herkesin hayalini kurduğu hatta kiminin yıllarca sahip olduğu sığınakları vardır. ahım, şahım olmayan hemde. nerede dökük, eski, ilgi çekmeyecek şey ve yer hatta insan varsa onu sığınak ediniriz kendimize. aslında bazı insanlar öyle çok hak ederler ki sığınak olmayı. gizli gizli onun yanında belirmeyi istersin, her zaman. o üzse de o kırsa da yine ona anlatmayı istersin mesela. kıyıda köşede gizlediğin o insana... küçükken bir ağaç gövdesi, hurda araba belki de yıkık bir kulübeyi sığınak olarak isterdik hepimiz. belki de bazıları da benim gibi kağıt ve kalemde bulabilmiştir kendini. o sığınaklardan birine gidip orada öyle bir saklanmak sterim ki, dünya o an beni unutmalı. ve böylece kimse düşmezdi peşime. yazılar bu konuda bana epey sırdaş oldular aslında. öyle ki insanlar yazdıklarımın sadece benim izin verdiğim kısmını okuyabilir ve ben onlarda bile anlaşılmayacak bir sürü sırrımı, derdimi paylaşırım yine de bana saklı kalır. ya da beni gerçekten anlamaya çalışan seven biri belki çözebilir, emin değilim.
bazı günler bizi, biz de bazı günleri sıfırdan yaratırız. öylesine bir gündür, hiç bir şey olmamıştır. ve sonradan da olmayacak dediğimiz bir çok şey olur, biter. ya sizi yıkarak ya da yıkayarak sıfırdan başlamanıza yol açar. ya bir kaşık suda ya da okyanusta misali. sıfır o kadar engin bir kelime ki aslında ... sıfıra düşmek/sıfırdan başlamak.
hangimiz bir günün gelip bizi sıfırdan bir yaşama atacağına inanırız? ben inanmak isterim, inanamam. umut edip sonunda kazanacağıma. nedensizce her işe umutsuzca başlıyorum. bazen de umut öyle ummadığım yerde geliyor ki, tabi ki sonradan da bir güzel yitiyor. bu yüzden karamsar olabilir miyim?
karamsar olduğu için karamsar olan insan! farkındalık yaratamayacak bir genelleme oldu bu. bazen amaçsızca yürürken insanları süzüyorum, izliyorum. yakınımda olanlar da dahil iki farklı davranışla karşılıyorlar insanları. o halleri ile bana çok uzaklar aslında, yakın dediğime bakmayın siz. aslında hayatım boyunca her zaman uzak-yakın fark etmeksizin yanımda olacak , beni benden anlayacak birisi olsun istemişimdir. çok iyi bir arkadaş vs sevgili. istemek öyle başarmanın yarısı değil her zaman. bazı şeyler bize bağlı değil işte.
bazen yazmak için ideal ama konuşmak için fazla düşündüğü yapan ve söyleyen birisin diyorum kendime. yazarken ben olmaya o kadar alışığım ki. dinleyen var mı? okuyan var mı? vs hiç biri umurunda olmuyor. yazmasaydım ben nasıl biri olurdum demekten kendimi alamıyorum. o yüzden konuşurken belli bir raddede kendimi susmaktan alıkoyamıyorum. yapmacıklaşıyor düşüncelerim. adamına göre muamele...
Zeynep Özer
Çılgın, deli, uçuk, kaçık, karmaşık, durgun, akıllı, düzgün, güzel, çirkin. Kim nasıl tanımlıyorsa benim/senin öyle olmadığına... Hayalci.
29 Mayıs 2015 Cuma
Zamansal Soyutluk
Zamana fazla mı güveniyoruz?
Gelip geçmesi gerekiyor sadece aslında.
Sadece ve sadece öylesine gitmesi.
Onun bundan hiç bir çıkarı yok oysa ki.
Ne bize bahşedeceği yenilgileri var,
Ne de bir kaç kırıntı mutluluğu.
Olan, olmayan ne kadar şey varsa,
Biz de aksine hep ondan ister olduk.
Zamana bırakalı hiç bir şey olmaz oldu.
Biz beklemeyi öğrenir olduk sadece.
Gitmemeyi, her yerde var olmayı birazda.
