İnsanları o kadar çok benimsiyorum ki, o kadar derin. Sabah uyanıp eve geldiğime pişman olacak ve yurtta olacak olsam fırlayıp hava alanına gidecek kadar benimsemişim ortak seni de. Ortak onu yazıp yazmadığımı soruyor ara ara. Haberi olsun o zaman bu üçüncü yazılışı. Bana beni yazdın mı diyen ilk kişide aynı zamanda. Ondan herhalde yazmam onu. Ortak kim derseniz eğer, henüz kendi olmayan ama adı olan cafeye, Vosvos aşkıma, tatlıcı başıcılığına hatta gelişigüzel yürüyüşlere bile 'ben de varım ortak' diyen biri diyebilirim. Normal olduğunu düşünmediğim bir insanoğlu. E kızlarla nadir anlaştığım için ortağın bir erkek olduğunu da söylememe gerek yok bence.
Tesadüfi tanışıp, toplasan sadece 2 saat sürmemiş bir oturmuşluk var bir de ama ortağı benimsemişim. Ki bilirsiniz bu benim için pek olağandır... Siz zaten beni tanıdığınız için öyle diğerleri gibi şaşırmazsınız. Teoman 'Naapim ben tabiatım böyle!' demiyor mu? Aslında hepimizi nitelemiyor mu? İnsanlar ah insanlar ne de çabuk bağlanıyorum ben size, neden hem? Maalesef öylesin demeyin işte hemen, ben üzülsem de ben olmaktan vazgeçmek istemiyorum ki. Geçmedim de zaten geçemedim. Sabah uyandım ve bir fotoğraf, ortağım yolcuymuş bir diyara. Uyanmasak görmesek haberimiz olmayacak ama neyse işte ben kızamıyorum ki. Atarlanıp trip de atamıyorum hiç olmuyor değil mi? İçimden gelmiş mesaj atmasam olmazdı. Nedeni neymiş peki biliyor musunuz? Daha geçen gün yakındığım o insanlıktan bunalma, hayata sığamama işte hep bunlar. Nedensiz olarak insanlar ve yine insanlar olarak iki parçayız biz. Ve biz sanırım o genele yayılan içinde bulunmadığımız insan türüyle karşılaşınca anlayamıyoruz. Yanlışları ayıklayamıyoruz işte biz, tabiat. Ve ben gün gelip de anlayacağımı sanmıyorum, sanki buna üzülüyorum da.
Anlamalıydım ortak, yazılarıma bakıp da 'Sen Öylesin' yazısını benimsemenden anlamalıydım. Tahmin edersiniz konu neydi. Yalnızlık mı dersiniz, kimsesizlik mi! Hani o konser alanı olan bu dünyada tek başına konsere gelen kişi var ya, o biziz. Ama herkes yabancı değil hatta o kadar çok tanıdık var ki etrafta tahmin edemezsiniz. Tek başına anlatamamak, anlatsan belki de aynı olduğunu yaşayarak. Öyle işte dünya ortağa da iyi gelmemişsin ki gitmeyi seçmiş. Soracağım ama 'gitmek gerçekten işe yarıyorsa bile dönünce her şey yine aynı, dünya aynı değil mi?' diye soracağım. Aynı derse kendimi cidden o küçük cafe hayalime hapsedip orada yaşamalıyım. Orada ölmeliyim, sesim çıkmadığı yer orası olmalı ve ölüm orada kokmalı. Kendimi orada yitirmeliyim işte. Şuan saat 13.11 ortak yaklaşık yarım saat önce Polonya yoluna koyuldu.
Şimdi siz sana ne oluyor diyeceksiniz. Ortak gerçekten beni gördü. Çünkü şuana kadar kimsenin görmediği beni gördü. Hangi ben değil mi? Mesela ortakla tanıştığım zaman o kadar normaldim ki kendimce tabi. (Cidden kendimce.) Yaprağa zıpladım. Kediye laf attım, salak salak yürüdüm, koştum. Ben oldum işte anlayın. Hani tekken oluyorum ya böyle işte o kadar kendimdim, daha da anlatayım mı? Ortak gidiyor ve yazılmayı da seviyor diye size uzun uzun yazmak istedim. Saçma bir şekilde kendimi mahcup hissediyorum. Sanırım nedeni onun beni doğal ortamımda(!) görüp benimsemesi.
Absürt kaçabilir belki ama yürürken beni görmek istediğini söyledi. İşte bunlar benim küçük değerlerim. Bunlar benim işte. Büyük, gösterişli, göze batan değil. Kuytu, köşe, arkada kalmış ama kendi olanı seviyorum. Değer derseniz, ona değer işte. Kısa yolculuk iyi yazdırıyormuş bir daha deneyimledik böylece. İlk iki yazımı şuanda ben bile hatırlamıyorum ortak. Ama bu yazıyı paylaşacağım, öyle umuyorum. Bir gün veya bugün... Zamana bırakamam ben gerçi neyse hemen ve aynen söylerim. Aman ha içimde kalmasın.
Ne olur,
Ne olmaz.
İyi ol da.
Zeynep Özer