar hüznün varsa hepsini anlat bana. seni hangi anlarda yalnız bırakmışım bana anlat. anlat ki tüm acılarında ben olayım, unutmazsın belki ama ben seni acınla kuşatırım, sevgimle harmanlarım. ben çok severim biliyor musun? seni olup olmadık şeyden kıskanmam mesela, arkadaşların cansa candır. ben çok severim bilir misin seni kaybetmek korkar ben olamam belki. geldiğinde gitmeyeceğine ikna eder misin beni? kulaklarım ne duymak istiyorsa hepsi sende, sensin. küçüklükten kalma kaç anın var? beni montajlayabilir misin tüm hayatına? yoksa benden saklaman yarara mı olur? sanırım zaman kutsal bir tapınak ve sen tapınaktaki tek yakutsun! ya varsın sonsuzluk için ya da yoksun benliğim için. ben nerede ve ne zamanda olduğunu bilmiyorum, belki seni görsem bile seni hissedemiyorum. mümkün olabilir mi? elini ellemeden, gözüne bakmadan senin sen olduğunu anlamak çok mu zor benim için? yazarken hitap ettiğimiz kişi bizsek, okurken muhatap alacağımız kim kalıyor? yolu daha fazla uzatırsak pimini çekecek son asker, bomba yankılanacak tüm kulaklarda. ve tüm pislikler  yolunu bulacak bir mecrada. ama sen ve ben iki köşe iki bucak biz. elimizde iki  yazı, dilimizde eski bir ninni, kaderimiz  aynı yönde belki ama yolumuz hep kilitli!

Bu da olsundu.

Baktık ki biraz daha düşünsek nefret edeceğiz, biraz daha baksak uyku haram olacak.
 Değmese de sevelim dedik. Zamanı boşverdik, Körleri bir de görmeyelim dedik. ama ne biz görmemezlikten gelebildik ne de onlar bizi gördü, aynı tas aynı hamam.
Çok sonraları bir daha düşünmeyelim dedik. Bir daha sevmeyelim! Kendimize ve birbirimize yalanı apaçık bir söz verdik böylece.
Zaman geldi, an tükendiama kalan sadece bizdik. Sokakda, orada, şurada ve içeride bir sürüydüler. Bakıyor ama görmüyorlardı ki bizi. Sanki sadece bakıyolardı, anlamak bir sonraki aşama bile değildi. Ve umut bizde olmayan umut! Yine de sevebilirdik oysa bizi bizim umduğumuz gibi sevmelerini umut edemezdik.
Hakkımız da değildi değil mi? Neden olsundu ki?
En iyi yoldu sadece yazmak ve gerisi için ne olacağını artık düşünmemek.

Görmüyorlardı, olsundu görmesinler!
Sevmiyorlardı, olsundu sevmesinler!
Okumuyorlardu bizi!
Tanır gibi bile yapmıyorlardı, olsundu!

Ve en çok da değer vermiyorlardı, olsundu değerdi!

Biz bize yeter miydik? Belki olmayan umudu bizde bulurduk, kim bilir. Bir satıra bir gülücük, bir kıtaya bin sevgi derken güçlenirdik, kim bilir. Belki de sadece yardım ederdik, kör de olsalar ederdik. Belki biz sevdirirdik birbirimize tüm ince detaylarıyla hayatı. Ama ya içinden çıkılmaz o sahte kahkahalar? Onları nerede kesecektik?

Kim bilir belki birgün oturur başbaşa sessizce ağlardık, biz olurduk, biz yeterdik.

Zeynep Özer

Özlediğim öyle çok şey var ki!

Çok özledim aslında  öyle uçtan uca.
Sıkılınca bir bir yazmayı da,
Susunca anlaşılmayı da!

Çok özledim aslında gözlerine bakmayı.
Sesini duyup yok olmayı da.
Kelimelere seni saklayıp bakmayı da.

Çok özledim aslında gelmeni beklemeyi.
Bir umuda yelken açıp öyle kalmamayı.
Okuduğum an bana seslenişi de.

Çok özledim aslında kıskanmanı,
İnceden mesajlarını üzerime alınmayı.
Sesime ses katmanı da.

Çok özledim aslında öylece elinden tutmayı.
Dalıp gidince  sen, nedenini sormayı da.
Uzakta da olsa renkler, çok özledim.

Sana bakmayı çok özledim.
Sana hitap etmeyi özledim.
Bana hitap etmeni.
Açık açık söylemleri...
Azıcık geçmişi, uzun geleceği çok özledim!

Zeynep Özer


Seslenmelerimi duyuyor musun?

umutsuzluğa kapılmak için doğru an var mıdır? ya  şuan, doğru an mı? yeri, zamanı fark eder mi? aslında öyle kötüyüm ki, öyle tükenmiş ve bitmek üzere bir bekleyişe girmişim ki!  ne kadar sesim de çıksa, gülsem de sen yokken olan her şey saçma.ne mi istiyorum? umudumu kaybetmememi sağlamanı... senin var olduğunu kanıtlamanı. 'varım ben, beni bekle' de mesela. bilmiyorsun ama ben beklerim, geleceğini bildiğim gibi  beklerim. zaten ne yapıyorum ki? mal gibi de bekliyorum işte, sen ses etmesen de ben seni bekliyorum! ama umudumla anlaşmazlığa düşmekteyiz. boşu boşuna bir umut selinde ilerliyorsun diyor bana her ses.  sen yoksun değil mi? sen varlığımı unutmuşsun belki de.  bir yanım umudu olmasa bile saklıyor bekleyişini.  bırakmak, pes etmek istemiyor. ona göre değil çünkü, ona göre değil sevmeleri bırakmalar. küçük bir umudu bile saklamalar... ben bu kadar haykırırken sen nasıl oluyor da susuyorsun? ben nereden alacağım umudumu? nasılım biliyor musun? neler yapıyorum? o kadar susmuşken, konuşmaya tereddüt etmeyeceksin değil mi?  belki de sen her kimsen beni gelip bulmayacaksın, belki de senin hayatındaki açılmayan bir sayfayım ben.  ve ben açık sayfa için umut ediyorum. salaklık değil mi bu? belki de yok olmuş bir aşka bel bağlıyorum.  peki hiç bilmediğin bir beni özlüyor musun? sana gizliden seslenmelerimi duyuyor musun? tükenmeyen umudumu duysan acaba ne derdin? söylesene saplantı mıyım ben? sence zaman beni sana getirecek mi? tüm bunları bir köşeye atmak istesem ben beni mi bırakmış olurum? söylesene! kolay mıdır?

Zeynep Özer

Aforizma

Aforizmalar diyarı gözlerin. Bir belirsizliğin en büyük aşinasısın sen! Kimliğinde senin adın yok, bir vecizden ibaret adın.
Aforizmalar diyarı kalemin. Gözleri yokluğun içinden, sözleri benliğinden.
Aforizmalar diyarı senin hislerin. Doldursan yer yok, boşa çıksa çöp.
Aforizmalar diyarı iliklerin. Kimliğini sobada yakmış, küllerinden yok olmuş.
Aforizmalar diyarı senin küslüklerin. Sesleri kesik, sitemleri kısık.
Aforizmalar diyarı kağıdın. Kalemin yazsa kin, yazmasa delilik!
Aforizmalar diyarı senin hiçliğin. Var olsan kabahat hayatın, yok olsan deliksiz bir uyku.


Zeynep Özer

Sen Öylesin!

