18 Aralık 2014 Perşembe

Bitmişim, Belki De Yitmişim

Bildiğim bir şeyi unutmuşum.
Sevdiğim bir yola geç çıkmışım.
Dediklerimi bir bir unutmuşum.
Birazdan finalden terk edecek gibiyim hayatı.
Soruları soramamış,  zamanı bulamamış gibiyim.
Bir kaç kez gülümsemiş ve birazda ağlamışım.
Yıllar geçmiş sanki dünden bugüne.
Hırsla ezmişim duyguları.
Kalkıp gitmeye çabalamış bir kaç hayal.
İnsanlara bakarken,  kaybolmuş gibiyim.
Fotoğraflara anlamsızca bakmıştım az önce,
Sesleri vardı biraz kulaktan dolma. Aşkları vardı sadece bakılan.
Müzikleri vardı,  dinlenmeden sunulan.
Fısıltıları göğe yol olmuş bir hatıram vardı.
Tavsiye edilmiş bir kaç yaşantıdan ibaret hemde.
Literatürü yok olmuş gibiyim.
Eol arpına takılmış ve belki yok olmuşum.
Er geç meraktan ölmüş, yitmişim
Paylaştıkça vurgun yemiş bitmişim.

Zeynep Özer

14 Aralık 2014 Pazar

boşluğa takılı kalmış vazo

ayağa kalktığında artık çok geç olduğunu düşündüren neydi ona? tabi giden değildi. başka başka ne olabilirdi? yoksa yalnız kaldığını mı idrak etmişti?  sona mı yaklaştığını anımsatmıştı hayat? bak şimdi dedi biri. ya da o kendi kendine konuşuyor da olabilirdi. fısıldasa duymuyor bağırsa susmuyordu. bir kaç komşu kırıntısı da rahatsız olmuştu hem. neydi bu böyle sabahtan beri bağır sus çağır sus! ne miydi ne yani anlayamıyorlar mıydı! az biraz olsun  susup dursalardı olmaz mıydı?
oda biliyordu tabi ki ne de çok  şey istediğini, ama elden ne gelirdi. o mu gitmişti! o hala buradaydı ve onlar bunu ne kadar da umursuyorlardı! haklılardı aslında neden umursasınlardı? kimdi ki o, onlar için neydi ki!  sıraya dizilmiş ve piminin çekildiğini işaret eden bir bomba? sesine rağmen sızısını  duyurmayan bir kukla? neydi kim bilir sadece o'ydu. o olmaktan çok yok olmaktan korkmuştu aslında birazda. yalnız kalmayı es geçmiş sessiz kalmalarına bile razıydı. eskiden olduğu gibi hiç taşınmamıştı şimdi de buraya. yoktu ve inansalar, bilseler ne çok severlerdi o'nu.  yanlışlarını betimlemek için kullanırlar ve sesine sessizlik katarlardı. ciddiydi oysa ki ne isteseler yapardı. belki daha da fazlasını. onlar ne istiyordu yok olmasını mı? söyleseler belki onu da yapardı. gülmesini mi inansalar kahkaha bile atardı.
bir kaç güzel anısı vardı şu vazoda. evet onun giderken yanına almasından korktuğu ama kırmasını tahmin edemediği vazo! sahi cidden kırılmış mıydı? yoksa onun gibi bir umuda sarılıp yapıştırılmaya can atıyor muydu? ne bilsindi! ne de iyi olmuştu aslında. ne var ne yok unuturdu belki. tabi unuturdu. her gördüğü boşluğa o vazoyu koymaz mıydı şimdi? vazoya değil boşluğa baktığını mı sanardı? hayır tabi ki kendine baktığından emindi. hataları ve gerçekleri. en çokta düzeltilemeyecek koca anları. hepsini görecekti ve ne şimdi yani unutacak mıydı? bunu cidden düşünüyorlar mıydı! unutmak için yaşıyor hatırlamak içinse ölüme küf bağlamış olunuyordu! biri keşke hatırlatsaydı onlara, kapısı çalınınca ne kadar sevildiğini. sesini kesen bir sese ne de minnettar olduğunu. 
zaman değil an olmuştu şimdi istekler.  olacak diyen yalan söyleyen bir dost arıyordu aslında. o da biliyordu bilmesine kuru laf olduğunu bunların. ama kendine itiraf edebilirdi de onlara edemezdi. nedeni de açıktı. hala nedenini sormanın pek manasının kalmadığını bir o biliyorsa eğer vah olmuştu.
geçenlerde eline bir kaç resim denk gelmişti hani şu lunapark şahanesi evlerden kalma. fırıldak gülüşleri olan. geçmeyen heveslere asma kilitler vurulmayan cinsten evlerin ve ailelerin resimleri. şimdi ise aklına tek gelen mutluluğun onların içinde saklı olduğunu da adı gibi biliyordu.
yani şimdi gidendi onu bırakan öyle mi? şu karşı taraftan alık alık bakan teyzeler? onlar yanındaydı öyle mi? kimsenin bir diyeceği yoktu tabi. ne desinlerdi! avutsunlar mı istiyordu? aslında bir kaç konuşma yeterdi de artardı da! 

