11 Şubat 2016 Perşembe

Yanan Tüm Işıklardan Geçmişiz


                                                                                                                                             13.11.2015

Gerçek hayta dönsek sapaktan,
Ne kadar yolumuz var daha?
Uyuşmuş ayaklarımız, ağır düşlerimiz.
Daha ne kadar gideceğiz?
Son bulacak mı bir yerde, birinde?
Pencereden pervanelere uzanan sıcaklık,
Küçük küçük şişeler var etrafta.
Ellerde kıytırık bir senfoni,
Gidilecek kadar gitmişiz meğer,
En çok bizden AMA.
En çok olmayan yanımızdan hatta ve katta.
Yanan tüm ışıklardan geçmişiz.
Tüm doğrulara kelepçe takmışız.
Söylenenleri değil anlatılanları dinlemişiz.
Geçip giderken yolda olanları bulmuşuz.
Yolda kalmışız giderken biz.
Daha ne kadar kalacağız?
Gidilecek kadar gittiysek eğer?
Nereye gidiyoruz?
Kendimizi aldık mı sırtımıza?
En çok bizden,
En çok olmayan yanımızdan,
Nereye gidiyoruz?


                                             Zeynep ÖZER

4 Şubat 2016 Perşembe

henüz her günün yolunun başında değil miyiz zaten?

kendi kendine konuşan insanlar topluluğundan,
tekelleşmiş kalabalıklara dek hepimiz var olmak çabasıyla gidip geliyoruz.
kimine göre ellerimizde birer acı, kimine göre yokluk sevdası.
bugünlerde aklımda olmayan her şey için suçlayacak insanlar arıyorum  gibi.
belki o zamanlar daha da kendini tanıyan bir birey olacağımı sanıyorumdur.
gözümü kapadığımda gerçekten ne istiyorsam,  o gözümün önüne gelir.
izlediğim absürt olaylar,
sevdiğim küçük kıskançlıklar her biri daha bir gerçek olabilir mi?
kırmızıya çalan gökyüzü ve sen.
sen, gerçekten hitap ettiğim kişi misin ki?
buldum desem mesela, olmayınca üzülür müyüm?
bilmiyorum.
seni tanıyalı ne kadar zaman oldu?  olacak?
birinin gözlerinin içi,  benim gözlerimin içine bakmadan birini tanımak?
bu benim için eksik tanımak ve tanışmamış olmak demektir.
durup dururken bir sürü insan tanıyoruz.
bir sürü gözle iletişime geçiyoruz ve her biriyle bağımız ayrı.
birinin gözü, birinin gülüşü veya hırçınlığı her şey böyle.
benim aşk tanımım böyle belirleniyor işte.
aşk denilecek kadar değil belki, bilemiyorum.
seni tanıyor sayılır mıyım?
gözlerinin içi gülüyor mu?
istediğin her an samimi misin?
ya sence bunlar aşk için temel taş olmaya yeterli midir?
sana yetti mi mesela? yoksa zamanında eksikliğini mi gördün?
sen de beni tanımadan gözlerimin içine baktığında sevmeye başlar mısın?
yanılmak kesin bir kaide,  merak etmeli ben yanılıyor da olabilirim.
belki sen gördüğüm sıradan gülüşü, samimiyeti ve sevecenliği olan birisindir.
olamaz mı?
sadece tanıyınca anlaşılacak bir boşluk var bu soruda maalesef.
umarım sen tam insan olursun.
henüz her günün yolunun başında değil miyiz zaten?
ne kadar başında olursak olalım heyecanlar, istekler işte kesin sıradanlık.
sevmek kavramını neden ihtiyaçlarımla özdeştirmiş olabilirim.
sevmek için çevremizde birileri olmadığında,
zamanı duruyor gibi algılamıyor muyuz?
hiç bilmediğim bir sokağı,
dibindeki kum tanelerini bile bildiğim bir sahili de sevmek değil mi ki ihtiyaç.
küçücük dünyasının dışında tavşana döneni de,
böbürlenip soluk alamayanı da seviyorum.
hangimizin sevmek için bahaneleri var da,
buna kulp takan insanları yok?

                                                                       Zeynep ÖZER

Saat Erken

Henüz saat şiir için erken.
Havada buzdan kristaller yok,
Yapraklar uyanmak istemiyor.

Henüz saat şiir için erken.
Kelimeler çelme takıyor düşlere.
Hayat bir adımda bin adım gidiyor.

İnsanlar gecikiyor trenlere.
Kuşlar ulusal gösterilerinde.

Bir yoğurtçu eskilerden kalma,
Karşısında yeni yeni marketler.
Harfler, neşeler karışıyor.

Yol üzerinde kırmızı bostan,
Az ileride yiten hayat.