Kimselerin seni tanımayacağını düşün. Gerçekten kim olduğunu bile bilemeyeceklerini. Evet seni seveceklerini ve değer verip baş köşeye oturtacaklarını da düşünebilirsin. Buna hiç bir şeyin etki edemeyeceğini düşün birde. Ama dönüp baktığında Seni tanımadıklarını ve seni bilmediklerini göreceksin. Belki de korkarsın kendini tanıtmaktan, belki de kendinden kaçıyorsundur...
Dışarıda yağmur yağacak. Öyle usul usul değil, fırtınalar alıp götürecek ağaçları... Sen gibi yalnız kalacak caddeler. Sense izleyeceksin usulca. Tıpkı içindeki fırtınanın bir birgünlerini alıp götürdüğünü izlediğin gibi izleyeceksin!
Sen öylesin çünkü, fırtına olmasa olmaz değil mi?
Sen öylesin çünkü, yaprakların dökülmezse zaman geçmez değil mi?
Sen öylesin çünkü, sesin çıkarsa bitemezsin değil mi?
Sen öylesin çünkü, kritik olmasa hayat  yaşamazsın değil mi?

Zeynep Özer

2 küçük an

seçimi yapamıyoruz, neyi kimi seveceğimizi, nasıl davranacağımızı bilmiyoruz. 2 küçük an içinde tıkılabiliyor ama anıları istediğimiz yerlere gönderemiyoruz. onlar ayrı bir küpün içinde biz ise anca bir dikdörtgene sığarız. ne biz o kadar küçülebiliyoruz ne de anılar zaman seçmeden çoğalabilir. Ayrı ayrı mevsimlerde farklı 2 yaşam gibiyiz. anılarımız ve biz. biz küçüldükçe anılara yaklaşıyoruz. ya öleceğiz o zaman ya da küçüleceğiz. ve yine seçim  bizim değil mi? hiç de elimizde olmayan bir seçim oysa ki bu! aklımızdan öyle geçiyor diye doğru diyebilir miyiz hayata? bence hayır! biz istiyoruz diye kap değştirecek değil ya anılar. zamanın küçük oyunlarıyla tepetaklak da olabilir oysa. ölmeden ama, yaşamadan da. ölmüyoruz çünkü ölsek anıları da yanımıza alacağız. istediklerimiz bir o zaman gerçek anlamda hayat bulacak bizim hayatsızlığımız da!

Zeynep Özer
13.03.2015

Bizi biz yapmak...

kısmen zamanı 2'ye bölsek, her kısmı ayrı ayrı inceleyebilsek. bir tarafta keşke yapsaydım dediklerimizin bizi götürdüğü yol, diğer tarafta  keşke yapmasaydım dediklerimizin götürdüğü yol. en baştan beri nelerin bizim yüzümüzden meydana geldiğini, kime nasıl zarar verdiğimizi görseydik böylece.  hatta yeni nesil diziler olsaydı bu hayat akımları. yeni umutlarımızla kalmazdık yarısında yolun.  keşkeleri görsek, sevmeyi bilsek...
mesela biz olunca ve bir başkası olunca neler değişecek, nasıl olacak? zaten kırılacaklarını bilselerdi ve içlerinde keşke yapsaydım demeyecekleri şeyleri yapsalardı. mesela pişman olmadan yaşasaydık, sonu ve sonsuzu  bilseydik. belki o zaman  daha yaşanılır bir döngümüz olurdu, belki de tamamen berbat bilmiyorum. bizi biz yapan seçimlerimiz ne de olsa değil mi? mahvolacak  bir hayata dalış yapardık 2'ye bölünen hayatla belki de  kim bilir? yalanlarımız, sevdiklerimiz,  nefret ettiklerimiz, hasretlerimiz,  anılarımız, sevemediklerimiz, yanında olamadıklarımız,  yakınımızda olmayanlar, sesini dahi duymadıklarımız, sesini duysak adını hece hece söylemediklerimiz, gözlerinde göremediklerimiz, kandırılışlarımız, sustuklarımız, bağırdıklarımız, çıtımızı çıkarsak biz olamayacaklarımız bir felaketi öyle böyle yenişimiz, yenilişimiz, ailemiz için, hayatımızı kaplayan biri için vazgeçtiklerimizin, belki hiç bir şey yapmayışlarımız, uğruna adadıklarımız, yürüdüğümüz yol, soluduğumuz hava ve en çokta kurduğumuz absürt ve uçsuz bucaksız hayallerimiz bizi biz yapar en çok da!


Zeynep Özer

Benlik Yok

 biraz daha uzağa bakma vakti belkide.
 gelip geçiyor uzaklara doğru hayat.
 sanki hâlâ yerinde olan bir benlik yok.
nereden geldiğini bilmiyorum, nereye gidecek?
o ise tam bir muamma, ve sen ne yapacaksın?
kime ne zara verdiğini bilmeye çalışacak mısın?
umurunda olacak mıyız?
bir bir çalacak mısın kapıları?
susacaksın sanırım.
içtenlikten öyle çok uzakta,
ve olan olduğu ile kalacak.
hayatına alıp defolup gidemediğin ile,
ya sen ya da biz kalacağız!
gözlerindeki renge şahit olamayacağız değil mi?
koşarken elimizden tutmayacaksın.
ardımızda kalacaksın belki,
öyle değil mi?
şimdiden sonraya 2 adım kalmışken,
sen yok mu oluyorsun?
bir bakmışsın ne sen kalmışsın,
ne de biz!
ve sular taşmış nehirlerden.
bir bakıma da kurumuş.
kurutmuşuz aslına bakarsanız!
azıcık daha kalabil diye çabalarken biz,
sen gitmişsin çoktan!
seni yok etmişiz biz.
unutmuşuz zamanla.
üzülmüş biraz biraz.

Zeynep Özer

21 Eylül 2015 Pazartesi

Bizi mi unutmuşlardı?

   Birden bire hayatına giren bir fon müziğidir kelimeler. Ve benim kelimelerim, onları bir uçurumun yeşillenmiş kenarında yapayalnızken buldum. Hem mutluydular, hem de mutsuz. Bir bakıma çevrelemişlerdi doğayı, ona güzellik sunmuşlardı. Ama bu benim gördüğümdü. Peki ya görmediğim ama diğerlerince apaçık olan? İşte orada bir hiçlik var diyorlardı. Uçurumun kenarında duran ve öylesine bir kaç  ıvır zıvırmış onlar meğer. İşte görünen!
 
   Birden bire hayatımdan atmak istedim tüm geride kalan ve o açıklığı görenleri. Neydi onlarda fazla, bende eksik? Neydi onlarda hiçlik, bende görünmezlik olan? Önemli miydi ya da tüm bunlar? Değildi! Ben almıştım, ben kullanmıştım! Benim için  vardı onlar ve kullanılmaya değer en güzel harflerin dansıma sahiplerdi.
 
   Birden fark ettim ki onları da kendime benzediği için sevmiştim. Tüm diğer  şeylere rağmen alıp başlarını gidemiyorlardı. Kaçınılmaz olanı bilseler de onlar da çabalıyorlardı. Ve işte yine onlar da bir tek çevreye yararlıydılar. Kendileri için bir şey yapamıyorlardı, yapamayacaklardı da.
Onlar da sadece seviyorlardı ve diğer hiç bir şeyi umursamıyorlardı. Bir kesinlikti ki onların da sonu yoktu! Kötü olmuyor muydu bu bana benzeyişleri? Şimdi onlar da ben de en güzel şeye sahiptik. Hem zaten böylesine aynıyken neden bıraksaydım ki onları? Nasıl bıraksaydım? Terk etmek diğerlerinin hiçliğine adil miydi? Onlarda da bir keşfedilmemişlik vardı, bende de. Sanki ben onları keşfederken, keşfolmamı bekliyorlardı. Sesimi değil kelimelerimi rehin almaktı amaçları. Ve oradan kalemime! En sevdiğim olmaya hak kazanmışlardı işte böylece.
   Biraz daha yazsak sanki o geçen zaman yok olacaktı. Onlarında bildiği  gibi durmak ancak aptalllık olurdu.

