21 Mayıs 2015 Perşembe

Gökyüzü

Zamanın hırçın bir köşesiyiz seninle,
Çalan kapı zilinin olmayan tokmağı belki...
Söylenemeyecek şeylerin sığdırıldığı dakikalar da olabiliriz,
Devam edilmeyen tartışmalarda.
Az sonra gelecek olan misafirsin sen,
Elektrik gitmiş gibi her yerde.
Ben de öylece bakıyorum kapı eşiğine.
Bakınıyorum sağa, sola...
Köşe başında çığırtkan bir çocuk,
Annesini bin bir dakika beklemeye takâti yok.
Bir minik serçe dolanıyor ufukta,
Üst komşu ol desem, olur mu?
Benim bir şeyler fısıldayacağımı mı sanıyor acaba?
Denize yakınlaştıkça daha bir kısılıyor sesim,
Biliyor mu acaba?
Serçe de bekliyor sanırım...
Bir kaç asır sonrasına yetecek kadar umudumuz var aslında,
Sadece onları da bin küsür derinimizde saklıyoruz.
Harikulade düşüncelerimiz var bizim,
Adi silgilerin defterimizde bıraktığı izler misali.
Bugün elimde hafif bir yanıkla  uyandım.
Omzumda  inceden bir de sızı.
Bir kaç nakarat aklıma gelen,
Onu,  rüzgar alıp götürüyor sanki.
Gökyüzü daha 2 damlacık akmadan
Nasıl da ıslattın bizi?
Bizi olmayan halimize bırakmış gibisin.
Tekne kazıntısı yazılar da,
Fenerin yoksul kalmış yalnızlığında,
Olmayışının kulağıma çalındığı boş sokaklarda,
Ve en çok ölülerin yollarına baktığımda,
Bıraktın sen bizi...
Üzerine düştüğüm bir tek sen varsın oysa.



Zeynep Özer