Henüz saat  şiir için erken.
Yaşanacak onca anı varken.
Bilinecek yığınla gerçek varken.

Sayılacak ama olmayacak bile olsa,
Bir düş varken.
Henüz çok erken!


                                                                Zeynep ÖZER

Kimse Duymadan

Hafifçe esiyor işte Üsküdar'ın rüzgarı, aşağıda  tekneler dizili.
Sıcak bir çay geldi bir de.
Ben pek çay sevmem ama ortamın kuralı olmadı mı çay?
Az ötede Kız Kulesi, yanı başımızda tekneler ve martıları.
Masalı bankları da keşfettik mi her şey birden güzelleşti sanki.
Lüks ve gölgesi burnunda tüten kafeslerden uzak...
Bir tanımlama gerekiyorsa; üstü açık ve hayata karışık yaşlı amca mekanı.
Üsküdar'ın buradan çok uğranacak çaycısı olabilir mi artık?
Gelip geçen yolcusunu da, buraya verilmiş olan adı da bilmiyorum.
Bir yandan Begüm İstanbul'un siluetini çalışıyor,
Diğer tarafta Semra çizim dünyasına adım atmaya çalışıyor.
Bugünün cilvesi rüzgar, denizin kokusunu getiriyor yanımıza.
Çay sanki soğukluğunu gizliyor bizden.
Bardaklar küçük, hatıralı,
Tabakları kırmızılı, altın sarılı...
Ve ben  eskiye gitmişcesine huzurlu ve dinginim.
Oturup yazı yazmak için seçilmiş bir an, yer sanki.
Burada oturup size kendimi mi anlatacağım,
Karanlıkta kalan beni mi paylaşacağım bilmiyorum.
Üç beş tane horoz var yanı başımızda,
Uyanmaya davet edercesine nasıl da ötüyorlar.
Ruha iyi gelen bir şey olması da garip.
Burayı merak eden olacak mı acaba?
Ben hep okuduğum metinlerdeki anlatılan yerleri merak ederim.
Sonra da unuturum, bulamayacak hissiyle.
Kim bilir belki ileride de zaman zaman oraya gidip oturacağım.
Belki horoz da amca da biz de yok olacağız.
Kim bilir gökdelenlerin çoktan yerle bir ettiği,
Bu dingin ve salaş yer yok olacak.
Tüm insanlığı 10 dakikalığına buraya alsak,
Huzuruyla sohbet etsek.
Herkese tek tek gözlerini kapattırıp, sessizliğe atsam.
Elime bir makine alıp onların birer birer fotoğrafını çekerdim.
O an nasıl göründüklerini merak edenler illaki vardır.
Ben her zaman gözümü kapatıp kendimi denizin, suyun, havanın,
En çok da dünyanın sesine bıraktığımda nasıl göründüğümü,
Kime neyi anımsattığımı merak ederim.
Karşı masada 5-6 amca muhabbette.
Ve bir soru geldi, ben kulaklarıma inanamayacak düzeydeyim;
'Okudun mu Haydar Dümen'i?'
Aslında yazının gidişatı hakkında hiç düşünmemiştim.
Onlar hala güzel ve eşsizler  de soruları eşsiz değil işte.
Kendi aralarında bu kadar güzel anlaşmalarının ötesinde,
Aralarında geçen muhabbetler de güzel olsaydı keşke.
Daha böyle ne kadar garipsenecek anlar vardır kim bilir.
Aklımızın bir köşeye sakladığı daha kim bilir ne kadar böyle anı vardır.
Bir yoklasak aslında o kadar çok şey çıkacaktır ki.
Korkularımız, aşklarımız, kim olduğunu bilmediğimiz,
Görmediğimiz birine aşık olmuşuzdur belki.
Olunmaz olduğunu sandığımız şeyleri gerçekleştirmiştir.
Biz kimse duymadan o köşede soğutmuşuzdur belki.
Memnunsak eğer gözümüzü kapatınca yaşamış sayacağız kendimizi.
Değilsek bir köşede soğusak dahi umursamayacağızdır.

                                                                                         



                                                                Zeynep ÖZER

60 Saniye


söylesene kımıltısız oyun sahnesi
sen de gidecek misin?
ışıkları aç, gramofonu çal.
birer birer git sokaklardan.
elinden tut, 60 saniyeyi yaşa.
size diyorum ey kör kuyular!
aldanacak mısınız bana da?
ey gök kuşağı  sen de uyu!
yat ışıklar içerisinde!
küçüklükten kalma,
diz kanatan acılar.
Söylesenize siz de yok musunuz?
başını sallayan lamba, sen de mi?
Söylesene sen de mi yalancısın.

                                                        Zeynep ÖZER