8 Aralık 2017 Cuma

dün sadece dün müydü?

günlerin geçtiği ve bizim onları duyduğumuz anlar vardır,
bulutlara bakarken, bir çocuğa gülümserken veya birinin nazı ile oynarken.
veya günün içinde, dünyanın ortasında küçücük bir nokta ve gerçekleme olasılığı daha yüksek hayalleri ile biz varızdır.
biz ya tüm olanlara gün itiyor diye bakarız ya da bir gün daha ben oluyor diye bakarız.
dün sadece dün müydü?
yarın sadece yapılacak olanlardan mı?
şimdi en yakın pencereden gelen sesler,
etrafa yayılan kokular,
saçlarınızın özgün dağılışı,
kıyafetlerinizin sizin özgürlük alanınıza hitap edişi
ve bir sürü  söz var havada sizi bekleyen.
siz ya yolculuk esnasında geçmişe düşeceksiniz ya da geleceğe uçacaksınız.
neden hep 2 seçenek kuşatmıştır çevremizi?
ve neden biz hep daha imkansız geldiği anlarda seçenekleri azaltırız?
bir gün yolculuk yaparken sadece bulutları, sadece insanları, sadece kendiniz
izleyin...
gün olun, geçmiş olun, siz olun.
ayın ve güneşin bulutlarla kaçamak savaşını izleyin.
kendinizin hayallerinizle kaçamak savaşınızı izler gibi...

17 Kasım 2017 Cuma

Bir Küçük Fısıltı

Küçük bir renkli kutu, ellerinden çıkmayı bekleyen ıssız özgürlük. 
Belki kuştur cıvıldayan belki birkaç çocuk, 
Şeni şakrağı kalmış bebekliklerinden. 
Kararmaktadır hava belirsiz bir güzellikle, 
Su utangaç bir misafir. 
Gölgesinde gölgeleri barındıran nice misafir,
Işıkla dolmuş su. 
Şimdi suyun sen olmaya özendiği,
Senin su olmaya özendiğin zamanlardayız.
Eol Arpı'nın size eşlik edeceğini bilsen
Ödünç verecek gibisin yaşamının en büyük kırıntısını, 
Ödünç vereceksin vermesine ama
Korkuyorsun bir yandan da senliğinden uzaklaşmaya. 
Aç tüm pencerelerini, 
Dalgasına gölgeni düşür suların
Ve sessizce uzaklaş kendinden. 
Arada sırada uzaklaş...



 
Zeynep Özer

31 Ekim 2017 Salı

Gerekli Tüm Fazlalıkları

Biz henüz 'gerekli tüm fazlalıkları' bırakmadık,
İçimizden geldiği gibi kimseye 5 dakika armağan etmedik,
Bir yerde gördümüz iki çift gözün bize baktığına da emin değiliz halbuki.
Deliliği sevmekle değil yaşamakla ilgilendiğimizi sakladık belki sır gibi.
Boynumuzdan çıkarmadığımız kolyeye,
Özgürlüğümüzü yansıtan saçlarımıza, Sesimizi duyuran örgülerine bilhassa o saçların,
Sakladık içlerine yazmadıklarımızı.
Bazen ışığı bünyemizde aydınlık gibi hissederken bir yandan karanlık köşelerde o göz kapaklarımızın dinginliğini aradık.
Sizi bilmem ama ben bazen yürürken bile kapatabilmeyi diledim bazı dileklerimde, gözlerimi.
Yokuş aşağı bir yolun kenarında durur karanlık,
Sendelersen açman gerekir gözlerini.
Ve açarsan pür dikkat kesilirsin yola,
Yukarıdan gelen güneş ışığı bir binanın gölgesinden gayri belirmez.