12 Aralık 2014 Cuma

Loş Zamanı Hayatın

      Sabahın kör ışıklarında geçen bir hüzme umutla başını kaldırmış yaşlı adam. Aslında yaşlı sayılmazdı. İçine çökmüş kelimeleri ve yaşayamadığı zamanları buna nedendi sadece.   Perdeyi, kapıyı,  kilidi tam takır hizaya getirmiş evin bir köşesine çekilmişti. Peki neydi hala yapamadığı yaşlanmak için? Ya da nedeni neydi bu kadar istemesinin? Zamanı gelince yaşlanacak, mutlu olacakta biliyordu. Şimdiden istediği neydi? Koca bir süngü .ekmişti sanki umutlarına. Suyuna bırakmıştı zamanı ve sesleri.  Hani kalksa kapıyı açsa göreceği 2 çift gözle tepesi atacak gibiydi. Susamayacak, yeniden başlatacaktı her şeyi! Yaşadığı her şeyi empoze etseydi oysa ne de mutlu olurdu! Gözlemleyin ve öyle sevin diyecekti oysaki! Yapamıyorsanız da susun sevgisizlikle diyecekti bekli birazda. İşte hep bundandı dışarıya çıkmaktan kaçışı, kapıyı açmaya yanaşmayışı...
     Ne vardı dışarıda, kim bekliyordu ki sanki? Sevgisini gözlere söylemesine neden olacak kim vardı?Çok mu olmuştu tıkayalı kendini? Arada çıkıyordu çıkmasına... Safiye ablaya ve 2 sokak ötede duran kedi bozuntusuna göz atmak için . Sırf geleni gideni olmasın, eve gökyüzünü kimse taşımasın ve birazda şüphede kalan olmasındı amacı! Yaşıyordu! Evin salonu karanlık ve loş bir havayla bakıyordu gözlerine. Onu içeri davet eden bir havaydı, seviyordu. Arada şu ihtiyar tayfası geliyor, gökyüzüne çalan bir odaya döndürmeye inatla uğraşıyorlardı! Kendine yetip yetmediğini merak ediyorlardı... Yalnızlık tak etmemiş miydi cidden, sıkılmıyor muydu? Ve daha neler neler. Sonunda gönderiyordu onları göndermesine de! Gökyüzüne sığınak bir odaya dönüşmekte de başarılı oluyorlardı! Son zamanlarda gökyüzüne bir başka bakar olmuştu, loş sevenini sevdi seveli. Bir kaç dakikaya alışıyordu  gözleri haklıydılar ama bir yandan da can atıyordu ki gelsindi loş havası!
     Gelen giden kim kalmıştı ki sokakta? Kimi tanıyordu? Bir yandan da gelen giden her insanın ona bir anıyı anımsatması sıkmıştı canını! Fazla da bakmıyordu yüzlerine; ne kadar bakarsa o kadar çok görüyordu hüzünlerini! Her baktığı an kendini gösteriyordu ona. Susamaz kızardı kendine. Ve geçip giderlerdi öylece... Böyle anlardan sonra gidip siyah beyaz ne kadar fotoğraf varsa bir bir bakardı! Susardı sonra.  Geçen yılların en unutulmaya değer hatıraları değil miydi şu yeşilçam? Sahi bunları tek tek kitaplığa dizerken ne de gülmüştü! Siyah beyaz ne ki kartpostal ne ki anısı var bir bir yaşayabilirdi yeniden. Buradan daha kıskanılasıydı aşkları! Kendine genç diye seslenildiği dönemlerde bile kendine yaşlı demesinin tek nedeni miydi bu acaba? 
    4 yıldır her gün girdiği bir sokak vardı. Ve orada bir kilise, arada da giriyordu içeri. Oranın değişik kültürüne bakmak hayranlık veriyordu ona birazda. Siyahlığı çekiyordu onu bu sokağın. Tabi ya başka ne gibi bir nedeni olabilirdi?Hani gökyüzü fırtına anlarında ne kadar ciddi olurdu, o sokakta öyleydi. Karanlık ve ciddi. Sevdiği şeyin farklı kültür veya sokak değilde loş ve karanlık olduğunu o zamanlarda anlamıştı. Pekişmişti salonu böylece.
    Arada bir restoranın ya da bir kahvenin köşe taşına oturuyor. Ve lambanın kısılmasını beklerken buluyordu kendini. Başını masaya, kalbini ise kapı dışarı emanet ederdi o anlarda. Bin yılı uyuyarak geçirmiş ve uyandığında hiç bir düşüncesi olmayan bir insan rahatlığıyla çıkardı oradan. Bazen dikkatini çeken farklı şeyler de oluyordu. Mesela hareket ediyordu ritimler ve renkler hafif bir yaşam belirtisi gösteriyordu. 
    Böyle yaşarken kendini  yeni bir yaşama ait hissediyordu belki. O hayatı da üzerine alınamıyordu ama! Sevgisine boyun eğemiyordu. Bir yandan istediği cevapsız kalmasındı, bir yandan da cevap versin istemiyordu. 
    Perdeler eskimişti sanki. Yoksa başka ne gibi nedeni olabilirdi ki  ışık hüzmesinin  içeri içeri girmek istemesinin. Birden güneşin sönmesini istedi, belki sahil boyu bir iki yürürdü? Kendisine yaşlı demesinde değil, içinin çökmüşlüğünden bu gündüze olan kini. Loş ortama en büyük ihanet onlardı çünkü! Hafif bir müziğin verdiği huzuru veren o ortama en büyük gürültü gökyüzüydü! 
   Sıfırdan başlasa gündüzü geceye, geceyi gündüze çevirmeden yapamazdı hiç bir şey. Loş olmadan, gökyüzü biraz olsun solmadan yürüyemezdi.  Belki başta başlayınca bir bank bulurdu kendine orada, kitaplarını alırdı giderdi ara ara. Böyle olunca da kimsenin yüzünü  görmezdi belkide? 
    Ve yine akşam etmişti gökyüzünü. Lamba mı dese mum tarzı bir ışıldağı vardı ve sönme vakti gelmişti.  Belki yine bir kaç resme bakar, yeşilçamın o büyülü siyahlığına atar kendini. Ya da sokağın başına geçip gülerdi, kim bilir? Alacağını almıştı neyse ki! 
    Geçenlerde kapıya bırakılan bir kaç gazete vardı sahi... Kaç gün olmuşsa olmuştu! Belki de az daha kalsalar aylık dergi kıvamına geçecekti. Bakmakta lazımdı tabi karanlık geleceğe daha ne kadar yaklaşıldı gözlerinde idrak etmesi lazımdı. Belki onun idrak ettiğini başka gözlerde ederdi? Bir çift yaşlı göz değil miydi ondaki, kim bakardı?  Hadi baktı diyelim, sönmesine ne kadar kalır ki o vakit gökyüzünün. Bir kalbe daha loşluk empoze etmenin  ne yararı var güneşe?  Ona yararı var mıydı acaba? Yoktu belkide. Niye olsundu?Her kalbe girme, her lafta yer alma çabası vardı şimdikilere!O ise sevgilerini alıp  gitsinler  istiyordu. Sussunlar belki sevgi bekleyeceğine gitsinler! Başkalarından medet umsunlar ki hayal ettikleri, gökyüzüleri loşlaşmasın. Başkalarından yana kullansınlar ki  şanslarını, seslerini duymayanları da görsünler. Sokaklarda kahkaha atabilsinler! 