   Belki biraz durup düşünmeliydik. Neydi onlardaki hiçlik? Nedendi? Çok mu sevmişlerdi? Çok mu seviyorlardı? Yoksa körler miydi? Okuyamamış, görememişlerdi bizi. Evet kesinlikle onlar kördü. Yoksa biz bu kadar bizi görmüşken, onların yaptığı görmemezlik olurdu. Ne yani ciddi değiller miydi? Es geçmelerini göreceğimiz gerçeği hiç mi umursatmıyordu kendini? Yoksa bizi mi unutmuşlardı? Unutmak istemiş olabilirler miydi acaba?

10 Eylül 2015 Perşembe

Olamaz Mı?

Kendini hislerden uzaklaştırmış insanların gözleriyle bakıyordum hayata. Daha kolay olamazdı herhalde, düşünmemek hiç bu kadar  işime yaramayacaktı bence. Ne saatin kaç olduğu ne zamanın sınırı ne de  geçip giden sokak curcunası ilgimi çekmiyordu. Bunlar da bir şey mi desen, çıksan oradan belki ben de yaşadığımı  var sayardım.  Aslında hiç olmayan bir şeye sahip olacak kadar sevmedim ben kendimi, kendimi bulduğumu düşünmezken boşa harcayamazdım ki sevgimi. Bazı insanlar için hayat bir tepsidir, sunuş şekli meziyete göre değişse de tıkırında gider. Gitmeyen olayları olan bazılarıdır sadece. Bazı fasulyeden bitme, hasırla örülme insanlar.  Değere mai olacak kadar uyum sağlamaya çalışan zavallıcıklar. Uyum sağlanmasını isteyen hiç bir insan, ki buna sağlayan ve kırılan da dahil, sağlanılan uyumu bir türlü benimseyememiştir. Herkes gibi yadırgamıştır.  Zaman geçtikçe bazılarının aksine kendimizden daha da uzaklaşır oluyoruz. Uzatsak elimizi değemeyeceğimiz insanları  elimizi dahi kaldırmadan seveceklerimizden üstün tutmasak  daha mı iyi davranırdı bize hayat? Ya da henüz saptanmamış yanlışların dönülmez ufkunda mıyız?

9 Eylül 2015 Çarşamba

Güneşten alınan tüm enerji yitirilecek.
Herhalde biraz olsun kararması gerekiyor havanın, 
Biraz olsun dinginleşmesi rüzgarın. 
Eol arpı da sussun isterse, Susacak rüzgar. 
İsterse susacak sesler de.
Zeynep Özer 
Zamanın bazı şeyler için söyleyecek pek sözü kalmadığında mı düşünmeye başlıyoruz? Farkında olmadan yaşadığımız gerçeklik günyüzüne çıktığında mı? Aslında hiç fark etmiyor. Bazı şeyler gelmeden gidiyor, bazıları eol arpına nota oluyor. Biz de yaşıyoruz, büyüyoruz ve günü gelince gidiyoruz. 



Zeynep Özer

Hayır

Biz, ya bazı şeyleri unutmak ya da bazı şeyleri hatırlamak için yaşamıyor muyuz? 
Değil mi ki aklımız yanlışı hep geç fark etsin? 
Kollarını dolayamayacak olan zaman mıdır acaba! 
Niteliği görünmez olan yaşanmışlıklar, 
Gürültü, patırtı olmadan giden hayatlar, 
Umuda yenik düşüp olacak en güzel şekle bürünmeyen insanlar da ölür mü?
Yo, hayır göçüp gitmekten saymıyorum ölümü.
Her şeyi nihayetine erdirmekten açalım bu sefer bahsi.
Muradına ermişliğin ölümüdür bahis,
Kural açık; yaşadığın gibi öl!
Ama yol kapalı umduğun gibi bul, bulduğun gibi koru diye.



Zeynep Özer 

Fütursuzca!

Fütursuzca taşacak düşünceler bir gün.
Gökyüzü elaya dönmüş sanki.
Hani bir fırtına desen, kopmuş.
Halatın ucu çoktan suya bulanmış anlaşılan.
Hani kızıl güneş batıyor desen, 
Yer, gök birbirine karışmış.
Peki sıcaklığından ne yitirir gülücük?
Yoklukla kim imtihan eder denizi?
Ya soğuk ağaç kökleri,
Dibi taşa batmış fidanlar,
Soluğu kesilmiş orman,
Alamayacak mı intikam?
Hani bir yol vardır, uzunca.
Gidersen de uzar, uzadıkça...
Hani bir yer vardır, saklıca.
Sırrı çözersin, biter.
Hani dün'ya vardır,
Hani hoş'çakal?
Hani harikulade parmak uçları? Ya fütursuzca yaşamak,
Onu nerede asılı bıraktık?


Zeynep Özer 

Yol Uzun

Yol uzun, hayat avare. 
Nefes alırken bile şarkı söyler rüzgar bize. 


İnsanlar, onlara ne oldu sahip? 
Yoksa bıraktın mı onları? 


Daha kaç notaya kulak verecek, 
Kaç söze beste yapacaklardı oysa!

Yol uzun, sen kıskanç!
Bıraksaydın keşke güvercini havada,
Bıraksaydın gitseydi.


Zeynep Özer 

Aşar Bizi

Bazı anları yaşarken o kadar çok seviyoruz ki, sanki ölmeye yakışacak tek an gibi. 
Seviyoruz anı, seviyoruz yaşamı...

Sonra bağ kopuyor, tren bozuluyor. 
Hiç bir şey ters gitmiyor belki, doğru. 

Belki olanlar umurumuzda bile olmuyor artık. 
Ama bir şekilde içimizde yaşıyor her an. 
O anın saflığıyla yaşıyor. 

Henüz üzerine çamur sıçraması imkansızken, 
Henüz iyi ile kötü diye ayrılmamışken yaşıyor. 

Tüm öyküler, tüm öğrenciler zamana hapistir. 
Açsanız zaman kilidini kaçar hepsi, bir bir aşar bendleri. 
Daha kaç cana hayal kurmayı öğretecek kötülükleri göreceğiz,
Belli olmaz ama daha şimdiden taze hayal kokuyor buralar. 




Zeynep Özer 



Yapabilir misiniz?

Sıraya dizilmiş binlerce taşı birden yok edebilir misiniz? 
Elinizden hiç gelmeye gelmeye nereye kadar gidebilirsiniz? 
Sadece sessiz kalarak sevmiş sayılır mısınız peki? 
Hiç görmeden ya da. 
Hiç bilmeden. 


Şarkılar bir bir değişirken aynı kalabilir misiniz? 
Hiç bir neden yokken dediği an şarkılar siz susabilir misiniz? 
Bağırmadan? Hareketsizce? 






Zeynep Özer 

27 Ağustos 2015 Perşembe

Ben

Ben, kime ve neye göre ben?
Zamana göre karamsar veya bencil.
Çevreme göre kahkası bol bir hiçlik.
En iyi kim yerer kendini, benden gayri?
Ben, saçmalığı aşka benzetmiş sevmişim.
Sen, ben olamayacak kadar normalsindir.
Sorsan susar dilim, ama gözlerim?
Evet her halükarda gülerim!
Ben her gün bir başkası olamayacak benlik,
Kendi hakkımda bir kaç çıkarımda bulunmak istedim ve belkide biraz düşündüm.
Düşündüm mü, olanı olduğu gibi kabul mu ettim  bende bilmiyorum.
Yaptığım her ne ise sonucu bana gülmekten aldığım karamsarlığımı getirdi.
Nasılda suskun kalmış gülerken hıçkırıklar?
Nasıl görünmemiş yürüyen pıtır pıtır duygular.
Ben işte onların içinde varım veya onların içinde yokum.
Zaman beni bana getirmez ama ben gidip beni zamanın çukuruna atabilirim.
Neden göze alıyorum ki şimdi bunu?
Neden ölmekle ruhumu yok etmeyi bir tutmuyorum?
Ölümü seven bir ben var bende.
Yaşamı sadece sesi nahoş gelmezken seven.
Üzülünce de gülen ben,
Zamanla hissizleşir işte bu bendeki ben!