Sevgiyi de, nefreti de zamana bırakıyoruz.
Gelmişe, geçmişe ve en çok da geleceği olmayana.
Yok olana, varlığı sükut ile var olana.
Biz, en çok bizi boşluğu bırakmışız aslında.
Suskunluğumuzu denize salmışız, okyanusta yıpranmış.
Biz yok olmayı, sevmeyi kaybetmişiz aslında.
En çok zamanı yakmışız be biz,
En çok ona yüklemişiz hayallerimizi.
Ne istediysek onda bulmayı ummuşuz,
Neden nefret ettiysek o alsın istemişiz.
Zaman, o bizi soyutluğuyla ezmiş sadece.
Biz sadece bir o kadar daha,
Ve en az o kadar da somut yok olmuşuz.
Zeynep Özer
Gelip geçmesi gerekiyor sadece aslında.
Sadece ve sadece öylesine gitmesi.
Onun bundan hiç bir çıkarı yok oysa ki.
Ne bize bahşedeceği yenilgileri var,
Ne de bir kaç kırıntı mutluluğu.
Olan, olmayan ne kadar şey varsa,
Biz de aksine hep ondan ister olduk.
Zamana bırakalı hiç bir şey olmaz oldu.
Biz beklemeyi öğrenir olduk sadece.
Gitmemeyi, her yerde var olmayı birazda.
Sevgiyi de, nefreti de zamana bırakıyoruz.
Gelmişe, geçmişe ve en çok da geleceği olmayana.
Yok olana, varlığı sükut ile var olana.
Biz, en çok bizi boşluğu bırakmışız aslında.
Suskunluğumuzu denize salmışız, okyanusta yıpranmış.
Biz yok olmayı, sevmeyi kaybetmişiz aslında.
En çok zamanı yakmışız be biz,
En çok ona yüklemişiz hayallerimizi.
Ne istediysek onda bulmayı ummuşuz,
Neden nefret ettiysek o alsın istemişiz.
Zaman, o bizi soyutluğuyla ezmiş sadece.
Biz sadece bir o kadar daha,
Ve en az o kadar da somut yok olmuşuz.
Zeynep Özer
21 Mayıs 2015 Perşembe
Gökyüzü
Zamanın hırçın bir köşesiyiz seninle,
Çalan kapı zilinin olmayan tokmağı belki...
Söylenemeyecek şeylerin sığdırıldığı dakikalar da olabiliriz,
Devam edilmeyen tartışmalarda.
Az sonra gelecek olan misafirsin sen,
Elektrik gitmiş gibi her yerde.
Ben de öylece bakıyorum kapı eşiğine.
Bakınıyorum sağa, sola...
Köşe başında çığırtkan bir çocuk,
Annesini bin bir dakika beklemeye takâti yok.
Bir minik serçe dolanıyor ufukta,
Üst komşu ol desem, olur mu?
Benim bir şeyler fısıldayacağımı mı sanıyor acaba?
Denize yakınlaştıkça daha bir kısılıyor sesim,
Biliyor mu acaba?
Serçe de bekliyor sanırım...
Bir kaç asır sonrasına yetecek kadar umudumuz var aslında,
Sadece onları da bin küsür derinimizde saklıyoruz.
Harikulade düşüncelerimiz var bizim,
Adi silgilerin defterimizde bıraktığı izler misali.
Bugün elimde hafif bir yanıkla uyandım.
Omzumda inceden bir de sızı.
Bir kaç nakarat aklıma gelen,
Onu, rüzgar alıp götürüyor sanki.
Gökyüzü daha 2 damlacık akmadan
Nasıl da ıslattın bizi?
Bizi olmayan halimize bırakmış gibisin.
Tekne kazıntısı yazılar da,
Fenerin yoksul kalmış yalnızlığında,
Olmayışının kulağıma çalındığı boş sokaklarda,
Ve en çok ölülerin yollarına baktığımda,
Bıraktın sen bizi...
Üzerine düştüğüm bir tek sen varsın oysa.
Zeynep Özer
Çalan kapı zilinin olmayan tokmağı belki...
Söylenemeyecek şeylerin sığdırıldığı dakikalar da olabiliriz,
Devam edilmeyen tartışmalarda.
