Birden bire hayatına giren bir fon müziğidir kelimeler. Ve benim kelimelerim, onları bir uçurumun yeşillenmiş kenarında yapayalnızken buldum. Hem mutluydular, hem de mutsuz. Bir bakıma çevrelemişlerdi doğayı, ona güzellik sunmuşlardı. Ama bu benim gördüğümdü. Peki ya görmediğim ama diğerlerince apaçık olan? İşte orada bir hiçlik var diyorlardı. Uçurumun kenarında duran ve öylesine bir kaç ıvır zıvırmış onlar meğer. İşte görünen!
Birden bire hayatımdan atmak istedim tüm geride kalan ve o açıklığı görenleri. Neydi onlarda fazla, bende eksik? Neydi onlarda hiçlik, bende görünmezlik olan? Önemli miydi ya da tüm bunlar? Değildi! Ben almıştım, ben kullanmıştım! Benim için vardı onlar ve kullanılmaya değer en güzel harflerin dansıma sahiplerdi.
Birden fark ettim ki onları da kendime benzediği için sevmiştim. Tüm diğer şeylere rağmen alıp başlarını gidemiyorlardı. Kaçınılmaz olanı bilseler de onlar da çabalıyorlardı. Ve işte yine onlar da bir tek çevreye yararlıydılar. Kendileri için bir şey yapamıyorlardı, yapamayacaklardı da.
Onlar da sadece seviyorlardı ve diğer hiç bir şeyi umursamıyorlardı. Bir kesinlikti ki onların da sonu yoktu! Kötü olmuyor muydu bu bana benzeyişleri? Şimdi onlar da ben de en güzel şeye sahiptik. Hem zaten böylesine aynıyken neden bıraksaydım ki onları? Nasıl bıraksaydım? Terk etmek diğerlerinin hiçliğine adil miydi? Onlarda da bir keşfedilmemişlik vardı, bende de. Sanki ben onları keşfederken, keşfolmamı bekliyorlardı. Sesimi değil kelimelerimi rehin almaktı amaçları. Ve oradan kalemime! En sevdiğim olmaya hak kazanmışlardı işte böylece.
Biraz daha yazsak sanki o geçen zaman yok olacaktı. Onlarında bildiği gibi durmak ancak aptalllık olurdu.
Belki biraz durup düşünmeliydik. Neydi onlardaki hiçlik? Nedendi? Çok mu sevmişlerdi? Çok mu seviyorlardı? Yoksa körler miydi? Okuyamamış, görememişlerdi bizi. Evet kesinlikle onlar kördü. Yoksa biz bu kadar bizi görmüşken, onların yaptığı görmemezlik olurdu. Ne yani ciddi değiller miydi? Es geçmelerini göreceğimiz gerçeği hiç mi umursatmıyordu kendini? Yoksa bizi mi unutmuşlardı? Unutmak istemiş olabilirler miydi acaba?
Çılgın, deli, uçuk, kaçık, karmaşık, durgun, akıllı, düzgün, güzel, çirkin. Kim nasıl tanımlıyorsa benim/senin öyle olmadığına... Hayalci.
21 Eylül 2015 Pazartesi
10 Eylül 2015 Perşembe
Olamaz Mı?
Kendini hislerden uzaklaştırmış insanların gözleriyle bakıyordum hayata. Daha kolay olamazdı herhalde, düşünmemek hiç bu kadar işime yaramayacaktı bence. Ne saatin kaç olduğu ne zamanın sınırı ne de geçip giden sokak curcunası ilgimi çekmiyordu. Bunlar da bir şey mi desen, çıksan oradan belki ben de yaşadığımı var sayardım. Aslında hiç olmayan bir şeye sahip olacak kadar sevmedim ben kendimi, kendimi bulduğumu düşünmezken boşa harcayamazdım ki sevgimi. Bazı insanlar için hayat bir tepsidir, sunuş şekli meziyete göre değişse de tıkırında gider. Gitmeyen olayları olan bazılarıdır sadece. Bazı fasulyeden bitme, hasırla örülme insanlar. Değere mai olacak kadar uyum sağlamaya çalışan zavallıcıklar. Uyum sağlanmasını isteyen hiç bir insan, ki buna sağlayan ve kırılan da dahil, sağlanılan uyumu bir türlü benimseyememiştir. Herkes gibi yadırgamıştır. Zaman geçtikçe bazılarının aksine kendimizden daha da uzaklaşır oluyoruz. Uzatsak elimizi değemeyeceğimiz insanları elimizi dahi kaldırmadan seveceklerimizden üstün tutmasak daha mı iyi davranırdı bize hayat? Ya da henüz saptanmamış yanlışların dönülmez ufkunda mıyız?
9 Eylül 2015 Çarşamba
Güneşten alınan tüm enerji yitirilecek.
Herhalde biraz olsun kararması gerekiyor havanın,
Biraz olsun dinginleşmesi rüzgarın.
Eol arpı da sussun isterse, Susacak rüzgar.
İsterse susacak sesler de.
Zeynep Özer
Herhalde biraz olsun kararması gerekiyor havanın,
Biraz olsun dinginleşmesi rüzgarın.
Eol arpı da sussun isterse, Susacak rüzgar.
İsterse susacak sesler de.
Zeynep Özer
Zamanın bazı şeyler için söyleyecek pek sözü kalmadığında mı düşünmeye başlıyoruz? Farkında olmadan yaşadığımız gerçeklik günyüzüne çıktığında mı? Aslında hiç fark etmiyor. Bazı şeyler gelmeden gidiyor, bazıları eol arpına nota oluyor. Biz de yaşıyoruz, büyüyoruz ve günü gelince gidiyoruz.