9 Aralık 2014 Salı

Gitmemişim Gibi

ne yaptın kaç gündür öyle oturdun mu bir köşede suskun ve hiç konuşmadan.
benim gittiğime ağıtlar yazmadan sadece oturdun mu?
neden kalkıp gelmeye çalışmadın, neden direnmedin  o kollara,
o tutulan ağıtlara neden kızmadın?
söyle kolay mı  öylece kalakalmak sadece susmak ve yok oluşumu izlemek!
söyle şimdi sende çıkabilecek misin işin içinden?
yoksa bekleyecek misin çürüyüp yok olmamı.
bekleme lütfen gel başucuma, susma  konuş kabrimle...
sen konuş ki bitsin ölüm, sen konuş ki ruhum da huzur bulsun.
affettim de affedilecek tüm o şeyler için,
seviyorum de hiç söylemeye yeltenmediğin anlar için!
aç bana içinin derin hüznünü, bilmediğim ne varsa söyle bana bu gece.
söyle ki çekip gidebileyim.
oturma öylece köşede susma sanki hâlâ seninleymişimcesine.
ya tak kaseti aç bir türkü ya da ağla sabaha dek!
ama lütfen kalma öyle bir köşede.
hissettirme  bana yalnızlığımı...
seni öyle bıraktım diye gidemedim ben,
sende yapma böyle özgür bırak içinden geçenleri.
sakın dimdik durmaya çalışma ağla doyasıya,
haykır-vur-kır-dök ardımda ne kaldıysa,
küfürler et ama lütfen kalma öyle bir köşede.
sen durdukça öyle; yaşayan ben, ölen sen olacaksın.
ve ne ben seninle konuşup huzuruna kapı açabileceğim
ne de sen beni yaşamaktan bin beter bu halden çıkartabileceksin.
lütfen durma öyle bir köşede sanki gitmemişimcesine.



Zeynep Özer

Bir Düşün?

Ve bir gün tek başına oturan herkes gibi yalnızlık gelecek aklına.
Aşındırdığın kapıların ne kadar  oyuntulu olduğunu fark edeceksin birden.
Hangi günde takılı kaldığını soracaksın kalbine.
Peki istediğin sadece bir yanıt mı?
Yetecek mi dersin yalnızlığın getirilerini alıp gitmeye?
Belki bir kaç fasıl daha düşüneceksin,
Aklınla zorun olduğuna karar verip susacaksın birden.
'Peki her şey bu kolay mı?'
Ve yine gelecek sorular aklına.
Plan yapacak ve bir bir bozacaksın planlarını.
Kurulu bir saat misali oynayacaksın,
Pili çıkarılmış bir oyuncak gibi de kala kalacaksın.
Düşünmek için daha ne bekliyor olabilirsin?
Bir aşk yeter mi dünyayı sevmeye?
Bir kalp her şeyi çözebilir mi?
Kalkıp gitsen şimdi yan odada oturan komşunun yanına,
Bir bardak çay içsen, bir kurabiyenin kulaklarından ısırsan,
Sessizliğe düşmüş sayılmaz mısın yinede?
Konuşmak yalnızlığı bozan bir şey mi sence?
İnsan ya da yalnızlık için tek umut mu?
İnsan kendi yalnızlığını kendi getirmez mi?
Bile isteye yalnızlığı seçemez mi bir insan?
Gideceği tüm kapıları bir bir kendi kapatmış olamaz mı?

Zeynep Özer




















6 Aralık 2014 Cumartesi

Gözler ve Gülüşler

Kışa bakan gülüşleri olur bazı insanların. Öyle uzaktan bakarsınız ve yinede o kış günü içiniz ısınır. Hatta biraz daha ileri gidersek belkide bakmak bile gerekmez içinizin ısınması için. Hangimizde yoktur bu tür hisler? Kim bir başkasında sevdiği şeyi sahiplenmez? Mesela ben gözlere ve gülüşlere ayrı bakarım. Gülsün isterim karşımdaki ve ben o anı izleyeyim. Hatta aklıma  kazıyayım hayatımın belli anlarında  tekrar tekrar bakmak için(!) Düşünüyorum da hayat  böyle anları karşıma çıkarmasına rağmen  hala 'tamam ben mutluyum' diyemiyorum. Ne acı, oysaki en çok sevdiğim şey onlar değil miydi? Kendimi kandırmak için çok mu erken çıkmıştım yola?
 Aslında hangimizin neyi gerçekleştirdiği ortada ama neyi istediği hep muallak. Evet muallak mutluluk. Peki neden mutluluk, Onu mu istiyoruz? Birini, bir şeyi seviyor ve onunla 'mutlu olacağımızı' sanıyoruz. Peki bu istek mutluluk üzerine mi inşa edilmiş? Sizce  istediklerimizin yolunun mutluluk olduğundan emin olmasakta, yine yol mutluluğa gitmese bile vazgeçebilecek miyiz? Derinden gelen o isteme içgüdümüzü yok sayabilecek miyiz?
İstemek, peki birazda ona değinelim. 'İstiyorum' diyoruz ama kıpırtısızız. 'İstiyorum' diyoruz ama yüzümüz gülmüyor. Nedir bu istemek, gerçekten var mı?  Yoksa koca bir yalan çemberinde mi yüzüyoruz yine(!) Bir bakıma var gibi duruyor. Ama bir bakıma da yansımalar silsilesini andırıyor. Ve hala bir baltaya sap olacak netliği yok, bence.
Hayatın aşaması gibi mutluluk/istemek... Bir gün gerçekleşeceklerine dair bir his bile o aşamada milim milim yaşatıyor aslında insanlığı.
Geldiğimiz  yerden başlarsak tekrar konuya, gülüşler. En umulmaz gülüş bile bir çok anlam içermiyor mu içerisinde? Herkesin bir kişinin gülüşünden çıkardığı anlam farklıdır aslında. Sevene başka, hislerini belirleyememiş olana başka ve nefretle tutuşana başka manalarda görünür o gülüş. Bir fotoğraf karesinde dahi olsa sevdiğim biri gülünce bende gülümserim hep. Sanki o karenin bana mutluluk borcu vardır. Sanki bir anlık bir gülümseme tanıtır bazen karşımdakini bana. Sanki alır elinden tüm duygularını kapımı çalar o gülümseme.  Ama yeter mi acaba? Karşındakinin gülümsemesi, içten bakan gözleri yeter mi?