Zeynep Özer

23 Ağustos 2015 Pazar

Yok olsak da

Çok salakça belki ama her insanı sevmek gerçekten çok güzel şey,
Gözlerinle tanımadan, bilmeden bakmadan.
Yaptıklarına, yapacaklarına takılmadan sevmek.
Öyle çok değil ama...
Biraz az, biraz kırılgan, biraz salakça sevmek.
Çok sevmemek lazım zaten kimseyi.
Dinlediğimiz şiirlere takılı kalsak da sevsek.
Seslere aşık olsak da sevsek.
Olmamış gibi dünya yok olsak da sevsek!

Kısa Film Deliliği!

Merhaba  biraz kısa film sever biri oldum çıktım, genellikler morjee tv sitesinden izliyorum hatta  beğendiklerimi de aşağıya sıralıyorum hemen.
 VEE izleyen beğenen beğendiği kısa filmlerden  yoruma atabilir mi? Hatta böyle morjee gibi sitesi vs varsa o da süper olur!1 :) şimdiden sevgiler, teşekkürler!
Kısalar;
KOMEDİ
http://www.morjee.tv/thirst-susamak-suyun-degerini-iyi-anlamak-adina-harika-bir-kisa-film--44
(thirst/susamak)
DRAM

http://www.morjee.tv/leave-me-birak-beni-turkce-altyazili-romantik-kisa-film--30 (leave me/ bırak beni)
http://www.morjee.tv/helium-oscar-odullu-kisa-film--534 (helium/ oscar ödüllü)
http://www.morjee.tv/removed-uzaklastirilmis-turkce-altyazili--458 (removed/ uzaklaştırılmış)
http://www.morjee.tv/the-man-who-never-cried-hic-aglamayan-adam-turkce-altyazili--442  (the man who never cried/ hiç ağlamayan adam)
http://www.morjee.tv/manddom-turkce-altyazili--415 (manddom)
http://www.morjee.tv/gift-turkce-altyazili--377 (gift)
http://www.morjee.tv/tour-eiffel-turkce-altyazili--358 (tour eiffel)
http://www.morjee.tv/the-butterfly-circus-kelebek-sirki-turkce-altyazili--193 (butterfly circus/ kelebek sirki)(mükemmeldir)
http://www.morjee.tv/curfew-turkce-altyazili--71 (curfew)
http://www.morjee.tv/my-shoes-ayakkabilarim-sahip-oldugun-seylerin-degerini-bilmek-uzerine-harika-bir-kisa-film--33 (my shoes/ ayakkabılarım)
ROMANTİK
http://www.morjee.tv/lucky-blue-2007-ugurlu-mavi-kisa-film-isvec--546 (lucky blue/ uğurlu mavi)
http://www.morjee.tv/together-apart-bir-ask-kadar-uzak-asktan-hikayeler-romantik-kisa-film--520 (together apart)
http://www.morjee.tv/beyond-memories-anilarin-otesinde-ask-uzerine-harika-bir-kisa-film--515 (beyond memories/ anıların ötesinde)
http://www.morjee.tv/mixtape-turkce-altyazili--409 (mixtape)
http://www.morjee.tv/faubourg-saint-denis-turkce-altyazili--365 (faubourg saint-denis)
http://www.morjee.tv/pigalle-turkce-altyazili--362 (pigalle)
http://www.morjee.tv/bastille-turkce-altyazili--356 (pastille)
http://www.morjee.tv/quais-de-seine-turkce-altyazili--352 (quais de seine)
http://www.morjee.tv/montmartre-turkce-altyazili--351 (montmartre)
http://www.morjee.tv/hi-i-m-carl--262 ( hi I am carl)
http://www.morjee.tv/bottle--244 (bottle)
http://www.morjee.tv/signs-isaretler--150 (signs)
http://www.morjee.tv/a-thousand-words-bin-kelime--102 (a thousand words/bin kelime)
http://www.morjee.tv/paperman-kagit-adam-en-cok-sevilen-romantik-kisa-animasyonlardan-birisi--50 (paperman/kağıt adam)
http://www.morjee.tv/apricot-seftali-romantik-kisa-film--21 (apricot/ şeftali)
http://www.morjee.tv/long-branch-uzun-yolculuk-turkce-altyazili-romantik-komedi-kisa-film--31 (long branch/ uzun yolculuk)



Devamı gelecek :)

29 Temmuz 2015 Çarşamba

Anlatır mıyım?

Olaylar peş peşe gelişir ve biz elimiz kolumuz bağlanmış, bağlanmamış fark etmeksizin sessizce kalırız. Sesimiz çıksa soluğumuzu yitirmekten korkarız. Bazı vurguları vardır hayatın kendini bitirme dermişçesine düşer üzerimize. Bize bizden gidenleri anlatır, kendi kendimize yaptıklarımızın yanlışlığını sivri dille öğretir. Ve biz öğrendiklerimizden dolayı ne sızlanma evresinde ne de eksilme evresinde kalırız. Biz bizden giden veya gelene değil de ne olacağımıza, benliğimize bakmayı öğreniriz. Hani bir şarkı çalar ansızın sizden habersiz. Ulaşır o derine saklanmış acımak isteyen duygumuza. Sır gibidir bazı anlar ne biz bir daha duyumsamaya kendimizi adarız ne de başka birine anlatacak kadar gerçek hayata tutunabiliriz. Bu aralar şarkılar kaybetmişsiniz gibi çalmıyor mu size de? Yoksa ben kaybeden değil gerçeği görmeye alet olacak şeyi kabul edemiyor muyum? Değer vermek için  herkesin geç kaldığı anlara bodoslama atlamış tek kişi siz olmayın! Gelin değeri değere çarpıp nasıl kendimi kendime çaldığımı ben size anlatayım.

22 Temmuz 2015 Çarşamba

Devam Edelim

Bazı şeyleri çok uzun zamanlar isteriz. Olsun, olmasın bizim içimizde onu bekleyen hep bir köşemiz vardır. Kimimiz için anne,baba kimimiz için iş,aşk,yol,para ve niceleri de olabilir. Ve bazen o kadar çok istemişidir ki bu isteklerimiz duygu haline bürünüp bizi aldatmayı bile başarmıştır. Tesadüfen sıyrıldığımızda bunun farkına varmaksa bizi ne üzmüş ne de yaralamıştır. hayat için çok çabalayıp az istesek daha gerçek şeylerle yaşayabiliriz sanırım. Belki de aynen devam edip doğru bildiklerimizi  ne pahasına olursa olsun yaşayarak yıkmalı ve yolumuzu biz deneyimlerimizle çizmeliyiz. Bazı şeyler vardır olması zaman almalıdır ve biz onun için sadece beklemeyi öğrenmeliyiz. İsteklerimizle duygularımızı çığırından çıkartmamalıyız.Hangimizin kendi kendine kurmadığı hayalleri yok? Hangimiz çabaladığımızın ne kadar da olunmaz bir batakta olduğu bile bile elimize taşı alıp direnmiyoruz? Hepsini yapan biz neden sabra tahammül edemiyoruz? Kendimize verebileceğimiz en hayırlı şey düşüncemizken biz onu nasıl ikinci planda bırakmış olabiliriz ki? Zamanın koyup bizi gittiği anlarda onu fark etmezken olan oluyor ve hayat bitiyor. Durup şöyle sadece bize nasıl  baktığına bakmalıyız insanların. Gözler bizi nasıl görüyorsa biz de öyleyiz dememeliyiz. bizi gören gözün gerçekten biz gibi bize bakmak gibi bir amacı var mı? Dururken sadece bunu öğrensek koşar adım hayata yetişeceğiz. Biz kendi ayakları altında hiç bir kimseyi bırakmazken onların da yanında duramaz olmalıyız ki hayat devam edebilsin.



