Ne var ki dar sokaklarında,
İstanbul?
Hangi zili çalsan bir umut mu?
Nereden baksan yoksul bakışlar mı?
Ne var orada?
Kaçınılan haykırışlar mı?
Yüzüne vurdumduymaz ifadeyi alan,
Tıklım tıklım kalabalıklar mı?
Ne var orada ne!
Saçılan öfkede ölmüş yaşantılar mı?
Kuyu başında gençlik hatıları mı?
Ne var ki orada benim bilmediğim?
Hayat mı?
Kamburulu sokak lambasından mı hayat?
Dar sokaklarda insanlar mı var?
Suskun çemberlerinde fikirler mi yoksa?
Girdapta alaşağı olmuş benlikler de var mı?
Ardı arkası kesilmeyen yollarda,
Raf ömrü bitmiş yıllarda ne var?
Şehir suskunken ardında,
Boğazı kesilmiş ağaçlar mı var?
Çığırtkan kuşların kalbi mi yoksa?
Ne var orada!
Hasrete doymuş türküler mi?
Yoksa hayata başlamış ölüler mi?
Ne var?
Zeynep Özer #zeyden
Çılgın, deli, uçuk, kaçık, karmaşık, durgun, akıllı, düzgün, güzel, çirkin. Kim nasıl tanımlıyorsa benim/senin öyle olmadığına... Hayalci.
26 Ekim 2015 Pazartesi
24 Ekim 2015 Cumartesi
bile bile lades bendeki!
ve başlıyorum biraz daha sen olmaya.
günlere bakıyorum sen.
gidenler sen,
gelenler sen.
neredesin,
kiminlesin önemi yoktu aslında.
bu kadarına değmedi.
belki de yalan olan.
benimdir, benim düşündüklerimdir hayal..
kimseye suç atamam.
sana hiç.
bile bile lades bendeki.
bile bile sevgi.
Zeynep Özer
günlere bakıyorum sen.
gidenler sen,
gelenler sen.
neredesin,
kiminlesin önemi yoktu aslında.
bu kadarına değmedi.
belki de yalan olan.
benimdir, benim düşündüklerimdir hayal..
kimseye suç atamam.
sana hiç.
bile bile lades bendeki.
bile bile sevgi.
Zeynep Özer
Sustuklarımın büyüdüğü ne kadar evren varsa
Bir gün şahit tutacağım tüm anılarımı, sırlarımı sana. Sessizliğimi yeminim edeceğim yoluna. Bir gün her şeyimin üzerine and içeceğim sen geldin diye bana. Sorulara yanıtsız kalmayacağım bir gün! Ne istiyorsam söyleyeceğim kalbine baka baka. Bir gün unuttuğun ne varsa anacağım, sana susacağım.
Bir gün sırf bir kıçı kırık umudum var diye yalnız kalmayacağım. Kayıtsız kalmayacağım sevmeye. Bir gün adını mezarda da olsa anacağım. Sustuklarımla geleceğim yanına. Bir gün seni sırf sen olamadığın içinde seveceğim. Yalnızca yürüyüp gitmek varken koşup sarılacağım bir gün. Tükenmemiş ne kadar kaldırım taşı varsa oturup ağlayacağım bir gün... İçmeden nasıl oluyorlarsa sarhoş! Ben de sevilmeden olacağım aşık! Bir gün benden aldı götürdü diye kızdığım rüzgarı, eol arpıyla getirdi diye seveceğim! Melodisinde adımı barındırdı diye kalbime işleyeceğim en büyük dalgaları. Bir gün hangi sokakta olduğumu bilmeden sesleneceğim güneşe. Ve son kez gülümseyeceğim bir gün sana. Bir gün anılarımdan bir köprü yapıp yetmediği yere dikeceğim en büyük dar ağacını. Sessizce geldiğim yolu çığlık ata ata tüketeceğim son bir anıyla. Ardımda bırakamadığım şeyleri yanıma alıp gideceğim. Bir gün seveceğim hayatın her telini. Bir gün kuracağım en güzel hayatı, düşlerime alacağım en büyük yaşantıyı. Bir gün bir nehir kıyısındaki bir salıncak esenliğinde, bir gün dönüşü olmayan bir yol sessizliğinde yaşamayı öğreneceğim. Bir gün olan biten ne varsa susup sineye çekmenin büyük hata olduğunu haykıracağım. Vedaları sevmeyişlerimi hoş geldin diyemeyişim ile tamamlama çabamı yok edeceğim bir gün. Şarkılara dokunup, şiirleri yazıp, kitapları okuyacağım bir kalp bulacağım bir gün. Yüklenmesi zor bir manayı gelişi güzel savurmayı öğrenecek, sevginin kırıntısına talip olacağım bir gün. Bir gün bitirmenin korkusuyla başlayan mutluluğu hapsetmeyi öğreneceğim. Bir gün duyulan her fıkranın senden gelmediğini de anlayacağım. Ve bir gün yokluğuna ağıt yakmadığım için şaşırmanı kınayacağım. Ayrılıkların ne de kolay olduğunu kanıtlayacağım bir gün.