Zeynep Özer

30 Kasım 2014 Pazar

Bir Gün Seveceğim Yokluğumu

Bir gün şahit tutacağım tüm anılarımı, sırlarımı sana. Sessizliğimi yeminim edeceğim yoluna. Bir gün her şeyimin  üzerine and içeceğim sen geldin diye bana. Sorulara yanıtsız kalmayacağım bir gün! Ne istiyorsam söyleyeceğim kalbine baka baka. Bir gün unuttuğun ne varsa anacağım, sana  susacağım.
Bir gün sırf bir kıçı kırık umudum var diye yalnız kalmayacağım. Kayıtsız kalmayacağım sevmeye. Bir gün adını mezarda da olsa anacağım. Sustuklarımla geleceğim yanına. Bir gün seni sırf sen olamadığın içinde seveceğim. Yalnızca yürüyüp gitmek varken koşup sarılacağım bir gün. Tükenmemiş ne kadar kaldırım taşı varsa oturup ağlayacağım bir gün... İçmeden nasıl oluyorlarsa sarhoş! Ben de sevilmeden olacağım aşık! Bir gün benden aldı götürdü diye kızdığım rüzgarı, eol arpıyla getirdi  diye seveceğim! Melodisinde adımı barındırdı diye kalbime işleyeceğim en büyük dalgaları. Bir gün hangi sokakta olduğumu bilmeden sesleneceğim güneşe. Ve son kez gülümseyeceğim bir gün sana. Bir gün anılarımdan bir köprü yapp yetmediği yere dikeceğim en büyük dar ağacını. Sessizce geldiğim yolu çığlık ata ata tüketeceğim son bir anıyla. Ardımda bırakamadığım şeyleri yanıma alıp gideceğim. Bir gün seveceğim hayatın her telini. Bir gün kuracağım en güzel hayatı, düşlerime alacağım en büyük yaşantıyı. Bir gün bir nehir kıyısındaki br salıncak esenliğinde, bir gün dönüşü olmayan bir yol sessizliğinde yaşamayı öğreneceğim. Bir gün olan biten ne varsa susup sineye çekmenin büyük hata olduğunu haykıracağım. Vedaları sevmeyilerimi hoş geldin diyemeyişim ile tamamlama çabamı yok edeceğim bir gün. Şarkılara dokunup, şiirleri yazıp, kitapları okuyacağım bir kalp bulacağım bir gün. Yüklenmesi zor bir manayı gelişi güzel savurmayı öğrenecek, sevginin kırıntısına talip olacağım bir gün. Bir gün  bitirmenin korkusuyla başlayan mutluluğu hapsetmeyi öğreneceğim. Bir gün duyula her fıkranın senden gelmediğini de anlayacağım. Ve bir gün yokluğuna ağıt yakmadığım için şaşırmanı kınayacağım. Ayrılıkların ne de kolay olduğunu kanıtlayacağım bir gün.
Ve başka bir gün öleceğim. Sessizliğe gömülü bir kalp ve dinginliğe ulaşmış gibi. Elimi elimle tutmuş, kalbimi  kalbimle sarmış şekilde. Sonradan aklına bir şey gelmiş ama susmuş gibi susacağım. Ne seni isteyeceğim yanıma ne de gitmemek için bir çaba göstereceğim. Seveceğim çünkü varlığımı bir bedenden ayrı tutmayı. Seveceğim çünkü düşüncelerime yakın olmayı. Susmak içinse hiç bir bahaneye başvurmayacağım! İçin için susacak, bağıra bağıra seveceğim bir gün. Ve sonra sesimi yavaşça kesip yok olacağım zerre zerre. Sustuklarımın büyüdüğü ne kadar evren varsa tek tek hepsini ziyaret edeceğim  bir gün. 



Zeynep Özer

Sadece Söyle

Son bir kaç güç aşka açıldı ufkum...
Yorgun gözyaşlarım, bitmiyor yalnızlığım!
Kalbim  atıyor mu, bilmem.
Sadece bil sensiz geçiyor günler.
Sadece bil ben seni bilmeden.
Güçsüz müdür bütün aşklar?
Kalplerde hep saklanır mı gözyaşı?
Ben bilmem söylesene;
Çok mu ağır aşk acısı?
Cesaret mi dersin ucu bucağı?
Şimdilerde kendini  tek tük sayıyor,
Bir bir yeniliyor günler.
Hırçın bir rüzgara takılmıyor,
Sır vermiyor demden.
Yorgun nehre taş atmıyor mesela,
Kızgın göze de bakmıyor ama.
Şimdilerde bitmiyor yağmur,
Söz dinlemiyor çamur.
Bağlanmaktan kaçmıyor sesler,
Dinginlik için susmuyor harfler.

Beklenen

Beklenen sadece olacak olan değil midir?
Gözün kapalı ya da açık...
Bilinçli ya da uykuda...
Sevgiyle ve nefretle iç içe...
Ve olanın olduğu zamanın olmadığı,
Değil mi, şu beklenen?

Şimdi kalkıp açsam kapıyı,
Sırf ben bekliyorum diye,
Olacak mıdır dersin beklenen,
Gelecek midir özlenen?
Gecenin bir vakti de olsa bekletmeden,
Sabahın ilk ışıklarına yenilmeden?

Olacak mıdır bir anda?
Sormadan gelecek midir ki?
Bıkmadan gidecek midir nefret?
Zamana uymadan sürecek mi sevgi?

Rengine bakmadan yoluna devam,
Küfrüne uymadan sözüne selam,
Verip  gidecek mi beklenen?

Ya beklenen sadece sözde ise?
Rengini bulamayan yekpare ise?
Kurşuna dizilmiş bir çizgi film misali,
Yitip bir gün gidecek ise?
Neden hâlâ beklenir beklenen?