Zeynep Özer

24 Haziran 2015 Çarşamba

Yaşıyor Gibi

Sizin hiç zamanla yıkamadığınız alışkanlıklarınız oldu mu? İki ucu boklu değnek misali ne yapsanız sanki size zarar size ziyan. İnsanların hayatlarında belirli dönemler olduğuna inanıyorum. Farkında olmadan yaşamın bize sunduğu evreleri tek tek yaşıyoruz. Elimizi ayağımızı çekelim düşüncesiyle hayata bağlı yaşıyoruz. Kısım kısım öyküler gibiyiz aslında, henüz sonları yok, yolları farklı farklı. Değersiz bir kaç buruşmuş kağıttan arda kalmış  asıl parçayız, öyleyiz ama yine de sadece varız. Bize kattığı bir değer var mı? Yok. Hayatı düzene sokmada br yol gösterici mi? Hayır. Sonu da söylemiyor, neden böyle başladığını da. Şimdi kısa kesip öykünün sonunu yazsa diye dua ettiğimiz anların da varlığı varken içimizdeki yaşam sevgisi neden normal geliyor? Sevdiklerimiz için yaşamak mı kendimiz için yaşıyor gibi yapmamak mı? Kararlarını bizim, öyküsünü onun tamamladığı bir hayatı yaşamak, yaşıyor gibi yapmaktan daha zor çünkü. Gerçekten ne yapacağımızı bilmeden ilerlemek için yaşıyor gibi yapmak sanki sorumluluk almamak gibidir. Neticede kendimizi kandırmıyor muyuz?

19 Haziran 2015 Cuma

Gideceksin

fonda kırmızı bir nota
arkası gelmiyor seslerin.
oysa beklenen bu değil.
sıkıntısı büyüyor harflerin.
az ötede öldü, ölecek gibi
sıkıntıları ortalıkta bırakmışsın,
sevgili onlar bizim.
kirbit veya benzin,
yak öyleyse.
parmakların da his var mı?
kalbine nazaran daha da sağlam.
ellerin giderek unutacak dokuyu,
dikta edecek kimse kalmayacak,
sıkılacaksın sevgili, sıkılacaksın.
ve siyaha çalacak nota.
çıkacaksın, gideceksin sonra.
öyle ne uzak ne yakın.
gideceksin her nereye gidersen.



Zeynep Özer

Beklentiler

İnsanlardan o kadar çok  şey bekliyoruz ki. yapabilirler mi, yaparlar mı, onlar ister mi? Hangimiz bu soruların cevabını cidden merak ediyor? Tabi ki sadece hiç kimse. Peki ya hangimiz değişime kurban etmiyoruz sevdiklerimizi? Hangimiz onlara bunu söylemesek de zorunda bırakmıyoruz? Yaptıklarımız onları oyunu, hileye, taktik uygulamaya itiyorsa nerede kalıyor ki saf sevgi? Öyle her istenen fütursuzca söylenmez tabi ki. Ama labirent gibi her şeyi bir oyunla idame ettireceksek nerede kaldı bizim sevgimiz? Nerede insaniyet? İstemeye istemeye değişiyoruz ve bunun, insanlara daha sert olmanın, onlara daha iyi geldiğini görüyoruz. Ama bizi mutlu ediyor mu, onu bilmiyorum. Çünkü biz onlara kendimizi, kendimiz olmamıza izin verilmeyen bir dille anlatıyoruz. Bizi mutlu edecek şey değil bu belki ama onları adam edeceğe benziyor. Asırlardır böyle miydi? Yoksa bir kaç ayın türettiği geleneksel bir yakarış mı bu? kimsenin bilmeyi istediğini sanmıyorum. Çünkü  bu profesyonellik için tehlike arz ediyor olabilir.

Zeynep Özer

18 Haziran 2015 Perşembe

biz bize yeterdik

birden bire hayatına giren bir fon müziğidir kelimeler. ve benim kelimeleri, onları bir uçurumun yeşillenmiş kenarında yapayalnızken buldum. hem mutlu hem mutsuzlardı. bir bakıma çevrelemişlerdi doğayı, ona sundukları güzellikti aslında. ama bu benim gördüğümdü. diğerlerince apaçık olan ve benim göremediğim peki? orada bir hiçlik var, diyorlardı onlar. uçurumun kenarında duran ve öylesine bir kaç ıvır zıvırmış onlar meğer, görebilen gözlerin gördüğü kadarıyla.

birden bire hayatımdan atmak istedim tüm geride kalan ve o açıklığı görenleri.neydi onlarda fazla bende eksik? neydi onlarda hiçlik, bende görünmezlik olan? ya da önemli miydi tüm cevaplar? değildi, değil. ben almış ve kullanmıştım tüm o uçurum kenarındaki eksikliği. benim için vardı onlar, onlar kullanılmaya değer en güzel harflerin dansıydı.

birden fark ettim ki onları da kendime benzediği için sevmiştim. tüm diğer şeylere rağmen alıp başlarını alıp gidemiyorlardı. ve işte yine onlar da bir tek çevreye yararlıydılar. kendileri için bir şey yapamayan bana ne de çok benziyorlardı.

onlar da sadece seviyordu, diğer hiç bir şeyi umursamıyorlardı. bir  kesinlikti ki onların da sonu yoktu, benim de. kötü mü olmuştu şimdi? hayır, şimdi onlar da  ben de en güzel şeye sahiptik. bu kadar aynıyken nasıl ve neden bırakırdım ki onları? neden diğerlerinin hiçliğine terk etseydim ki?

onların da keşfedilmemiş bir yanları vardı sanki. ben onları keşfederken, keşfedeceklerdi sanki beni. sesime ulaşmayı değil de yazımla hayat bulmayı ister gibiydiler. en sevdiğim olmayı iyi biliyorlardı.

biraz oturup yazalım desek ve biraz biraz daha, sanki o geçen zaman yok olacaktı. sanki zaman olmayacaktı. onların da bildiği gibi zaten biz durmayacaktık.

belki biraz durup düşünmeliydik. neydi onlarda ki hiçlik? nedendi? çok mu seviyorlardı? çok köreltmiş olmalıydı bu huyları onları.  okuyamamış, görememişlerdi bizi. evet kesinlikle kördü onlar.  yoksa biz bu kadar bizi görmüşken onların yaptığı olsa olsa 'görmemezlik' olurdu. ne yani ciddi değiller miydi? es geçmelerini göreceğimiz gerçeği hiç mi umursatmıyordu kendini? yoksa bizi mi unutmuşlardı?  ya da unutmak istediler, ne diyebiliriz ki? yol uzun, erkenden çıksınlar da geç kalmasınlar öyleyse.

baktık ki biraz daha düşünsek nefret edeceğiz, uyku haram olacak. değmese de sevelim dedik. sevgi ki bizden çıkıyor onları ne ilgilendirir?  körleri bir de biz görmemezlikten gelelim dedik bir ara. sonuç mu ne biz görmemezlikten gelebildik ne de onlar hatırlamak istedi.

epey sonra kendimize apaçık bir yalan söyledik. apaçık bir sözde söz verdik. bir daha sevmeyecek bir daha düşünmeyecektik. bu kadardı işte, bu kadar kolay!

sokakta, orada, şurada, burada, içeride ya da dışarıda bir sürüydüler. bir tek kalan yine biz olduk. bakmasına bakıyorlardı bize ama gördüklerini pek söyleyemem. anlamak onların bir sonraki safhaya bıraktığı bir eylemdi. bir aşama bile değildi henüz. umut ise bizde olmayan ve gereksiz tek şeydi. yine de sevebilirdik biz onları, çünkü biz kimse için yapmıyorduk ki bunu. sevmek istersek sever, söylemek istersen söylerdik. gurur, yalan, kibir, ego pek umursanası şeylermiş gibi gelmiyordu bize.

onların da bizi sevmesini umabilirdik ama ne hakkımız vardı? yoktu. o yüzden biz yine en iyi yolu seçtik ve yazık, yazdık.  bizim bize kadar olduğumuzu biliyorlardı demek ki. kendimize umut olurduk biz. kim bilir bir satıra bir gülümseme bir kıtaya bir sevgi der ve biz değerlenirdik. biz bize yetecektik belki de. hayat bunu öğretiyordu sanırım. kapısı açık olan bu sevgiyi bulan başkaları da olabilirdi belki. daha fazla da yardım ederdik halbuki. körlere görmeyi bile öğretecek cesaretimiz vardı.

biz tüm ince detayları sevebilirdik bir gün hayatın. içinden çıkılmaz olmayı bırakabirdi bir gün kahkahalar. belki bir gün birlikte ağlardık. belki gülerdik. belki giderdik. ama biz yine bize yeterdik.