Zeynep Özer

19 Temmuz 2017 Çarşamba

Böyle

Bu sabah Tanrının beni sınadığını düşünerek bir kaç satırda sorgulama yapmıştım kendi kendime. Ama şimdi düşününce kendimi sınıyor olma ihtimalim sanırım daha ağır basar oldu. Ben hep içimden geçen şeyi yaptığımda huzur bulmuşumdur. Aklıma estiğinde öyle daha rahat yazacağımı düşündüğümden gidip klavye bile almıştım dizüstü bilgisayarıma. Şuan kullanmıyor olmam içimi acıtmıyor mesela, keşke dedirtmiyor. Çünkü anlık veya düşünülmüş bir yapmam gerekiyor dediğim şeyi yapmadığımda kendimle savaşıyorum. Ve bu aralar da öyle bir bölünmüşlükteyim.  Bir yanım o içimden geçeni yaptığım halimi alıp locaya oturtmak kararında diğer yanım eğer bunu yaparsam başka bir yırtığa mı sebep olurum diyor. İşte Tanrının sınaması sandığım bu sınamayı kendimle yaşıyor olmam gerçekten olası bir şey. Size de içinizdeki o an gelen bir şeyi söylemez, yönelmeniz gereken yöne yönelmez veya izinden gidilecek kişiyi takip etmezseniz sanki sizin için kısa bir felaket anı gerçekleşecek gibi olmuyor mu? Bana oluyor.

15 Temmuz 2017 Cumartesi

biz

biz geç kalan kesimiydik sanıyorum hayatın,
belki ellimizi henüz arındırmamıştık,
belki ellerimiz doğuştan kirliydi.
duyduğumuz bize kalan bir kaç şiirdi.
kiminde gözler gördük
kiminde kaybolmuşluğunu.
o düştükçe biz daha katı kalpli olduk.
sadece birisi el uzatınca o kişi olmayı hep dileyen
ama o elin uzatılabileceği o an da ise
biz yine biz olup,
katı kalbe mesken olduk.

https://www.youtube.com/watch?v=l_dKW2qyMM4

Zeynep ÖZER

4 Temmuz 2017 Salı

Yitirmiş Mİ?

Alevin buharına sor önce,


Tanımış mı beni?

Kırmızısı mı kızılı mı çekmiş onu buraya?
Neyin var diye sorarsa, sus.
Henüz tatmamış suyun yangınını.
Bir hüzün geçerse gözlerinden
Ya da mevsim dönüverirse hazana, sus.
O zaman apaçık bellidir derdi.

Dön siyah kuyunun dibindeki laleye,
Rengini yitirmiş mi hiç ışık yok diye?
Boynunu uzatmaya korkmuş mu mesela?
Artık olgunlaştığını anlarlar diye?

Havada hafifçe bir çiğ,
Üzerimde simsiyahlığım,
Gülsem gözlerimden tanıyacaksınız...

Ama ben alevin buharını bekliyorum, yok olsa dahi.
Onun o çocuksu dalışını,
Bana o tek tek saydığımız kırmızı tuğlaları getirişini bekliyorum.
Belki şimdiler olmayan bir serçe benim bekleyişime sebep,
Belki cama çarpmış ve ölmüş bir umut,

Belki sadece beklemeyi istemişimdir?
Sırf nasıl oluyor da beklenmiyor göreyim diye.


Zeynep ÖZER

19 Mart 2017 Pazar

Son Dakikada



Son dakikada yetişilen arabaya binmek için,
Atılan bir sigara gibiyiz belki de.

Bazı anlarda ,bazı zamanlarda.
Biz belki de kirli diye suya atılan izmarittik.
Bir bağlantı kurulunca işi biten banttık belki de.
Belki de biz bir araçtık yaşamaya.

Kim bilir okul bahçesine saklanan
Göbek bağının ümidi,
Hiç yoksa biz geleceğe açılan kapı idik.
Siyahın beyaza  sunacağı bir kaç delil,

Az buçuk da cesarette emanettik biz.
Kaybolunmuş zamanların kokusuyduk biz.
Alkolün dibindeki aranan hazdık belki de biz.
Biz bir 'şey'dik işte biz.



Zeynep ÖZER

28 Ocak 2017 Cumartesi

öyle mi dersiniz siz de?