Ve başka bir gün öleceğim. Sessizliğe gömülü bir kalp ve dinginliğe ulaşmış gibi. Elimi elimle tutmuş, kalbimi kalbimle sarmış şekilde. Sonradan aklına bir şey gelmiş ama susmuş gibi susacağım. Ne seni isteyeceğim yanıma ne de gitmemek için bir çaba göstereceğim. Seveceğim çünkü varlığımı bir bedenden ayrı tutmayı. Seveceğim çünkü düşüncelerime yakın olmayı. Susmak içinse hiç bir bahaneye başvurmayacağım! İçin için susacak, bağıra bağıra seveceğim bir gün. Ve sonra sesimi yavaşça kesip yok olacağım zerre zerre. Sustuklarımın büyüdüğü ne kadar evren varsa tek tek hepsini ziyaret edeceğim bir gün.
Zeynep Özer
Bir gün sırf bir kıçı kırık umudum var diye yalnız kalmayacağım. Kayıtsız kalmayacağım sevmeye. Bir gün adını mezarda da olsa anacağım. Sustuklarımla geleceğim yanına. Bir gün seni sırf sen olamadığın içinde seveceğim. Yalnızca yürüyüp gitmek varken koşup sarılacağım bir gün. Tükenmemiş ne kadar kaldırım taşı varsa oturup ağlayacağım bir gün... İçmeden nasıl oluyorlarsa sarhoş! Ben de sevilmeden olacağım aşık! Bir gün benden aldı götürdü diye kızdığım rüzgarı, eol arpıyla getirdi diye seveceğim! Melodisinde adımı barındırdı diye kalbime işleyeceğim en büyük dalgaları. Bir gün hangi sokakta olduğumu bilmeden sesleneceğim güneşe. Ve son kez gülümseyeceğim bir gün sana. Bir gün anılarımdan bir köprü yapıp yetmediği yere dikeceğim en büyük dar ağacını. Sessizce geldiğim yolu çığlık ata ata tüketeceğim son bir anıyla. Ardımda bırakamadığım şeyleri yanıma alıp gideceğim. Bir gün seveceğim hayatın her telini. Bir gün kuracağım en güzel hayatı, düşlerime alacağım en büyük yaşantıyı. Bir gün bir nehir kıyısındaki bir salıncak esenliğinde, bir gün dönüşü olmayan bir yol sessizliğinde yaşamayı öğreneceğim. Bir gün olan biten ne varsa susup sineye çekmenin büyük hata olduğunu haykıracağım. Vedaları sevmeyişlerimi hoş geldin diyemeyişim ile tamamlama çabamı yok edeceğim bir gün. Şarkılara dokunup, şiirleri yazıp, kitapları okuyacağım bir kalp bulacağım bir gün. Yüklenmesi zor bir manayı gelişi güzel savurmayı öğrenecek, sevginin kırıntısına talip olacağım bir gün. Bir gün bitirmenin korkusuyla başlayan mutluluğu hapsetmeyi öğreneceğim. Bir gün duyulan her fıkranın senden gelmediğini de anlayacağım. Ve bir gün yokluğuna ağıt yakmadığım için şaşırmanı kınayacağım. Ayrılıkların ne de kolay olduğunu kanıtlayacağım bir gün.
Ve başka bir gün öleceğim. Sessizliğe gömülü bir kalp ve dinginliğe ulaşmış gibi. Elimi elimle tutmuş, kalbimi kalbimle sarmış şekilde. Sonradan aklına bir şey gelmiş ama susmuş gibi susacağım. Ne seni isteyeceğim yanıma ne de gitmemek için bir çaba göstereceğim. Seveceğim çünkü varlığımı bir bedenden ayrı tutmayı. Seveceğim çünkü düşüncelerime yakın olmayı. Susmak içinse hiç bir bahaneye başvurmayacağım! İçin için susacak, bağıra bağıra seveceğim bir gün. Ve sonra sesimi yavaşça kesip yok olacağım zerre zerre. Sustuklarımın büyüdüğü ne kadar evren varsa tek tek hepsini ziyaret edeceğim bir gün.
Zeynep Özer
boş boş gezindiğim sokaklara baksan güzel
aşk için.
olmayana yazılan yazılar gibiyim bu aralar.
yönüm de, yok yurdum da.
sevdiğim de, bildiğim de.
bilmediklerim vardır belki.
sustuklarım, unuttuklarım.
onlar varsa yaşıyorumdur aslında.
bazen patlayacak bir helyum balonu gibi dikkatli,
bazen bir kadar paçavra.
eteğinden tutsan takılmış rüzgara gidiyor.
elleri desen bir o kadar uzaktan selam ediyor.
boş boş gezindiğim sokaklara baksan güzel.