Zeynep Özer

17 Haziran 2015 Çarşamba

Ayna Kadar Olamadık

Bu aralar içimdeki olmayanın veya adını koyamadığım şeyin ne olduğunu  buldum. İçimde yaşamı henüz tadamamış duygular var sanırım. Duygu mu derseniz de onu da bilemem. Ama yaşamı henüz tatmadığı o kadar belli ki. Kafamdan fırlayıp gitmek istiyor ve etten duvarlar onu tutuyor sanırım. içeriye hapsolması için bir cezası mı? Neden o yaşamazsa ben de eksik kalıyorum. İşte beynime yeni soru'nlar. Hangi kapıyı çalacağını bilmeyen misafir gibi bir o yana bir bu yana bakıp duruyor. Yönünü bilemeyince insan kaybolur. Kaybolacak, yakındır. Yakındır o da yaşamayı öğrenecek, yaşadıkça yitecek.  Çevreme bakınca neler görüyorum değil, bakmayı istiyor muyum demeliyim. Neler gördüğüm, kimin beni nasıl gördüğü ve en çok da nasıl göründüğüm; hiç mi hiç umuruma yaklaşamıyor bu  aralar. Soyutlanmak için doğmuş gibiler ve ben onları artık rutinime dahil etmeyeceğim. Onlar ben değil, ben de onlar. İçi ne derse insanın dışına da o yansımalı. Bir sürü zımpırtı, telaş niye? Bebekler neden sevilir? Saftırlar, yokluktur onlardaki. Anne sütü kadar bir şeye tamah ederler ve her hareketlerini insanları umursayarak yapmazlar. Biz neden değişiyoruz öyleyse? Neden birileri için var olma duygusu ile yaşıyoruz mesela? Kendimiz için var olamaz mıyız? Biz onlar baksın, onlar beğensin derken aynadakine değer verir olmuşuz. İçeride dönen dünyayı hep bir arka plana atmakta ustalaşmışız. Ayna gerçeği yansıtmadığı için dua edip sevinçten 4 köşe de olmuşuzdur, yalanlayamayız. Bir gün acaba tüm bunları bir köşeye bırakıp, onlardan soyutlanıp kendimiz için huzura erecek miyiz?  Haysiyet, hayat ve hassasiyet bize kadarı yetecek mi bunların? Yoksa hep eskiltip yok mu edeceğiz? İçimdeki o yaşamayan şey aslında en çok da benim. Kilitler kilit üzerine çünkü gözlerimin önünde. Ellerim hep kumaş parçalarına mahzen. Gözlerimde yüzümde ağır bir yük! Beynim desen  bir ayna etmiyorsa kim umursar? Evet bir ayna kadar dahi olamadık. Bizi bile yansıtamadık. Yaşamayan biz değilsek kim o halde?


Zeynep Özer

16 Haziran 2015 Salı

Kocaman olan biz miyiz gerçekten?

Kocaman bir hayatımız var değil mi?  Büyük olan ne varsa ayak ucumuzda bize itaat etmek için çırpınıyor. Böyle deyince akla hep güzel şeylermiş gibi geliyor değil mi? Mutluluk, yaşam, sağlık en büyük ve tek büyük bunlardan ibaret gibi. Olumsuz bir şey olamaz gibi. Gelmesi ile olması bir olmuyor fakat her şeyin. Her şey bize uymuyor. Hayal dahi edemediğimiz şeyleri yaşarken bulmaz mıyız çoğu zaman kendimizi? Ummadığımız taş mesela, hiç mi baş yarmadı? Bizi en iyi bilen, en çok gözlemleme şansı olan hayat değil mi? Atacağımız adımı daha biz düşünmeden, kumpaslara sokan da. Yakamızdaki damgayı en ince ayrıntısıyla söküp alabilecek olan da o. Ve o kadar aciziz ki bizler. Hâlâ olamayışların ucundaki halkaya yalvarmaktayız. Çocuğun hayalini de, büyüğün düşlerini de o sona erdirmez mi? En çok bundan almıyor mu zevki? Bence patron o ve emirleri gayet nokta atışı. Disiplin desen En fiyakalısından, imtihan için sanki biçilmiş kaftan...


Zeynep Özer

14 Haziran 2015 Pazar

Olduğun gibi?

Olduğu gibi görünmek ve göründüğü gibi olmak, aynı şeyleri mi çağrıştırıyor aklınızda? Evet ise henüz 'kendimiz olarak'  'mutlu'  olamamışızdır. Bizi biz yapan değerlerle, insanlar bizi yaralar olmuş. Dizimizin kanaması da robotsu tavırlarımız da onları vazgeçirmemiş.  Boşuna çabaladığımızı anladığımız an, neden cidden biz, sadece biz olduğumuz an?  İçerisinde bulunduğumuz göz kapaklarımız neden saklıyor ki 'bizi'?  En çok biz olduğumuz anlarda sevilmek ve mutlu olmak isteriz. Ama en çok rol yaptığımız da yanımızda  olur insanlar. Ve biz,  biz rollerimizi hayatımız sanarız. Biter diye korkarız artık, çünkü başlangıçlar hep sonları hatırlatır. Her zaman haklı olmak istediğini  ya da benlik duygusuyla yürümeyi çok mu çok görüyorsunuz?  Öyleyse 'bizi'  yanlış tanımak istiyorsunuz.

Zeynep Özer

10 Haziran 2015 Çarşamba

susalım

denk mi getiriyor hayat bilemiyorum.  yok mu edeyim  var olarak güzel mi? bazen gırtlağından tutup kelimelerin sıkmak geliyor içimden, bazen elinden tutup sıkmak.  elimde olsa kelimeleri alır cebime öyle gezerim. tepkilerimi de yazarak belirtirim. birinin beni anlaması önemli mi? hayır değil. çünkü zaten anlasalar da bir şey değişmiyor. bir tek kelimelerin yanımda olduğu bir hayata  gerek mi duymalıyım? acaba sadece onlar mı gerekiyor? bazen cidden düşünmüyor değilim. bıraksam konuşmasam belki daha iyi anlarlar beni. belki de defolup giderler, kim ne belli olur. uzak durak gerekiyor sanırım, öyle çok yakından bakmamak. fısıldamamak lazım sesinden ışık hızında. içinden gelmeden gitmek gerek belki.