Zeynep Özer

26 Kasım 2014 Çarşamba

Siyah

Siyah olmak renklere inat, 
Gökyüzüne inat sevmektir karanlığı.. 
Bir kuş cıvıltısındaki yakarışı duymak, Lunaparktaki ağlayan palyaço olmak biraz da. 
Siyah olmak sessiz ve sükunet dolu olmak, 
Gülümseyişte bile hüznü görmektir. 
Biraz hasret, biraz ayrılıktır. 
Yok olmanın verdiği yalnızlıktır. 
Suskunluğun bozamadığı sözlerdir siyah olmak. 
Bir kuğunun kanadındaki hasettir, 
Filin grisinde kaybolan aydınlıktır birazda... 
Yere atılmış iki güzel sözü bulmak, 
Ve verdiği mutluluğu paylaşacak birini bulamamaktır. 
Susarak oynamaktır oyunu, 
Kimsesizliğine ses olmamaktır belkide.. 
Siyah olmak çelişmektir biraz da, 
Kendini bilmek ve ilerlerken hayat, 
Engelleri cebine atıp ilerlemektir siyah olmak. 
Düpedüz söylenmeyen sözdür belki, 
Belki hırkasını kaybetmiş bir çocuğun, Yitirdiği mutlu anlardır. 
Bir insanın kalbine atılmış tüm hüznün, 
Bir odaya hapsolmuş tüm anıların, 
Tiksinilmiş tüm güvenin, 
Hatırlanmamış tüm yılların, 
Yazılmamış her küfrün, 
Anlatılmamış her duygunun şerefidir siyah olmak. 
Yürürlükten çıkmış bir kararın geri dönüşü gibidir siyah olmak. 
Kaldırım taşlarını saymanın verdiği yalnızlıktır. 
Ve tüm şarkılarda buruk bir gülümsemedir birazda. 
Hazin bir beklenti ile gidilen yolun, 
Karşılayamadığı duygularda saklıdır siyahlık. 
Sevince üzüntüyü katıp ilerlemek, 
Yakarıştan sevgiyi almaktır birazda siyah olmak. 
Duyulan bir kelime, 
İstenilen bir aşk, 
Fısıldanan bir hayattır siyah olmak. 
Savunma anındaki çelişki kadar, 
Sevgi anındaki yalnızlık kadar, 
Hiçlik yüklüdür siyah olmak. 
Yazıdaki manadır siyahlık. 
Gözdeki söylemek istenendir siyahlık. 
Ve en çokta susmaktır siyah olmak, 
Apansız bir sevda yolunda ve apansız duygularla yokluğa inat birazda... Susmaktır! 

Zeynep Özer 

15 Kasım 2014 Cumartesi

Şimdilerde Eskiler

Bir bir anlat şimdi bana küslüklerini. Sesleri kes ve konuş benimle.
Haberi olmasın ne rüzgarın ne de uçup giden saç telinin. 
Sadece sen bil  sadece ben bilelim. 
Nasıl olsa anlatırız, nasıl olsa susarız. 
Gel bir bir konuşalım, gel oylamaya sunalım seslerimizi. 
Hangimiz daha çok ritim tutuyor gel seninle öğrenelim.  
Zamanı tersten algılayalım seninle, tanışmış ve yavaş yavaş ayrılmış olalım. Sergilemekten korktuğumuz hayallerimizi bir bir sıralayalım. 
Denizde bıraktığımız kum tanelerimizi gün ışığında gidip alalım. 
Fenerini yaktığımız bir oyunu bırakmayalım ortalık yerde. 
Ters tepmiş sevgiyi öylece atalım çöpe seninle. 
Unutalım unutulacak en güzel kelimeleri. 
Cevapları unutalım, gidişleri yok sayalım. 
Seninle biz hep küs kalalım. 
Her seferinde ilk kez tanışıyormuş gibi bakalım birbirimize. 
Buraları yok sayalım seninle, kalpleri hep kırık terk edelim seninle. 
Yaptığımızdan ihanete kapı açalım, kimselere yol bırakmayalım seninle. 
Düzene sokalım seninle harfleri... 
A ile b yi yok ile varı bir kullanalım. 
Eskide kalmış iki kuruşluk heybeti alıp terk edelim seninle bizi. 
Seninle hiç tanışmayalım bir daha. 
Bir daha tokalaşmayalım, seslenmeyelim bir daha. 
Yakalım tüm kağıtları. 
Seninle biz farklı dünyalara göç etmiş iki kuş olalım...
Şimdilerde ne var ne yok unutalım.



Zeynep Özer

4 Eylül 2014 Perşembe

Götür Rüzgar

Şimdi al bu selamı ona götür rüzgar. Hani bazen ihtiyacı olur, sıkılır ve yalnız kalmak istemez ya insan o anlarında yanında olduğumu hissettir sen ona. Belki de şuan yalnızdır kalabalıklar içerisinde. Suskun bir fırtınanın içerisinde kimsesiz kalmıştır. Al rüzgar bir de ona sevgimi götür... Kalbime sığmıyor  demiştim belki duyuyordur. Fark etsin  ona seslenen kalemimi. Belki hisseder sen gidince selamın benden geldiğini. Söyleme rüzgar bildiğin ne varsa sakla. Bırak o bulsun.. Selamımı götür ama onu getir rüzgar. Aklını toplayan biri var de ona. Sen de bir parçasın o diyarda de. al pılını pırtını gel de ona rüzgar. Sessini çıkarsın, gülüşlerini hatırlatsın bana rüzgar...

 Zeynep Özer

28 Ağustos 2014 Perşembe

Sen Yokken

Sen yokken attığım adım cansız,
Güldüğüm anım pervasız.
Sen yokken sevdiğim insan pervasız,
Gittiğim yok susuz.

Kurduğum hayal  toz bulutunda,
Tuttuğum el çok uzaklarda,
Canımı acıtan da uzakta,
Can katan da, sen yokken.

Sen yokken yıldızlar kıpırtısız,
Kalemim yargısız,
Defterim dayanıksız,
Kelimelerim yararsız sen yokken.

Balonlar boşuna uçuyor,
Günler öylesine gelip gidiyor,
Bakışmalar anlamını yitiriyor,
Parmaklarım sadece hüznü yazıyor sen yokken.

