23 Kasım 2015 Pazartesi

Haydi İyi Zamanlar!

   İnsanları o kadar çok benimsiyorum ki,  o kadar derin.  Sabah uyanıp eve geldiğime pişman olacak ve yurtta  olacak olsam fırlayıp hava alanına gidecek kadar benimsemişim ortak seni de.  Ortak onu yazıp yazmadığımı soruyor ara ara.  Haberi olsun o zaman bu üçüncü yazılışı.  Bana beni yazdın mı diyen ilk kişide aynı zamanda.  Ondan herhalde yazmam onu. Ortak kim derseniz eğer, henüz kendi olmayan ama adı olan cafeye,  Vosvos aşkıma,  tatlıcı başıcılığına hatta gelişigüzel yürüyüşlere bile 'ben de varım ortak' diyen biri diyebilirim. Normal olduğunu düşünmediğim bir insanoğlu. E kızlarla nadir anlaştığım için ortağın bir erkek olduğunu da söylememe gerek yok bence. 

   Tesadüfi  tanışıp, toplasan sadece  2 saat sürmemiş bir oturmuşluk var bir de ama ortağı benimsemişim.  Ki bilirsiniz bu benim için pek olağandır... Siz zaten beni tanıdığınız için öyle diğerleri gibi şaşırmazsınız. Teoman 'Naapim ben tabiatım böyle!' demiyor mu? Aslında hepimizi nitelemiyor mu? İnsanlar ah insanlar ne de çabuk bağlanıyorum ben size, neden hem? Maalesef öylesin demeyin işte hemen, ben üzülsem de ben olmaktan vazgeçmek istemiyorum ki. Geçmedim de zaten geçemedim. Sabah uyandım ve bir fotoğraf, ortağım yolcuymuş bir diyara. Uyanmasak görmesek haberimiz olmayacak ama neyse işte ben kızamıyorum ki. Atarlanıp trip de atamıyorum hiç olmuyor değil mi? İçimden gelmiş mesaj atmasam olmazdı. Nedeni neymiş peki biliyor musunuz? Daha geçen gün yakındığım o insanlıktan bunalma, hayata sığamama işte hep bunlar. Nedensiz olarak insanlar ve yine insanlar olarak iki parçayız biz. Ve biz sanırım o genele yayılan içinde bulunmadığımız insan türüyle karşılaşınca anlayamıyoruz. Yanlışları ayıklayamıyoruz işte biz,  tabiat. Ve ben gün gelip de anlayacağımı sanmıyorum, sanki buna üzülüyorum da. 

    Anlamalıydım ortak, yazılarıma bakıp da 'Sen Öylesin' yazısını benimsemenden anlamalıydım. Tahmin edersiniz konu neydi. Yalnızlık mı dersiniz, kimsesizlik mi! Hani o konser alanı olan bu dünyada tek başına konsere gelen kişi var ya, o biziz. Ama herkes yabancı değil hatta o kadar çok tanıdık var ki etrafta tahmin edemezsiniz. Tek başına anlatamamak, anlatsan  belki de aynı olduğunu yaşayarak. Öyle işte dünya ortağa da iyi gelmemişsin ki gitmeyi seçmiş. Soracağım ama 'gitmek gerçekten işe yarıyorsa bile dönünce her şey yine aynı, dünya aynı değil mi?' diye soracağım. Aynı derse kendimi  cidden o küçük cafe hayalime hapsedip orada yaşamalıyım.  Orada ölmeliyim, sesim çıkmadığı yer orası olmalı ve ölüm orada kokmalı. Kendimi orada yitirmeliyim işte. Şuan saat 13.11 ortak yaklaşık yarım saat önce Polonya yoluna koyuldu. 
    Şimdi  siz sana ne oluyor diyeceksiniz. Ortak gerçekten beni gördü. Çünkü şuana kadar kimsenin görmediği beni gördü. Hangi ben değil mi? Mesela ortakla tanıştığım zaman o kadar normaldim ki  kendimce tabi. (Cidden kendimce.) Yaprağa zıpladım. Kediye laf attım, salak salak yürüdüm, koştum. Ben oldum işte anlayın. Hani tekken oluyorum ya böyle işte o kadar kendimdim, daha da anlatayım mı? Ortak gidiyor ve yazılmayı da seviyor diye size uzun uzun yazmak istedim. Saçma bir şekilde kendimi mahcup hissediyorum. Sanırım nedeni onun beni doğal ortamımda(!)  görüp benimsemesi.
    Absürt kaçabilir belki ama yürürken beni görmek istediğini söyledi. İşte bunlar benim küçük değerlerim.  Bunlar benim işte. Büyük, gösterişli, göze batan  değil. Kuytu, köşe, arkada kalmış ama kendi olanı seviyorum. Değer derseniz,  ona değer işte. Kısa yolculuk iyi yazdırıyormuş bir daha deneyimledik böylece.  İlk iki yazımı şuanda ben bile hatırlamıyorum ortak. Ama bu yazıyı paylaşacağım,  öyle umuyorum. Bir gün veya bugün...  Zamana bırakamam ben gerçi  neyse hemen ve aynen söylerim. Aman ha içimde kalmasın. 
Ne olur,
Ne olmaz.
İyi ol da.