sevmek, seviyor olmak bazen öylesine acı veriyor sadece. garip olayların sıradanlaştığı bir olağaüstülüktür aşk. kimi zaman  evet unutmuş olursunuz kimi zaman bir şarkıyla güne ters köşe yaparak uyanırsınız. birinin gideceğini bilirsiniz kalırsınız yine de atta başlarken inanamazsınız bu bir rüya... sonra siz de gidemeyen taraf olursunuz bu hikayede. siz bitene kadar geçecek zaman da olsa kalmak istersiniz. belki de doya doya sevmek... çevreniz, kendiniz veya kaçan giden hayat o anlarda donuktur size, o anlarda siz ne isterseniz o canlanır. içinizde bir boşluk olunca onu serbestçe düşünebiliyor, kendinize set vurmaya ihtiyaç duymuyor oluşunuzla işte siz kalırsınız. fotoğraflarını silmemek belki anıları hafızanızdan altta bir yere atmamak için yaparsınız. ama yaparsınız, olanca gücünüzle yaparsınız. ve bir gün gelir işte anlarsınız. olmuyordur siz bir el arabasını onun tekeri olmadan ilerletmeye çalışırken öylesine yorulmuşsunuzdur işte. siz değişmiş hatta sizden geçmişsinizdir. saçma sapan sevmiş, uğruna fırsatları çöp olarak görmüşsünüzdür. siz o canlı insan ikan beler yapar ne deliliklere bulaşırdınız oysa. ya şimdi kilitli misiniz? zamanı gelince kapıyı siz açacaksınız. gidiyorum diyecek onun ses etmemesine hiç şaşırmamış olarak gideceksiniz. bir mutlu ol diyeceksiniz onunla olamadığınız mutluluğu yine de ona bahşetmesini isteyeceksiniz tanrınızdan. o sizi artık görmeme fikrini hiç umursamamış olacaktır, sizi merak etmeyecektir. belki siz bir köşede ölü bulunacaksınız ama o bilmeyecektir. siz yoksunuzdur her zamanki gibi onda. ve hiç olamamış olduğunuz sizin zaten kabul sınırlarınızdadır. siz sadece belkiler de keşkelerde yaşar yaşar, belki arada ağlarsınız. zaman gelir ve pat diye geçer. siz onu unutmuşsunuzdur çok sürmemiştir. neden mi? çünkü o zaten var olduğunu size hissettirmemiştir. sizde olmamıştır. belki siz gerçekten sevmişsinizdir o, o diye biri yoktur. kahretsin dersiniz içten içe kendinize. neden bu kadar saftır sevginiz. saf olmayana saf olmayacak bir sevgidir. neden?


Zeynep ÖZER

25 Ocak 2017 Çarşamba

Biraz Geriden

Bak şimdi sen daha bilmiyorsun hayatı,
Ödüller saracak daha dört bir yanını.
Alçağı, kahpesi, kurnazı...
Biraz geriden saymaya başla ama,
O zamanda takılı kaldı.
Bir miydi yıl, iki miydi ay?
3 vakitti de ömür, gerisi?
Sen sızana ve/veya sızına bakma,
Kanma yalanlarına, 
Sensin en büyük yalancın.
Bırak geçsin biraz zaman.
Sonra tekrar bak, 
Bak bakalım anılar ne alemde.
Hangi kabusa yönlendiriyor içsel benliğin.
Biliyorsun değil mi,
Kendin olmazsan,
Seni yaşatmazsan,
Bir kalıba sıkıştırılmış peynirden,
Bir odaya tıkılmış kanepeden,
Bir kalbe hapsedilmiş platoniklikten,
Ve en çok mezara konmuş kelimeden,
Pek de bir farkın olmadığını...
Ama hissettiğin kadar yaşarsan,
Kıyafetlerinle kendini tanıtmazsan,
Belki adını gerçekten sade olarak da kullanabilirsen,
Yaşayacaksın sanki bir uçurumda hayata haykırır gibi.
Yaşayacaksın sanki evren senmişsin gibi.

Zeynep ÖZER

2 Ocak 2017 Pazartesi

Duvarlarıma Tüneyen Bir Kuş Olacaktın Sen

sen bir kuş olacaktın hani duvarlarıma tüneyen,
ben kaçıp kaçıp sana gelecektim,
öyle apansız kalacaktım ki sen semadayken,
ben senin yolunu gözleyecektim.
tüm şiirlerimi sana adayacak
 ancak sana şarkı söyleyecektim.
gözlerimden akan yaşa
 senin adına and içecektim ben,
elimden tutan sen ol diye ölecektim ben.
sen özgürlüğüm olacaktın tüm taş kalplerde,
sen bana ben olacaktın hani hatırladın mı?
sineye çekilen tüm acılarım,
sen yokken ağır basacaktı,
özleyecek özleyecektim seni.
bir iç çekecektim seni düşünürken ben,
sen koksun isteyecektim yastığım.
bir kaç şarkıyı peş peşe dinleyecek seni anacaktım ben.
ben hislerimi sana adayacaktım,
ben tüm kuşlara sen diye seslenecektim.
sen bir kuş olacaktın hani duvarlarıma tüneyen,
ben kaçıp kaçıp sana gelecektim.

Zeynep ÖZER