Sen yokken sayılar 3'e kadar,
Çocuklar parklarda sessiz.
Şehirler kıpırtısız, sakin,
Yanımdakiler kimsesiz sen yokken.

Kalbim aşka uğramıyor sen yokken,
Elim saçımı taramıyor,
Tenim kokuları kabul etmiyor,
Giysiler şatafatı korumuyor sen yokken.

Sen yokken okuduğum kitap olaysız,
Geçen saat anlamsız,
Sokaktaki amca parasız.
Bütün küfürler yalız sen yokken.

Penceremde kuşlar yok sen yokken,
Sessizliğime kelimeler yetmiyor,
Yazdıklarım anlaşılmıyor,
Yaşamımı başkaları yönetiyor sen yokken.

Sen yokken içtiğim çorba tatsız,
Baktığım resimler yapayalnız,
Gezdiğim yer anlamsız,
Ruhum kifayetsiz,
Bedenim sevgisiz sen yokken.


Zeynep Özer

Yeter Ki Sen Benimle Kal

Tek düşündüğü sen isen kalemin,
Söyle yazabilir mi sevinci?
Bağlı  kalmışken ölüme,
Nasıl da gidebilir bir zalime.
Sırça köşkü bile atmışken kefene.
Bırakabilir mi seni söyle?
Ortasından git yağmurun,
Çamurların nazını çek,
Yollar erisin gözünde,
Yeter ki sen benimle kal.
Unutsun gözlerin benden olan,
Ne ki kötü anı varsa..
Gölgen olup aksın savaşı,
Ne ki benden sana ne kadar aşk varsa.
Eğer yoksa sözü kaleme gözlerinin,
Ne olur unutma beni.
Bir ikindi ezanında çık pencereye,
Sana olan dualarımı dinle.
Ne olur gitme hayallerimden!
Daha doğrusu gelme yalnızlığımdan öte yana!
Gelme sesime tını uçurmayacaksan.
Gelme düşüme düşünü katamayacaksan.


Zeynep Özer

26 Ağustos 2014 Salı

Korkuyorum Hayat...

         Her zaman konuşsun istiyorsun sen  ve o susuyor. Sanki daha harcanacak kelimeleri yokmuş gibi susuyor. Zamanı düşünüyor belki, ne olacak diye soruyor belki... Kim bilir  ama susuyor işte. Ya sen? Sen ne biliyorsun? O ne hissediyor onu biliyor musun?Korkuyorum hayat beni sevmeyenle bir yaşam sürmekten, birilerini kendimden bıktırmaktan, sevgisiz kalmaktan korkuyorum. Acılarımı alıp  bir köşeye öylece koyamıyorum. Suskunluğumu dağlara haykırıp yapmak istediklerimi gerçekleştirememekten korkuyorum. Hayat bittiğinde gözümde hasret kalmasından korkuyorum. Bilinmezlik çukurunda olmaktan yalnızlıktan korkuyorum. Zamana karşı koyamayıp tek kalmaktan, çocuk sevgisiyle yaklaşıp karşılık bulamamaktan korkuyorum. 