Zeynep Özer















18 Kasım 2015 Çarşamba

amalar lakinler işteler olmasa!

inceden kıpırdandı defterin sayfaları, hoş açılmasa açmayacaktım. yok hayır merak falan etmiyorum tabi ki. ama gözüm ilişmedi değil. sahi Ekrem ne zaman kalkıp gitmişti? meyhane çıkışı ceketini unutan sarhoşlar gibi, unutuverdi işte defterini. bir kaç yıl önceydi mahzun mahzun geldi oturdu yine karşıma. karar almış ama uygulamayı başaramamıştı ya ondandır. neden bilmem o gün de defterini çıkardı. tıfılca bir defterdi. bir meymeleti de yoktu. ama ne zaman dolsa böyle çıkıyordu defteri. bir  kelime bir cümle yazdığı artık her neyse... amaç sormak gelmedi içimden. sevginin savurduğu yerden geliyordum ben de onun gibi. ne bileyim dertliyi! ne bileyim! işte şimdi defterde  buradaydı. onsuz, yazılacak yeni kelimesiz öylesine. açıp okusa mıydım? bir sır, bir bilinmezlik öğrensem anlar mıydı?  ya da bana bir şey ifade eder miydi anlamam? tam bir muamma işte bu kısım. savurdu defter işte ta ki kırmızılı şeride kadar. Ekrem'i pek tanımaz, neyin nesidir bilmezdim. kendinden emekli, parayı dünya nimet saymayan birisiydi işte. dalıp gitmişken karşı ağacın dallarını fark ettim öyle birden.  hayat bana mı solgun geliyordu? oysa ne de göz alıcı yeşildi o yapraklar! Ekrem en son ne yazmıştı acaba? yeşillik, gidiş, dönüş ne? açıp bakmalı mıydım? pişmanlık yaşar mıydım? tepkilei dahi tepkisiz biridir o.  sonunda dayanamadım aldım defteri, son yazıya yöneldim. içimde çelişki bir bir ilerliyorum yaprakları. sadece 'yol' yazıyordu. yol! gidecek miydi? sanki daha hiç tanımadığım adam değilmiş gibi parçalandım birden. ben hep onu görürdüm oysa her yerde. sevda derdim onu görürdüm, yoksulluk derdim o, dert yine o! benim aşksız kalamayacağım o kadar iyi bilirdi ki o. 'sevmek için yaratılmışsın' dediğinde  içim dolardı hoyratça. hem sevmek kolaydı da işte amalar lakinler işteler olmasa... öyle hiç bir şey söylemeden gider miydi gerçekten? yol demiş ve serüven bitmişti öyle mi?  sokak başına çıkıp bakındım biraz. Veysel amcanın yeri yakında değildi sahile. parayı ödeyip hemen kalktım işte ben de. yola kalktım yola. nerede bulmayı umabilirim ki? işsizin dertlinin tekiyim ben de. şu köşe başı sıska atölyeler beni de yenileseler ahh keşke! ben ne istiyordum bu Ekrem'den? hayatımda var mı bilmediğim bir adamı çıkarmaya da yeltenemezdim. peki o zaman neden kalkıp gidiyorum ardından? defteri de öylece bırakmıştım kendi haline.   hatırlar belki döner alırdı. cıvıl cıvıl arka sokaklar  kadar olabilir miyim ben de? bir yanım coşku bir yanım dinginlik. ben aslında cıvılım da hissetmiyorum galiba. sevmeyen insana hisler duvar mı örer ki? bazen Veysel amcanın da, Ekrem'in de hatta şu arka sokaklarında ben olduğuma inanıyorum. böyle böyle hepsinin sorumluluğu alıyorum işte ben de kefeme. mutlulukları dururken neden sorumluluklarından tutmuşum bilmiyorum ben de.  ya ben çok yalancı bir mutlu kişiyim ya da şizofren bir asalak. tek yaşadığım fütursuzca yaşandı saydığım mutluluklarımsa Ekrem benim en fütursuz karakterim olmalıydı.