Zeynep Özer

Kısaltın Anıları

Kısaltın anları. Öyle çok uzaktan bakar olmuşuz ki onlara. Gidelim demişiz ve geri gelmişiz o anların verdiği tutsaklıkla.  Hangi hırsımızı içimize gömmeden yaşayabiliriz ki biz? Fırtınaları olamayan bir kalem ve biz. Bu kadar zıt kutup olmak zorunda mıyız? Şahane şeyleri istesek olacak değil mi aslında? Suç bizim ki biz hep olana razı olanlardan olmuşuz. Gözlerimizi öyle umarsızca yukarılara dikmemişiz. Suç olarak görmediğim bir yanım oysa ki. Öylesine sevdiğim hatta. Ne gerek var dediğim şeylerin en baş listesi. Sıramız gelince sırtımızdan vuranın aslında bizim tam da kendimiz olduğumuzu öğreneceğiz. Bir hayat ki bize vereceği en boktan şeyi durup durup karşımıza çıkarırken, o olacağı yüksek ihtimallerde yüzen yaşantıları gizli kapılar ardına saklıyor. isteyelim de isteyelim istiyor. Hep daha iyisini, daha da mükemmelini... Biz yetinmeyi biliyorsak?  Biz aha, şaha gelmiyorsak? Bıraksa bizi kabullenişimize olmaz mı? Olmuyor demek ki. Olmayacak ne kadar şey varsa olmuyor. Olacak şeyler de olmuyor.

Zeynep Özer

29 Mayıs 2015 Cuma

Sıfırdan Başlamak

herkesin hayalini kurduğu hatta kiminin yıllarca sahip olduğu sığınakları vardır. ahım, şahım olmayan hemde. nerede dökük, eski, ilgi çekmeyecek şey ve yer hatta insan varsa onu sığınak ediniriz kendimize. aslında bazı insanlar  öyle çok hak ederler ki sığınak olmayı. gizli gizli onun yanında belirmeyi istersin, her zaman. o üzse de o kırsa da yine ona anlatmayı istersin mesela. kıyıda köşede gizlediğin o insana... küçükken bir ağaç gövdesi, hurda araba belki de yıkık bir kulübeyi sığınak olarak isterdik hepimiz. belki de bazıları da benim gibi kağıt ve kalemde bulabilmiştir kendini.  o sığınaklardan birine gidip orada öyle bir saklanmak sterim ki, dünya o an beni unutmalı. ve böylece kimse düşmezdi peşime.  yazılar bu konuda bana epey sırdaş oldular aslında. öyle ki insanlar yazdıklarımın sadece benim izin verdiğim kısmını okuyabilir ve ben onlarda bile anlaşılmayacak bir sürü sırrımı, derdimi paylaşırım yine de bana saklı kalır. ya da beni gerçekten anlamaya çalışan seven biri belki çözebilir, emin değilim.
bazı günler bizi, biz de bazı günleri  sıfırdan yaratırız.  öylesine bir gündür, hiç bir şey olmamıştır. ve sonradan da olmayacak dediğimiz bir çok şey olur, biter. ya sizi yıkarak ya da yıkayarak sıfırdan başlamanıza yol açar. ya bir kaşık suda ya da okyanusta misali.  sıfır o kadar engin bir kelime ki aslında ... sıfıra düşmek/sıfırdan başlamak.

hangimiz bir günün gelip bizi sıfırdan bir yaşama atacağına inanırız? ben inanmak isterim, inanamam. umut edip sonunda kazanacağıma.   nedensizce her işe umutsuzca başlıyorum.  bazen de umut öyle ummadığım yerde geliyor ki, tabi ki sonradan da bir güzel yitiyor.  bu yüzden karamsar olabilir miyim?
karamsar olduğu için karamsar olan insan!  farkındalık yaratamayacak bir genelleme oldu bu. bazen amaçsızca yürürken insanları süzüyorum, izliyorum. yakınımda olanlar da dahil iki farklı davranışla karşılıyorlar insanları.  o halleri ile bana çok uzaklar aslında, yakın dediğime bakmayın siz. aslında hayatım boyunca  her zaman uzak-yakın fark etmeksizin yanımda olacak , beni benden anlayacak birisi olsun istemişimdir.  çok iyi bir arkadaş vs sevgili.  istemek öyle başarmanın yarısı değil her zaman.  bazı şeyler bize bağlı değil işte.
bazen yazmak için ideal ama konuşmak için fazla düşündüğü yapan ve söyleyen birisin diyorum kendime. yazarken ben olmaya o kadar alışığım ki. dinleyen var  mı? okuyan var mı? vs  hiç biri umurunda olmuyor. yazmasaydım ben nasıl biri olurdum demekten kendimi alamıyorum. o yüzden konuşurken belli bir raddede kendimi susmaktan alıkoyamıyorum. yapmacıklaşıyor düşüncelerim. adamına göre muamele...


Zeynep Özer

Zamansal Soyutluk

Zamana fazla mı güveniyoruz?
Gelip geçmesi gerekiyor sadece aslında.
Sadece ve sadece öylesine gitmesi.
Onun bundan hiç bir çıkarı yok oysa ki.
Ne bize bahşedeceği yenilgileri var,
Ne de bir kaç kırıntı mutluluğu.
Olan, olmayan ne kadar şey varsa,
Biz de aksine hep ondan ister olduk.
Zamana bırakalı hiç bir şey olmaz oldu.
Biz beklemeyi öğrenir olduk sadece.
Gitmemeyi, her yerde var olmayı birazda.
Sevgiyi de, nefreti de zamana bırakıyoruz.
Gelmişe, geçmişe ve en çok da geleceği olmayana.
Yok olana, varlığı sükut ile var olana.
Biz, en çok bizi boşluğu bırakmışız aslında.
Suskunluğumuzu denize salmışız, okyanusta yıpranmış.
Biz yok olmayı, sevmeyi kaybetmişiz aslında.
En çok zamanı yakmışız be biz,
En çok ona yüklemişiz hayallerimizi.
Ne istediysek onda bulmayı ummuşuz,
Neden nefret ettiysek o alsın istemişiz.
Zaman, o bizi soyutluğuyla ezmiş sadece.
Biz sadece  bir o kadar daha,
Ve en az o kadar da somut yok olmuşuz.


Zeynep Özer

21 Mayıs 2015 Perşembe

Gökyüzü

Zamanın hırçın bir köşesiyiz seninle,
Çalan kapı zilinin olmayan tokmağı belki...
Söylenemeyecek şeylerin sığdırıldığı dakikalar da olabiliriz,
Devam edilmeyen tartışmalarda.
Az sonra gelecek olan misafirsin sen,
Elektrik gitmiş gibi her yerde.
Ben de öylece bakıyorum kapı eşiğine.
Bakınıyorum sağa, sola...
Köşe başında çığırtkan bir çocuk,
Annesini bin bir dakika beklemeye takâti yok.
Bir minik serçe dolanıyor ufukta,
Üst komşu ol desem, olur mu?
Benim bir şeyler fısıldayacağımı mı sanıyor acaba?
Denize yakınlaştıkça daha bir kısılıyor sesim,
Biliyor mu acaba?
Serçe de bekliyor sanırım...
Bir kaç asır sonrasına yetecek kadar umudumuz var aslında,
Sadece onları da bin küsür derinimizde saklıyoruz.
Harikulade düşüncelerimiz var bizim,
Adi silgilerin defterimizde bıraktığı izler misali.
Bugün elimde hafif bir yanıkla  uyandım.
Omzumda  inceden bir de sızı.
Bir kaç nakarat aklıma gelen,
Onu,  rüzgar alıp götürüyor sanki.
Gökyüzü daha 2 damlacık akmadan
Nasıl da ıslattın bizi?
Bizi olmayan halimize bırakmış gibisin.
Tekne kazıntısı yazılar da,
Fenerin yoksul kalmış yalnızlığında,
Olmayışının kulağıma çalındığı boş sokaklarda,
Ve en çok ölülerin yollarına baktığımda,
Bıraktın sen bizi...
Üzerine düştüğüm bir tek sen varsın oysa.