         Bana öyle geliyor ki bir insan beni sevemez. Sanki dünyada kim 'sevme' diyorsa parmaklar beni gösteriyor. Sanki tüm laflar git anlamına, sus anlamına geliyor. Korkuyorum hayat daha fazla yalnız kalmaktan, paylaşamamaktan korkuyorum. Her anına şahit olabileceğim bir insan olamamasından korkuyorum. Zamane olayları arasında aşkın beni es geçmesinden korkuyorum. Korkuyorum hayat beni seven birinin her an beni bırakıp gidecekmiş gibi durduğu o içimdeki histen korkuyorum. Seni seviyorum denmeyecek biri olmaktan korkuyorum. Sanki içimde bir şey var o bana sen sevilmez diyor, ondan korkuyorum hayat. Yalan onlar diyor, ki ben o sesi susturamıyorum. Kimselere derdimi açamıyorum. Suskunluğumu bozamamaktan korkuyorum. Korkuyorum hayat günler böyle hızlı geçerken ben sevilmemekten, yalnız bırakılmaktan korkuyorum. Yolculuklarda yalnız kalmaktan, gelmeyen yazılarının ardından baka kalmaktan, hep terk edilme duygusuyla yaşamaktan korkuyorum. Korkuyorum hayat elimden tutup bırakmayacak birisinin olmamasından korkuyorum. Beni sevmeye değer bulacak biri olmaması ihtimalinden korkuyorum. Sabahları bıkmadan beni düşünerek uyanacak birini düşünememekten korkuyorum.      
    İçimden geçenleri gözlerimden anlayacak biri olmamasından korkuyorum. Sevdiğini söylemeyen, susan biri olmaktan korkuyorum. Korkuyorum hayat yalnızlığın temeli atmaktan, oraya tıkılı kalmaktan korkuyorum. Akışa meydan okuyamayıp debelenmekten korkuyorum. Sır gibi kalacakmışcasına görünmez olmaktan korkuyorum. Hayat korkuyorum sensiz bir rüyadan.       Korkuyorum  sesimi duyuramadan yok olmaktan. Korkuyorum hayat sevdiğim insanların beni unutmasından, bir günlük bir sevgiyle sevilmekten korkuyorum. Yırtık bir kağıt parçası gibi uçup gidecek bir aşka hapsolmuş olmaktan korkuyorum.  Sızıp bir  nehirde boğulmaktan korkuyorum. Eninde sonunda elimde avucumda sadece maddiyat olmasından korkuyorum. Susuz kalıp ölmekten değil, elimi tutup kalmam için dua edecek birinin olmamasından korkuyorum. Birisi çıkıp gülüşlerimin altındaki  hüznü fark edemeyecek diye korkuyorum. Yapayalnız kalıp kitaplara yeni anılar bulamayacağım diye korkuyorum. Kalemimin ucunu kırıp, kelimelerimi bile unutacağım diye korkuyorum. Korkuyorum hayat sen  kal diyen birinin olmamasından korkuyorum. Her an aklında olacağım, zamanı ben olacağım biri olmamasından korkuyorum. Yalnızlığa serenat yapacak tek kişi olacağımı duymaktan korkuyorum. Korkuyorum hayat her gün azıcık bile olsa bir sevgiyle kapım çalınmayacak diye korkuyorum. Korkuyorum hayat  çalan her zilde aşkı duyamamaktan korkuyorum. Korkuyorum hayat atılan her adımda mutluluğa gidememekten, yazdığım her kelimeyi aşkla okuyacak bir yegane  varlıktan uzakta olmaktan korkuyorum. Gözlerime  her baktığında kendini görecek, o bana bakıyor diye kalbim bir b'aşka atamayacak diye korkuyorum.  
        Sessizliğimde benimle ağlayacak bir çift gözü bulamamaktan korkuyorum. Kışın soğuğunda ısınmayı bahane edip sarılacak bir yüreğe ait olamamaktan  korkuyorum. Okuduğum kitaptaki sevdayı, sevdamla altüst edememekten korkuyorum. Dinlediğim her müzikle bana daha iyi gelecek birinin yanımda olamamasından korkuyorum. Merak edip araştıracak birine rast gelememekten korkuyorum. Düşümdesin dediği an yanımda olmamasından korkuyorum. Korkuyorum hayat başkalarının bana acımasından değil, kendime acıyor olmaktan korkuyorum. Korkuyorum hayat dürüst olamayan senden, kalbime acıyı emanet edip gitmenden korkuyorum. Konuşmak için bahanelere sarılacağım birinin gözünden kaçmış olmaktan korkuyorum. Başak tarlalarında koşarken ağlıyor olmaktan, özlenecek biriyle sarılmıyor olmaktan korkuyorum. Bir gün gelip fotoğraflara baktığımda yanımda oturan birini görememekten korkuyorum. Korkuyorum hayat tükendiğim gün beni tutacak bir el olmamasından korkuyorum. Korkuyorum hayat  uzak duruyor olmasından, yakınlarda ufkun olmamasından korkuyorum. Korkuyorum hayat lakap takacak, gıcıklık yapacak, fısıltılarla konuşacak birine uzakta kalmaktan, kalbime yerleşmeden gitmesinden korkuyorum. 
      Tınısını bile bilmediğim bir yerde dolaştığımda tereddüt etmeden bakacağım bir çift göz olmamasında korkuyorum. Korkuyorum hayat sırf ben öyle yaptım diye olamayacak bir şeyle karşı karşıya gelmekten korkuyorum. Korkuyorum hayat susuzluğumla baş edecek  bir ilacımın olamamasından, benim için gözlerini yoracak, bekleyişlere gebe kalacak birinin yanımdan geçip gitmesinden korkuyorum. Susup susup konuşan biri olduğumda beni dinlemeye can atacak bir kulağa seslenememekten korkuyorum. Korkuyorum hayat elim ayağım tutmazken beni kimseye muhtaç etmeyecek biri olmamasından, adı konulmamış tartışmaların bitireceğinden korktuğum bir aşka sahip olamamaktan korkuyorum. Hayat gezdiğim tüm sokaklarda  onu görememekten korkuyorum. Korkuyorum hayat bilmeden kim olduğunu, yaşamadan onu ölüp gitmekten korkuyorum! Korkuyorum hayat sorulan sorulara hep aynı cevapları sıralıyor olmaktan korkuyorum. Korkuyorum hayat yazdıklarımı okuyanların onları yazdığım birinin olmadığını öğrenmelerinden. Seviyor dediğim zamanlarda yanılmış olmaktan korkuyorum. Karşıma o kişinin çıkmamasından korkuyorum! Hayat kalbimin ritminin hep üşengeç kalmasından korkuyorum. Korkuyorum hayat içtiğim suda, yazdığım cümlede, yediğim yemekte, yürüdüğüm yolda yalnız olmaktan korkuyorum. Korkuyorum hayat sesimi sadece benim duyuyor olmamdan. Hayat öyle korkuyorum ki! Bir gün gelip yalnız öldüğümü öğreneceğim o andan...
  
Zeynep Özer




21 Ağustos 2014 Perşembe

Bir insan sadece sevebilir aslında.

Benliğini bilmeyen bir insan yoktur aslında. Benliğini tanımlamaya korkan insan vardır. Zamana laf edemeyen kendine kusur için yol açan insan... Bir insan sevgiye aç kalır mı, hemde sevildiğini bile bile? Bir insan sadece hala tanıyıp tanımadığını bilmediği  birinin özlemini çekebilir mi?
Yokluğuna vedalar edebilir mi? Hep geldi sanıp nasılda ters düz olabilir  siz hiç bilir misiniz?
Ona uğramadan giden rüzgar gibidir aşk ne gelir ne gelenle haber eder. Sessizdir hiç kimseye olmadığı kadar, nankör ve yalancıdır,
Kısa kısa sevdalara bölmüştür kendini ve hep yarısına ulaşılamadan yok etmiştir.
Kimseye gerçek yüzünü göstermemiş bir aşktır o. Sanki o, bir insan için bir sürü sahte aşk seçmiş ve bir süre sürecek diye bir güzel kandırmıştır.
Bir insan aşka isyan edebilir mi, varlığı yokluğu hiç bir olurluğu  belli olmayan aşka? Zamanı göstermeyen sevdayı belli ettirmeyen aşka... Bir insan sevebilir mi aşk sandığı gözdeki insanı.
Sonra; öğrenmese de açık açık söylenmiş kadar koyar mı  aşksızlık insana siz hiç bilir misiniz?
Sonu olmayan bir yoldan daha beter değil midir ki sevgisizlik? Seviliyor musun bunu bilmemek harap etmez mi asıl insanı? Bir insan ne yapabilir ki kör kalmış bir insana?
Suçlarını dökebilir mi meydana mesela? Sevgisini ilan edebilir mi yollara?
Bir insan sadece sevebilir aslında.




Zeynep Özer

13 Ağustos 2014 Çarşamba

Zaman

Çevir zamanı şimdi baştan aşağıya,
Bilmem kaçıncı üzüntünü kurut sonbaharla.
Görünmeyen çizgiler yarat hayalinde,
Devam et belki bir gün bulursun yine.


