2 Ekim 2018 Salı

Başlamanın Ortasında

Ne zaman şarkı söylemeye başlayacaksan,
İlk önce beni hatırla!
Sessizce yokla geçmişi,
Derin, ama üzerine çok varmadan.
Gözlerinle göremeyeceğin bir noktadan,
Hisset sadece.
Başlangıcın ortasında olduğunu hisset.
Sonra izin ver sözcüklere,
Hareket etsinler ellerinle birlikte.
Çok fazla değil ama,
Bir kaç kıvrım,
Dökülüyormuşcasına  dudağından.
Hisset rengini adımlarının.
Belki sinecek bir köşeye kapatacaksın gözlerini,
Belki de sen o beklenen dansçısın.
Rengini her zaman saçtığını unutmadan,
Ol her kimsen sen!



Zeynep Özer

20 Ağustos 2018 Pazartesi

Karşılaşmalar ve Karşılamalar



Zamanın armağanı için zamanı yoktur,
Bizim ise kendimizi sevmek için.
Bir göz kırpışı kadar da,
Bir trenin son durağa varışı kadar da 
Değildir.
Başlangıcından gelip sonsuzuna uzanan
Kısacak iki şey.
Armağan ve sevgi.
Geçmiş ve gelecek.
Kim öğretti ise sevmeyi  dünyaya,
Bir sis bulutu gibi sokmuş onu aramıza,
Ki bu bir armağan değil mi şimdi?
Zamanı ve anı birleştiren.
Kısacak bir an çal zamandan,
Kendin için.
Sevmeyi düşün severek.
Bırak her şeyi olağanca olduğu yerde.


Zeynep Özer

3 Temmuz 2018 Salı

Gerçekleşenler

    Son bir haftadır bir şeyler yapmam gerektiğini biliyor ama ne olduğunu bulamıyordum. Sanırım bu süreç bloga can vererek geçecek. Ve bir değişiklik yapıp günlük tarzında kullanacağım burayı.
Beni yakından tanımayanlar için şuan Portekiz/Madeira adasında bir evs projesinde gönüllülük yapıyorum. 2. ayımın bitmesine 9 günüm, projemin sonuna ise 8 ayım var. Sizi buraya davet etmeyi canı gönülden iterim gerçekten. İstanbul'dan sonra sakinliği, kimsenin gözlerini üzerinizde hissettirmeyen tatlımsı bir huzur arası diyebilirsiniz buraya. 

    Mavi adını verdiğim bir defterim var, normalde bunları ona yazmış hatta ona anlatmıştım. Açılması gereken süreci başlıyor defterimin demek ki.

    7 Mart'ta akşam 20.00 sularında telefonum çaldı. Arayan Faruk beydi, evet  ama o an bilmiyordum. Telefonu açtığımda  'Merhaba, ben Faruk ..., Evs projesine başvurmuşsun bunun için aradım.' Eve doğru yürüyorum, kafam dağınık, Tüyap'ta 4 günlük bir işe gidiyordum o gün de onlardan  biriydi.
Aklımda Faruk beyin kim olduğunun cevabı vardı ama projenin konusunun cevabı yoktu. 2017 haziranda mezun olup sıkıca İngilizceye başladığımdan bu yana bana uyan her projeye başvurmuştum. Evet Faruk bey aracılığıyla olanlar 2 tane ama ne haber konudan. Yaklaşık 3 aydır paket almıyor, dışarıda internetten uzak zaman geçiriyordum. Ki bu ingilizce zamanlarımda  neredeyse 3 saat yolculuk yapıyordum.
    Yani açıp mailime gelen Skype davetinin konusu olan projeye bakamıyordum.  Faruk beyle 20 dakika kadar konuştuk ve kapattığımda aklımda kalan herşeyin benim için iyi olduğunu, benim tarafımdan baba iknası hariç bir konu olmadığıydı. Hızlı yürüyorum şükür diyerek eve vardım. Evde sadece ablam ve annemin olması da ayrıyeten  güzellik dolu şeylerdedi.
   Size bu olanların olduğu hafta gökyüzünde neler olduğunu söylediğimde benim kehanetlerimin bulutlar ve tüyler ve sayılar aracılığıyla bana haber verildiğini anlayacaksınız.
   İşe başladığım hafta ilk sabah metrobüsün son durağına gidiyorum ve sabahı ayrı güzel bulutlarla, akşamı apayrı. Her gün ah nerede benim kameram diyerek başlayıp bitirdim! Ben ne zaman bulutlardan etkilensem çok güzel bir şey oluyor hayatımda. Dikkat edin belki size de bazı sürprizler veriyordur bulutlar, evren. Sanırım işaretlere ve göstergelere kapalı bir bünyede yaşıyor, yaşatılıyoruz.
    Kendimi işaretlere açacak biraz zaman ayırdım kendime. Sizinle başka bir şey daha paylaşacak olursam. 2 ay dolmadan Türkçeyi unuttuğum uyarılarını alıyorum. Ama bilmelisiniz ki ben yazı dilimden mütevellit çarpık konuşuyorum zaten. En yakınlarımın bunu bildiği gerçeği de süper.



   Kehanetlerinizi görmeniz, duymanız, hissetmeniz dileğiyle.

24 Şubat 2018 Cumartesi

Yürür Deli

Yürürken yaşantımın en özgür  anlarını
çoğaltıyor, rüzgarla hayatımın için anlaşıyor gibi hissederim hep. Kendimi tanıdıkça yaptığım şeylere anlam da verebilir oldum sanırım.  Ben çok üşümem sanırdım, aslında biraz az üşüyor olabilirim ama kalın giyinmemem için daha net bir sebebim varmış. O kadar anlaşılabilir bir sebep ki gözbebeklerimden yansıyan. Rüzgarın ruhuma dokunması için, onu hissetmek için üşümeyi seviyormuşum meğer ben.  Eğer yürünecek bir alan bulduysam, ki her zaman yaratılır derecede imkanlıdır, o müziği her sesi susturacak desibelde dinlerim aynı zamanda da yaşarım. Yani beni bir gün eli-kolu ritim tutuyor, yürürken garip hareketler yapıyor halde görürseniz 'deli' deseniz kafi. Aklı başında bir akıllıdan, deli bir akıllı her zaman daha yaşanılır, yaşatılır gelmiştir bana. Konu aşk olduğunda, yürüyorsam bir de o an, hep aklımda 'beni yürür deli halimle görüp sevsin' düşüncem gelir. Bunu kimsecikler bilmez ama fena şekilde severim bu düşüncemi. Yanımda biri varken benim için o yürüyüş ile yürür
delilik yürüyüşü aynı olamıyor. O yüzden bir insan birini en özgür ve deli haliyle görürse onu daha iyi anlar diyor içimden bir ses. Ki ben seslere kulak olmuş, kelimelerle hayat vermek        çabasındayım.