duyguları mı biz ele alıyoruz, onlar mı bizi nereden kavrayacaklarını çok iyi biliyor acaba. hangimizin birkaç söze hatta sözün tınısının farklılaşmasına daha değişmeyecek duygusu yoktur ki? öyle değişik bir bağlantıdaki vücudumuz, zihnimiz ve ruhumuz... sanki açıkları duyularıyla kapatmaya yer ayırmak için can atıyor. biz de onlara hükmetmek şöyle dursun körüklüyoruz kendimizi. sonunda damla damla atıyoruz duygularımızı da. atamıyorsak da birikintili kutumuzda tutuyoruz, onlara ekleneceklerle yerlerini bekliyor vaziyette. öyle ki bir açık anda dökeceğiz tüm birikintili duygularımızı. biz bizimle oynamayı çözemiyoruz, biz bize dur diyemeyeceğimizden korkuyoruz. ya aslında biz, biz olmaktan uzaklaşıyorsak? elimizdekine tabi tutup hayatımızı istemeye korkuyorsak? sınırsızlık içinde korkusuzluk arayışına çıkan kaç kişiyiz ki biz? gelen işaretleri, ruhun yansımalarını kaç kişiyiz ki görmek isteyen? elle tutulur bir kaç duygumuza hükmetmek için çabalasak, biz onları aşacağız aslında. olmasa o durum veya bir kaç saat sonrasında olsak, kendimizi o anda görsek mesela. ölmüş müyüz? kımıldayamıyor muyuz? ellerimizde bir kepenk, anahtarı derin bir denizde mi? yoksa yine biz mi? düşünüp düşünüp kendimize işkence sunan biz mi? biraz düşünün bakalım biz hangisindeyiz?
Zeynep Özer