Zeynep Özer
Zeynep Özer
Hayır
Biz, ya bazı şeyleri unutmak ya da bazı şeyleri hatırlamak için yaşamıyor muyuz?
Değil mi ki aklımız yanlışı hep geç fark etsin?
Kollarını dolayamayacak olan zaman mıdır acaba!
Niteliği görünmez olan yaşanmışlıklar,
Gürültü, patırtı olmadan giden hayatlar,
Umuda yenik düşüp olacak en güzel şekle bürünmeyen insanlar da ölür mü?
Yo, hayır göçüp gitmekten saymıyorum ölümü.
Her şeyi nihayetine erdirmekten açalım bu sefer bahsi.
Muradına ermişliğin ölümüdür bahis,
Kural açık; yaşadığın gibi öl!
Ama yol kapalı umduğun gibi bul, bulduğun gibi koru diye.
Zeynep Özer
Değil mi ki aklımız yanlışı hep geç fark etsin?
Kollarını dolayamayacak olan zaman mıdır acaba!
Niteliği görünmez olan yaşanmışlıklar,
Gürültü, patırtı olmadan giden hayatlar,
Umuda yenik düşüp olacak en güzel şekle bürünmeyen insanlar da ölür mü?
Yo, hayır göçüp gitmekten saymıyorum ölümü.
Her şeyi nihayetine erdirmekten açalım bu sefer bahsi.
Muradına ermişliğin ölümüdür bahis,
Kural açık; yaşadığın gibi öl!
Ama yol kapalı umduğun gibi bul, bulduğun gibi koru diye.
Zeynep Özer
Fütursuzca!
Fütursuzca taşacak düşünceler bir gün.
Gökyüzü elaya dönmüş sanki.
Hani bir fırtına desen, kopmuş.
Gökyüzü elaya dönmüş sanki.
Hani bir fırtına desen, kopmuş.
Halatın ucu çoktan suya bulanmış anlaşılan.
Hani kızıl güneş batıyor desen,
Yer, gök birbirine karışmış.
Hani kızıl güneş batıyor desen,
Yer, gök birbirine karışmış.
Peki sıcaklığından ne yitirir gülücük?
Yoklukla kim imtihan eder denizi?
Ya soğuk ağaç kökleri,
Yoklukla kim imtihan eder denizi?
Ya soğuk ağaç kökleri,
Dibi taşa batmış fidanlar,
Soluğu kesilmiş orman,
Alamayacak mı intikam?
Soluğu kesilmiş orman,
Alamayacak mı intikam?
Hani bir yol vardır, uzunca.
Gidersen de uzar, uzadıkça...
Hani bir yer vardır, saklıca.
Sırrı çözersin, biter.
Gidersen de uzar, uzadıkça...
Hani bir yer vardır, saklıca.
Sırrı çözersin, biter.
Hani dün'ya vardır,
Hani hoş'çakal?
Hani harikulade parmak uçları? Ya fütursuzca yaşamak,
Onu nerede asılı bıraktık?
Hani hoş'çakal?
Hani harikulade parmak uçları? Ya fütursuzca yaşamak,
Onu nerede asılı bıraktık?
Aşar Bizi
Bazı anları yaşarken o kadar çok seviyoruz ki, sanki ölmeye yakışacak tek an gibi.
Seviyoruz anı, seviyoruz yaşamı...
Sonra bağ kopuyor, tren bozuluyor.
Hiç bir şey ters gitmiyor belki, doğru.
Belki olanlar umurumuzda bile olmuyor artık.
Ama bir şekilde içimizde yaşıyor her an.
O anın saflığıyla yaşıyor.
Henüz üzerine çamur sıçraması imkansızken,
Henüz iyi ile kötü diye ayrılmamışken yaşıyor.
Tüm öyküler, tüm öğrenciler zamana hapistir.
Açsanız zaman kilidini kaçar hepsi, bir bir aşar bendleri.
Daha kaç cana hayal kurmayı öğretecek kötülükleri göreceğiz,
Belli olmaz ama daha şimdiden taze hayal kokuyor buralar.
Zeynep Özer
Seviyoruz anı, seviyoruz yaşamı...
Sonra bağ kopuyor, tren bozuluyor.
Hiç bir şey ters gitmiyor belki, doğru.
Belki olanlar umurumuzda bile olmuyor artık.
Ama bir şekilde içimizde yaşıyor her an.
O anın saflığıyla yaşıyor.
Henüz üzerine çamur sıçraması imkansızken,
Henüz iyi ile kötü diye ayrılmamışken yaşıyor.
Tüm öyküler, tüm öğrenciler zamana hapistir.
Açsanız zaman kilidini kaçar hepsi, bir bir aşar bendleri.
Daha kaç cana hayal kurmayı öğretecek kötülükleri göreceğiz,
Belli olmaz ama daha şimdiden taze hayal kokuyor buralar.
Zeynep Özer
Yapabilir misiniz?
Sıraya dizilmiş binlerce taşı birden yok edebilir misiniz? Elinizden hiç gelmeye gelmeye nereye kadar gidebilirsiniz?
Sadece sessiz kalarak sevmiş sayılır mısınız peki?
Hiç görmeden ya da.
Hiç bilmeden.
Şarkılar bir bir değişirken aynı kalabilir misiniz?
Hiç bir neden yokken dediği an şarkılar siz susabilir misiniz?
Bağırmadan? Hareketsizce?
Zeynep Özer
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