Farz et tükendi göz bebeğin,
Kabul et bitti sığdırmaya çalıştığın kelimelerin.
Şimdi sen sus söylensin hatıraların,
Olur ya belki utanır gider son sözlerin.




Zeynep Özer 

“Değişme hep bildiğim sen ol!”

Uzun bir gün olacağa benziyor.
Kapatıp gözlerimi sana açmak istiyorum.

Ne kadar yürüsem de koşuşturmana yetişemiyorum.
Benim sandığım sen olamazsın.

Şaşmıyorum artık olacaklara
Ya da yapacaklarına…

“Değişme hep bildiğim sen ol!”
Demeyi çok isterdim.

Ya sev beni ya da terk et ebedi…
Daha fazlası yok hayatın söyle içindeki beni…

Sevmiyorsun belki elimden kayıp gidiyorsun belki
Olsun sen sev de beni…


Zeynep Özer

12 Ağustos 2014 Salı

BİTMESİN HİKAYEMİZ


  • Hayat başucumda dönmeyi bıraktığında,
  • İnsanlar yokluğumdan haz duyduğunda,
  • Bensizlik dünyaya yıldırım gibi çaktığında bile,
  • Bitmesin hikayemiz…
  • Yaşam kuyumda umutsuzluk çırpındığında,
  • Kalbim yaşamak için değil, ölmek için attığında,
  • Göz kapaklarım bomboş kaldığında bile,
  • Tükenmesin sevgimiz…
  • Ellerimiz titremekten sadakatsizce uyuştuğunda,
  • Kulaklarımız sağır edici sessizlik karşısında yetersiz kaldığında,
  • Dudaklarımız kalbimizdeki yangını
  • Haykıramayacak hale geldiğinde bile,
  • Yenilmesin ümitlerimiz…
  • Tırnaklarımız çektiğimiz yalnızlık karşısında morardığında,
  • Basamakları çıkarken yorgunluktan tıkandığımızda,
  • Sabah güneş çakınca gelen ümitlerimiz
  • Zifiri karanlıkta kaybolduğunda bile,
  • Bitmesin hikayemiz…
  • Bacaklarımız taşıdığımız yük karşısında değerini yitirdiğinde,
  • Düşüncelerimiz esti satırlar gibi silindiğinde,
  •  Parmak uçlarımız sevgiyi hissetmediğinde bile,
  • Bitmesin hayallerimiz…
        Zeynep Özer 

11 Ağustos 2014 Pazartesi

BIRAKIP GİDECEĞİM


Bırakıp gideceğim seni,
Palavralar atacağım herkese
Durup dururken seni anacağım
"Böylesi daha iyi oldu.” diyeceğim.
Ansızın belireceğim karşında,
Her an var olacağım aslında.

Her gözünü kapadığında,
Beni göreceksin sen...
Elinde son anılar,
Ağlayacaksın ardımdan.
Bırakma diyeceksin birden,
Tam da ben gitmişken.

Açacaksın ardından gözlerini,
Beni hayal edeceksin o an karşında...
Sonra birden silinip gidecek hayalim.
Yine kalacaksın tek başına.
O an bende seni anacağım
"Böylesi daha iyi oldu" diyeceğim...  



 Zeynep Özer

YÜRÜ


Kapasam ya gözlerimi, Dinginmiş gibi denizin...
Savrulup bir o bir bu yana gitsem mi,
Ne dersin?
Çok ısrar etmem belki,
Belki çok severim terk edilmeyi
.Ama sende bilirsin,
Ben sevmem affedememeyi...
Kılı kırk yapar ama ,
Yine de severim!
Parmaklarım var hiç hissetmediğim...
Bir de kulaklarım,
Sesini dindiremediğim.
Çık gel bak ne de güzel
Yağıyor gökten umut!
Sen anla işte nasıl bir şey bu.
Ne sayıları konuşturur,
Ne de harflerin zarafetinden haberi var!
Beyaz bir bez parça al eline,
Eğer gelirsen sen de benimle,
Bedenin dik kalbin temiz olsun,
Eğer gelmezsen benimle,
Ne elinden o bez parçası
Ne de yanından aşk eksik olsun...
Güle güle sevdiğim,
Bulduğun kalp sana,
Yorduğum aşk bana,
Helal olsun....
 Zeynep Özer

Ölü bir adamın geride bıraktığı kadına küçük seslenişi...

ne yaptın kaç gündür öyle oturdun mu bir köşede suskun ve hiç konuşmadan. 
benim gittiğime ağıtlar yazmadan sadece oturdun mu?
neden kalkıp gelmeye çalışmadın, neden direnmedin  o kollara, 
o tutulan ağıtlara neden kızmadın? 
söyle kolay mı  öylece kalakalmak sadece susmak ve yok oluşumu izlemek!
söyle şimdi sende çıkabilecekmisin işin içinden? 
yoksa bekleyecek misin çürüyüp yok olmamı.
bekleme lütfen gel başucuma, susma lütfen konuş kabrimle...  
sen konuş ki bitsin ölüm, sen konuş ki ruhumda huzur bulsun. 
affettim de affedilecek tüm o şeyler için, 
seviyorum de hiç söylemeye yeltenmediğin anlar için! 
aç bana içinin derin hüznünü, bilmediğim ne varsa söyle bana bu gece. 
söyle ki çekip gidebileyim.
oturma öylece köşede susma sanki halâ seninleymişimcesine. 
ya tak kaseti aç bir türkü ya da ağla sabaha dek!
ama lütfen kalma öyle bir köşede. 
hissettirme  bana yalnızlığımı...  
seni öyle bıraktım diye gidemedim ben, 
sende yapma böyle özgür bırak içinden geçenleri. 
sakın dimdik durmaya çalışma ağla doyasıya, 
haykır-vur-kır-dök ardımda ne kaldıysa, 
küfürler et ama lütfen kalma öyle bir köşede. 
sen durdukça öyle; yaşayan ben ölen sen olacaksın.
 ve ne ben seninle konuşup huzuruna kapı açabileceğim
 ne de sen beni yaşamaktan bin beter bu halden çıkartabileceksin. 
 lütfen durma öyle bir köşede sanki gitmemişimcesine. 

 Zeynep Özer