Zeynep Özer

ardı sıra

kaç şarkı mırıldanıyor kulaklarında?
hangi sözleri sana yazdım, biliyor musun?
bir kaç gün önceydi, buradaydın.
kalemler seni gösterirken, buradaydın.
sahi kaç bahar oldu gelmeyeli?
bilirsin unuturum ben.
kanadı yok ki meleğin, yok olur.
ara sıra gel aklıma bence,
ardı da sıra düşlerin hem.
belli sevmiyorum artık seni.
belli yeni şeyler bulacak beni.
ardı sıra gelen hayallerin peşinden.

Zeynep Özer

13 Kasım 2015 Cuma

Nereye Ne kadar Daha?

Gerçek hayata dönsek sapaktan,
Ne kadar daha yolumuz var?
Uyuşturulmuş ayaklarımız,
Ağırlaştırılmış düşlerimiz.
Daha ne kadar gideceğiz?
Kendimizi hatırlamak için,
Daha ne kadar?
Son bulacak mı bir anlığına?
Pervanelere uzanan ışıklar,
Okunmayan mücadeleler,
Ellerde kıytırık bir senfoni,
Gidilecek kadar gitmedik mi sahi?
En çok bizden,
Olmayan yanımızdan gitmedik mi?
Yanan tüm ışıklardan geçip,
Tüm doğrulara kelepçe takarken,
Daha gidilecek yol mu var?
Öyle inanmışız ki duyulana,
Görülen perde arkasında kalmış.
Yolda kala kala biz,
Daha nereye kadar gideceğiz ki?
Gidilecek kadar gitmedik mi?
Sevilecek kadar sevmedik mi?
Nefret edilecek kadar,
Nefret edemedik mi?
Kendimizi bırakıp sessizliğe,
Kimi aramaya gidiyoruz  biz?
En çok bizden,
Olmayan yanımızdan,
Nereye gidiyoruz!
 
Zeynep Özer 

3 Kasım 2015 Salı

tenekeden kutularımızı bağlayıp ...

içimizde yeniden ölü bir his canlanacakken sustuk bir köşede.
nedenini bilmediğimizi sanıyorum.
biliyor bile olabiliriz aslında.
biliyor ama gün yüzüne çıkaramıyoruzdur belkide.
olmayacak şeylere tenekeden kutularımızı bağlayıp ses çıkara çıkara gidiyoruz işte.
ne yöne gittiğimiz ya da kime gittiğimiz hiç umurumuzda değilken gidiyoruz işte.
gitmenin en kolay yoluyla gidiyoruz.
belki önümüze çıkacak şeyleri ardımızda bıraka bıraka gidiyoruz.
ellerimizde çiçekten balonlar bir saniye bekleyemeden gidiyoruz.
öylesine güzelleşiyor ki o dar sokaklar sanki her çatıdan kuklalar selamlıyor bizi.
her pencereden tınısı yükseliyor nefesimizin sanki!
teneklerden çıkan seslere eşlik edip söylemeye başlıyoruz en güzel şarkımızı.
ellerimizde çiçekten balonlar.
ceplerimiz umuttan sözler ve gidiyoruz.
gidiyoruz ensemizde soğuk bir nefes hissedinceye kadar!


Zeynep Özer