günlerin geçtiği ve bizim onları duyduğumuz anlar vardır,
bulutlara bakarken, bir çocuğa gülümserken veya birinin nazı ile oynarken.
veya günün içinde, dünyanın ortasında küçücük bir nokta ve gerçekleme olasılığı daha yüksek hayalleri ile biz varızdır.
biz ya tüm olanlara gün itiyor diye bakarız ya da bir gün daha ben oluyor diye bakarız.
dün sadece dün müydü?
yarın sadece yapılacak olanlardan mı?
şimdi en yakın pencereden gelen sesler,
etrafa yayılan kokular,
saçlarınızın özgün dağılışı,
kıyafetlerinizin sizin özgürlük alanınıza hitap edişi
ve bir sürü söz var havada sizi bekleyen.
siz ya yolculuk esnasında geçmişe düşeceksiniz ya da geleceğe uçacaksınız.
neden hep 2 seçenek kuşatmıştır çevremizi?
ve neden biz hep daha imkansız geldiği anlarda seçenekleri azaltırız?
bir gün yolculuk yaparken sadece bulutları, sadece insanları, sadece kendiniz
izleyin...
gün olun, geçmiş olun, siz olun.
ayın ve güneşin bulutlarla kaçamak savaşını izleyin.
kendinizin hayallerinizle kaçamak savaşınızı izler gibi...