12 Aralık 2014 Cuma

Loş Zamanı Hayatın

      Sabahın kör ışıklarında geçen bir hüzme umutla başını kaldırmış yaşlı adam. Aslında yaşlı sayılmazdı. İçine çökmüş kelimeleri ve yaşayamadığı zamanları buna nedendi sadece.   Perdeyi, kapıyı,  kilidi tam takır hizaya getirmiş evin bir köşesine çekilmişti. Peki neydi hala yapamadığı yaşlanmak için? Ya da nedeni neydi bu kadar istemesinin? Zamanı gelince yaşlanacak, mutlu olacakta biliyordu. Şimdiden istediği neydi? Koca bir süngü .ekmişti sanki umutlarına. Suyuna bırakmıştı zamanı ve sesleri.  Hani kalksa kapıyı açsa göreceği 2 çift gözle tepesi atacak gibiydi. Susamayacak, yeniden başlatacaktı her şeyi! Yaşadığı her şeyi empoze etseydi oysa ne de mutlu olurdu! Gözlemleyin ve öyle sevin diyecekti oysaki! Yapamıyorsanız da susun sevgisizlikle diyecekti bekli birazda. İşte hep bundandı dışarıya çıkmaktan kaçışı, kapıyı açmaya yanaşmayışı...
     Ne vardı dışarıda, kim bekliyordu ki sanki? Sevgisini gözlere söylemesine neden olacak kim vardı?Çok mu olmuştu tıkayalı kendini? Arada çıkıyordu çıkmasına... Safiye ablaya ve 2 sokak ötede duran kedi bozuntusuna göz atmak için . Sırf geleni gideni olmasın, eve gökyüzünü kimse taşımasın ve birazda şüphede kalan olmasındı amacı! Yaşıyordu! Evin salonu karanlık ve loş bir havayla bakıyordu gözlerine. Onu içeri davet eden bir havaydı, seviyordu. Arada şu ihtiyar tayfası geliyor, gökyüzüne çalan bir odaya döndürmeye inatla uğraşıyorlardı! Kendine yetip yetmediğini merak ediyorlardı... Yalnızlık tak etmemiş miydi cidden, sıkılmıyor muydu? Ve daha neler neler. Sonunda gönderiyordu onları göndermesine de! Gökyüzüne sığınak bir odaya dönüşmekte de başarılı oluyorlardı! Son zamanlarda gökyüzüne bir başka bakar olmuştu, loş sevenini sevdi seveli. Bir kaç dakikaya alışıyordu  gözleri haklıydılar ama bir yandan da can atıyordu ki gelsindi loş havası!
     Gelen giden kim kalmıştı ki sokakta? Kimi tanıyordu? Bir yandan da gelen giden her insanın ona bir anıyı anımsatması sıkmıştı canını! Fazla da bakmıyordu yüzlerine; ne kadar bakarsa o kadar çok görüyordu hüzünlerini! Her baktığı an kendini gösteriyordu ona. Susamaz kızardı kendine. Ve geçip giderlerdi öylece... Böyle anlardan sonra gidip siyah beyaz ne kadar fotoğraf varsa bir bir bakardı! Susardı sonra.  Geçen yılların en unutulmaya değer hatıraları değil miydi şu yeşilçam? Sahi bunları tek tek kitaplığa dizerken ne de gülmüştü! Siyah beyaz ne ki kartpostal ne ki anısı var bir bir yaşayabilirdi yeniden. Buradan daha kıskanılasıydı aşkları! Kendine genç diye seslenildiği dönemlerde bile kendine yaşlı demesinin tek nedeni miydi bu acaba? 
    4 yıldır her gün girdiği bir sokak vardı. Ve orada bir kilise, arada da giriyordu içeri. Oranın değişik kültürüne bakmak hayranlık veriyordu ona birazda. Siyahlığı çekiyordu onu bu sokağın. Tabi ya başka ne gibi bir nedeni olabilirdi?Hani gökyüzü fırtına anlarında ne kadar ciddi olurdu, o sokakta öyleydi. Karanlık ve ciddi. Sevdiği şeyin farklı kültür veya sokak değilde loş ve karanlık olduğunu o zamanlarda anlamıştı. Pekişmişti salonu böylece.
    Arada bir restoranın ya da bir kahvenin köşe taşına oturuyor. Ve lambanın kısılmasını beklerken buluyordu kendini. Başını masaya, kalbini ise kapı dışarı emanet ederdi o anlarda. Bin yılı uyuyarak geçirmiş ve uyandığında hiç bir düşüncesi olmayan bir insan rahatlığıyla çıkardı oradan. Bazen dikkatini çeken farklı şeyler de oluyordu. Mesela hareket ediyordu ritimler ve renkler hafif bir yaşam belirtisi gösteriyordu. 
    Böyle yaşarken kendini  yeni bir yaşama ait hissediyordu belki. O hayatı da üzerine alınamıyordu ama! Sevgisine boyun eğemiyordu. Bir yandan istediği cevapsız kalmasındı, bir yandan da cevap versin istemiyordu. 
    Perdeler eskimişti sanki. Yoksa başka ne gibi nedeni olabilirdi ki  ışık hüzmesinin  içeri içeri girmek istemesinin. Birden güneşin sönmesini istedi, belki sahil boyu bir iki yürürdü? Kendisine yaşlı demesinde değil, içinin çökmüşlüğünden bu gündüze olan kini. Loş ortama en büyük ihanet onlardı çünkü! Hafif bir müziğin verdiği huzuru veren o ortama en büyük gürültü gökyüzüydü! 
   Sıfırdan başlasa gündüzü geceye, geceyi gündüze çevirmeden yapamazdı hiç bir şey. Loş olmadan, gökyüzü biraz olsun solmadan yürüyemezdi.  Belki başta başlayınca bir bank bulurdu kendine orada, kitaplarını alırdı giderdi ara ara. Böyle olunca da kimsenin yüzünü  görmezdi belkide? 
    Ve yine akşam etmişti gökyüzünü. Lamba mı dese mum tarzı bir ışıldağı vardı ve sönme vakti gelmişti.  Belki yine bir kaç resme bakar, yeşilçamın o büyülü siyahlığına atar kendini. Ya da sokağın başına geçip gülerdi, kim bilir? Alacağını almıştı neyse ki! 
    Geçenlerde kapıya bırakılan bir kaç gazete vardı sahi... Kaç gün olmuşsa olmuştu! Belki de az daha kalsalar aylık dergi kıvamına geçecekti. Bakmakta lazımdı tabi karanlık geleceğe daha ne kadar yaklaşıldı gözlerinde idrak etmesi lazımdı. Belki onun idrak ettiğini başka gözlerde ederdi? Bir çift yaşlı göz değil miydi ondaki, kim bakardı?  Hadi baktı diyelim, sönmesine ne kadar kalır ki o vakit gökyüzünün. Bir kalbe daha loşluk empoze etmenin  ne yararı var güneşe?  Ona yararı var mıydı acaba? Yoktu belkide. Niye olsundu?Her kalbe girme, her lafta yer alma çabası vardı şimdikilere!O ise sevgilerini alıp  gitsinler  istiyordu. Sussunlar belki sevgi bekleyeceğine gitsinler! Başkalarından medet umsunlar ki hayal ettikleri, gökyüzüleri loşlaşmasın. Başkalarından yana kullansınlar ki  şanslarını, seslerini duymayanları da görsünler. Sokaklarda kahkaha atabilsinler!