13 Eylül 2016 Salı

Alınmayan Yaşlılık

                                                                                                                                          26,10,2015

Koskoca şehirde bin kaç yüz milyon insan ve suratlarda kimlik yarışı ile o kadar çok kaptırmışız ki yaşamaya kendimizi. Belkileri, acabaları, pişmanlıklar sadece kendi yararımıza ise görür, duyar olmuşuz. Elimize bir şey geçecekse eğer anlamı da varsa bizim için yapar, değer verir olmuşuz. Bugün hastahaneye gitmek için yurttan çıktım, tabi öyle hoyratça gideceğim dernek yanlış yerleşkesine gitmişim. Trafo caddesinde indiğimde, kendimi hayat dolu budum adeta. Hastahaneye giderken ilk kez oluyor bu, şaşılacak şey. Bugün fark ettiğim bu benliğimi size dönüş yolunda yazacak kadar çok sevdim ben. İndiğim durak Anadolu Yakası'nda dağlık bir yer. Karşıda temizlik göstergesi yemyeşil dağlar, bu tarafı sorsanız evler. Ki kutu kutu...  Özel mülk, aileler, tahtadan kulübeler, banklar, duraklar...
Daha keşfedilmemiş bir çoraklık, keşfi ile yok olacak bir arazi bileşimi... Yol üzerinde bir bakkal amcadan yerleşkenin yerini öğrendim.  Ki amca tam komşu bakkal modunda.  Orada yaşamanın güzelliğine kapılmıştı sanki. Yol sorup da bir türlü düzgün tarif alamadığımız kimselerden uzaktı amca. Tam benlik sanki yolu da var, kervan da. Ve sonra yerleşkeye yönelince bir bir gökdelenler çıkmaya başlayınca içimden uçup giden şeyler oldu sanki.  Dedik ya hani keşfedilene kadar güzeldir bazı şeyler...
Merkez ne uzak, ne yakın.  Ki insana da yakın mı yakın. Otobüsten indiğimde orada doğup büyüyor olmayı nasılda istediğimi size anlatamam. mezun olunca diyorum hem hayatta hem kopuk olsak? ne dersin?
Kalmış doğum günüme 10 gün. 10 güne doğmuş olsam ya? tam burada? böyle bir havaya? Yaşlılar mıydı başlığımız? Ne alaka... Aslında şöyle, bu dönemleri o kadar olduğu gibi yaşıyorum ki olduğu gibi anlatmamak bana enerji getirmez. Yanlışlığı öğrendim ve geç kalma pahasına bindim otobüse, istikamet yine doğru sanılan yerleşke. E-5'te ineceğim ama işte oraya gitmeden önce iki dünya arasındaki ince farı hatırlamam gerekiyormuş meğer. Ben inmeden bir durak önceydi. Araba durdu, inen indi binen bindi. Son dakika bir amca yaklaştı tam yetişti yetişecek denilen mesafede. Ve tam kapıya geldi dediğimiz anda bastı gitti şoför!  Ne kapıyı açtı sorulacak soruya tenezzül etti ne de yaşlı bir amcayı 2 saniye bekleyebildi. insanlığın soyunmuş olmasından korkarak ruh halimi yine diğer hayatta dağılırken buldum.  Ve çok üzüldüm. Hangimiz ben rastlamadım derdi acaba şimdi sorsam?  Hani yaşlı ya hani yetişemez ya, beklenmiyor o amcalar, teyzeler.İnsanlık bu asır da gün yüzüne çıkmaya niyetli değil anlaşılan. Tabi haklısınız tüm suç insanlığın!  Hani yeni Gelen bildiri ile 65 üstü olan yaşlılar ücretsiz kullanıyor ya araçları. Hani zaten onlar para etmiyor ya. Ondan alınmıyor değil mi? Onların çıkıp hayata, hani didinip didinip bir türlü  yetemedikleri hayat, şöyle bir gezmeleri hak değil değil mi? Çünkü biz değilsek onun kim olduğu aklımızı geçtim artık kalbimize bile değimiyor değil mi? Yaşlı değiliz diye insanlık kat sayımız yerlerde değil mi bizim? Gözümüze gelen gerçeğe de kalbe de uzağız biz anlaşılan.  Sabah sabah insanlık kokan oradan geçmemiş, sevmemiş gibi utandım insanlığımdan. Onların belki de düşme pahasına gittikleri yerden kabul görmeyerek dönmesiyle soyundum.

 Zeynep Özer