Az sonra gelecek olan misafirsin sen,
Elektrik gitmiş gibi her yerde.
Ben de öylece bakıyorum kapı eşiğine.
Bakınıyorum sağa, sola...
Köşe başında çığırtkan bir çocuk,
Annesini bin bir dakika beklemeye takâti yok.
Bir minik serçe dolanıyor ufukta,
Üst komşu ol desem, olur mu?
Benim bir şeyler fısıldayacağımı mı sanıyor acaba?
Denize yakınlaştıkça daha bir kısılıyor sesim,
Biliyor mu acaba?
Serçe de bekliyor sanırım...
Bir kaç asır sonrasına yetecek kadar umudumuz var aslında,
Sadece onları da bin küsür derinimizde saklıyoruz.
Harikulade düşüncelerimiz var bizim,
Adi silgilerin defterimizde bıraktığı izler misali.
Bugün elimde hafif bir yanıkla uyandım.
Omzumda inceden bir de sızı.
Bir kaç nakarat aklıma gelen,
Onu, rüzgar alıp götürüyor sanki.
Gökyüzü daha 2 damlacık akmadan
Nasıl da ıslattın bizi?
Bizi olmayan halimize bırakmış gibisin.
Tekne kazıntısı yazılar da,
Fenerin yoksul kalmış yalnızlığında,
Olmayışının kulağıma çalındığı boş sokaklarda,
Ve en çok ölülerin yollarına baktığımda,
Bıraktın sen bizi...
Üzerine düştüğüm bir tek sen varsın oysa.
Zeynep Özer
18 Mayıs 2015 Pazartesi
yaşamak
sanırım bazı şeylerin zamanı gelmeyecek.
olacak dediklerimiz belki de öylece lafta kalacak.
fısıldadıklarımızdan çok bağırdıklarımız duyulmaz olmuş.
kulaklarımızda tıkaç ile dolanalı daha kaç yıl oldu ki?
gecelerin getirdiği hüzne kapılmayı bırakalı kaç saniye oldu?
programları bir bir tersine getiriyorsak eğer,
hayatı pek de yaşıyor sayılmayız değil mi?
belki de hayatın yaşanılacak kısmı yoktur.
varsa bile bundan bize ne?
biz yaşayamadıktan sonra ne önemi var?
eline bir çantayı alıp kaçamadıktan,
aklına sızan derdin olmadan yaşamak!
yaşamak bu mudur?
nedir ki yaşamak?
hava buz gibiyken rüzgara inat koşmak mı?
yakan sıcaklıkta dağ bayır dolanmak mı?
nasıl yaz/kış demeden dışarda dolanabiliyorsak,
herkesi olduğu gibi kabul edip, olduğun gibi yaşamak mı?
cidden illa bir kalıba mı sokmak lazım?
böyle mi hayatınız?
hayır mı, yaşamıyorsunuz!
bu kadar mıdır acaba?
Zeynep Özer
olacak dediklerimiz belki de öylece lafta kalacak.
fısıldadıklarımızdan çok bağırdıklarımız duyulmaz olmuş.
kulaklarımızda tıkaç ile dolanalı daha kaç yıl oldu ki?
gecelerin getirdiği hüzne kapılmayı bırakalı kaç saniye oldu?
programları bir bir tersine getiriyorsak eğer,
hayatı pek de yaşıyor sayılmayız değil mi?
belki de hayatın yaşanılacak kısmı yoktur.
varsa bile bundan bize ne?
biz yaşayamadıktan sonra ne önemi var?
eline bir çantayı alıp kaçamadıktan,
aklına sızan derdin olmadan yaşamak!
yaşamak bu mudur?
nedir ki yaşamak?
hava buz gibiyken rüzgara inat koşmak mı?
yakan sıcaklıkta dağ bayır dolanmak mı?
nasıl yaz/kış demeden dışarda dolanabiliyorsak,
herkesi olduğu gibi kabul edip, olduğun gibi yaşamak mı?
cidden illa bir kalıba mı sokmak lazım?
böyle mi hayatınız?
hayır mı, yaşamıyorsunuz!
bu kadar mıdır acaba?
Zeynep Özer
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)