Zeynep Özer

18 Mayıs 2015 Pazartesi

yaşamak


sanırım bazı şeylerin zamanı gelmeyecek.
olacak dediklerimiz belki de öylece lafta kalacak.
fısıldadıklarımızdan çok bağırdıklarımız duyulmaz olmuş.
kulaklarımızda tıkaç ile dolanalı daha kaç yıl oldu ki?
gecelerin getirdiği hüzne kapılmayı bırakalı kaç saniye oldu?
programları bir bir tersine getiriyorsak eğer,
hayatı pek de yaşıyor sayılmayız değil mi?
belki de hayatın yaşanılacak kısmı yoktur.
varsa bile bundan bize ne?
biz yaşayamadıktan sonra ne önemi var?
eline bir çantayı alıp kaçamadıktan,
aklına sızan derdin olmadan yaşamak!
yaşamak  bu mudur?
nedir ki yaşamak?
hava buz gibiyken rüzgara inat koşmak mı?
yakan sıcaklıkta dağ bayır dolanmak mı?
nasıl yaz/kış demeden dışarda dolanabiliyorsak,
herkesi olduğu gibi kabul edip, olduğun gibi yaşamak mı?
cidden illa bir kalıba mı sokmak lazım?
böyle mi hayatınız?
hayır mı, yaşamıyorsunuz!
bu kadar mıdır acaba?



Zeynep Özer

30 Nisan 2015 Perşembe

Dur

bugün günlerden biraz eski olma günü sanırım. her zaman yaptığını yapma günü. bir kere daha nasıl olmaz, nasıl olur bilememek üzerine açılmış sayfalardan oluşan gün.  yarım yamalak bir kaç kilime yapılmış iki gram yama gibi saçmalayabilir mi hayat?  biraz düşününce insanın kendisinden vazgeçmek gibi derdi olmadığını anlamak çok acı.  aslında tüm derdimizin biz olmak ya da hiç olmak olması gerekiyor değil mi? olamıyoruz işte. ne istediğimiz insan olabiliyoruz ne de olduğumuzla barışa biliyoruz.

Zeynep Özer

29 Nisan 2015 Çarşamba

Olmak-1

Benim olmak:1
Birinin hayatında benim olmak kadar sıra dışı gibi duran bir anlaşılmazlık daha var mıdır? Ben dediğinde içinde birinin daha hissini barındırmak, ve ona da senden  bırakmak. Aslı astarı var mıdır? Gerçekliği tartışılır mı? Evet, bu gibi sorularla çelişir her birimiz kafası. Fokur fokur kuşku uyur. Ama konduramayız da. En güzel yanı da bu galiba. Aşk biraz zıt kutupların birleşimi, çoğunlukla da kıtalar arası  bir benzerlik sembolü bence. Öylesine bir düşünce bile gidip onda parlıyorsa daha başka ne denebilir ki? Bir an geliyor ve beynini ikiye ayırıyorsun ve  her iki taraf da bir yarışma potansiyelinde. Biri ben derken, diğeri ise neden ben değil diyor. Düşünmek için yarış? Ne kadar da banel değil mi?  Sen de statü ayrımcılığı yapamıyorsun ve de onu düşünecek kısmı seçemiyorsun. Ne mi oluyor? Her an, her dakika  sen ve beynin, kalbinizin saldırısına uğruyorsunuz. Sanki bir ses içeriden sürekli onu fısıldıyor ya da o sürekli içerinde onu düşün diye çırpınıyor. Şimdi düşün, o an düşün diye. Anlayacağınız biri sizin aklınıza ve kalbinize hakimiyet kurmak istiyor. Buna da 'Aşk.' diyoruz.
Aşk diyoruz ama, acaba ne kadarını yaşıyoruz? Ya da yaşadığımız aşktan ne kadar eminiz? Aslında bir emin olma hali olmalı mı, bilmiyorum. Olunmaz aslında, gerçek olan bu. Çünkü ne kadar aynı gibi dursa da herkese göre aşkın tanımı da detayı da farklıdır. Sevgisi de farklı değil midir ki insanların? Kimi çok  narindir, kimi ise vurdum duymaz. Gerçi aşk bu değil mi? Birinin gidip o zıt kutbunu bulması, daha doğrusu onu olmaları gereken yere doğru çekiştirmesi.


Zeynep Özer

Pırıltını Bırak

İki gün daha uzak durmalısın güneş, 
Tren ha kaçtı, ha kaçacak. 
Fikrinden çıkan o okları sakla, 
İki güz sonra, onları isteyen olacak. 
Beklenmedik bir yolcu düşecek ardına, 
Adını sormayacaksın.
Sorma, söylemez.
O da sormayacak tabi,
O da.

Az ileride pırıltını bırak güneş,
İsteyen olursa hasret gidersin.
Gelen olursa, ses etsin.
Çemberin dışından bir ses gelirse, dur.
Pek sevmezsin aslında sen yabancıları.
Yabancılar alır seni, götürür.
Haklısın.
Oysa, çoksun sen.
Bitmez, yitmezsin.
Vaktiyle gelen aşka inat,
Ses etmezsin. 


Zeynep Özer 

9 Mart 2015 Pazartesi

sevmek olmayınca

sevmek olmayınca boşluğun fevkalade bir üyesine benziyor gözlerim.
bir daha hiç yürüyemeyecek bir karınca gibi,
geleceklere karşı korunmasız.
uğruna yazamamaktır sevgisizlik.
yazıların hep aynı kelimeleri çağırdığı andır.
sevginin yokluğu yan yana giden iki muhtelif ses gibidir.
sağa dönsen yokluk, sola dönsen... öyle bir şey.
yaşam desen iki satır ileride bile değil gibi.
hırslar ölümsüzlükten nasibini almamış gibi de biraz.,.
öyle ki elinin tersi ile bile atmış olabilir.
sevgi olmayınca şarkıları beğenmez, şiirlerde anlam bulamamış olmuştur belki kalp.
beyin işlevselliğinin bir kısmını düşünmeme adına saklamıştır.
kim bilir yaşamanın aslı olmayınca kaybetmek de kazanmak da olmamıştır.

anlatsaydı ya beni...

dinlediğim şiirlerin, şarkıların beni ve hayatımı anlatmadığını hissetmek hiç iyi gelmiyor artık. olmamışlık ile olacaklık arasında yok olmuş gibi sessiz kalamıyorum. seslerim ise sadece taklit belirtir olmuş. cemal süreya'nın dediği gibi kafamdaki biletleri almış olmayı isterdim. bir şeyleri almış olmayı ve bitirmeyi. bilmeyi, ne yapacağını dibine kadar bilmeyi.
şiir dinleyerek kendimi bulmayı isterdim, beni anlatsın ben de dinleyeyim. öyle bir anlatsın ki sanki ben yazmışım ama geçmişe yollamışım. ceyhun yılmaz seslendirse mesela dinlesem, kendime kendi dilimden anlayış katsaydım.
mesela şimdi olduğu gibi saçmalasaydım. keşke tutup götürseydi sular, duyguları mı beni mi götürdüğünü bilemeden.

27 Şubat 2015 Cuma

Söylesene Sen

harici bir an yaşayalım seninle.
ben sana sorular sorarken kaybolan ay, sen bana bakarken ölmüş kömür ol.
şarkılar dinlerken dans eder bulalım kendimizi.
mesela yerdeki, gökteki ne varsa hesaplayıp düşünelim.
bizi biz  yapacaksa eğer seni de sevelim.
birlikte.
belki biraz da beni.
ya da unutalım şimdi seni, ben,.
biz olsak ya.
öyle umut falan da yokken.
olanla.
olmayanla.
belki de geç kaldık.
belki henüz çok erkendir.
sanki en derli toplu saatlerimdeyim. işim yok.
sen yoksun.
yazılar var.
şarkılar var.
yürünecek tonlarca yol gidecek sürüyle yön var.
onlar varken sen yoksun herhalde.
yoksa ben mi şizofrene bağlıyorum?
söylesene sen.
 beni seni cidden seviyor muyum?