Zeynep Özer
olmayana yazılan yazılar gibiyim bu aralar.
yönüm de, yok yurdum da.
sevdiğim de, bildiğim de.
bilmediklerim vardır belki.
sustuklarım, unuttuklarım.
onlar varsa yaşıyorumdur aslında.
bazen patlayacak bir helyum balonu gibi dikkatli,
bazen bir kadar paçavra.
eteğinden tutsan takılmış rüzgara gidiyor.
elleri desen bir o kadar uzaktan selam ediyor.
boş boş gezindiğim sokaklara baksan güzel.
Zeynep Özer
20 Ekim 2015 Salı
Kırılıyor Mu Kupamız?
Arşılanacak kırmızı bir düş,
Çıkılacak azgın bir yol,
Terk edilecek kısacık bir an var.
Eylül ayı daha yeni bitmiş.
Henüz ne soğuk ne de sıcak havalar.
Guguklu saat erkenden uyarıyor.
Tıkırtısı az buz değil kısıtlk anın.
Mazide bir mavilik havada,
Yeryüzünde sarp sular,
Ertesi hayat kıskıvrak köşede.
Suyu çıkıyor taşın, duvarın.
Mürekkep kusuyor takatsiz sözcükler. Bırakın karalayalım üst katı,
Ne var ne yok yakalım kutumuzda.
Şerh düşelim yolun rengine,
Kaç kez gelecekse son.
Zeynep Özer
Çıkılacak azgın bir yol,
Terk edilecek kısacık bir an var.
Eylül ayı daha yeni bitmiş.
Henüz ne soğuk ne de sıcak havalar.
Guguklu saat erkenden uyarıyor.
Tıkırtısı az buz değil kısıtlk anın.
Mazide bir mavilik havada,
Yeryüzünde sarp sular,
Ertesi hayat kıskıvrak köşede.
Suyu çıkıyor taşın, duvarın.
Mürekkep kusuyor takatsiz sözcükler. Bırakın karalayalım üst katı,
Ne var ne yok yakalım kutumuzda.
Şerh düşelim yolun rengine,
Kaç kez gelecekse son.
Zeynep Özer
17 Ekim 2015 Cumartesi
Ne zaman hesaplaşacağız?
Bazı şeyler içimize işlenmişlikleriyle hiç bir kapıyı açmamıza izin vermiyor değil mi?
Gözlerimiz bizi gördüğünde, gerçekten anlıyor mu?
Kimliğimizi açığa vurmadan bize inanmayı seçiyor mu?
Hangi şarkıdan sonra ruhumuza sözümüz geçecek?
Dilimizin ucuna hangi anı geldiğinde hayaletler peşimizden gelecek?
Defalarca ölen bir yanı var hayatın, defalarca mucizeye dönen.
Sevdiği için bizi yakan ölümleriyle alay etmek mi amacı?
Hatırı sayılır mı yaşamın artık?
Sesimiz kesildiğinde gözlerimizin acısı da gelecek mi yarınlara?
Espirisi dalgalarla uçmuş bir skeçte kaç kahkahaya yer bırakacağız?
Ne zaman hesaplaşacağız?
Ne kadarlığına dineceğiz?
Nerede öleceğiz söylesene?
Zeynep Özer #zeyden
Gözlerimiz bizi gördüğünde, gerçekten anlıyor mu?
Kimliğimizi açığa vurmadan bize inanmayı seçiyor mu?
Hangi şarkıdan sonra ruhumuza sözümüz geçecek?
Dilimizin ucuna hangi anı geldiğinde hayaletler peşimizden gelecek?
Defalarca ölen bir yanı var hayatın, defalarca mucizeye dönen.
Sevdiği için bizi yakan ölümleriyle alay etmek mi amacı?
Hatırı sayılır mı yaşamın artık?
Sesimiz kesildiğinde gözlerimizin acısı da gelecek mi yarınlara?
Espirisi dalgalarla uçmuş bir skeçte kaç kahkahaya yer bırakacağız?
Ne zaman hesaplaşacağız?
Ne kadarlığına dineceğiz?
Nerede öleceğiz söylesene?
Zeynep Özer #zeyden
16 Ekim 2015 Cuma
Taze hayal kokuyor buralar...
Bazı anları yaşarken o kadar çok seviyoruz ki, sanki ölmeye yakışacak tek an gibi. Seviyoruz anı, seviyoruz yaşamı... Sonra bağ kopuyor, tren bozuluyor. Hiç bir şey ters gitmiyor belki, doğru. Belki olanlar umurumuzda bile olmuyor artık. Ama bir şekilde içimizde yaşıyor her an. O anın saflığıyla yaşıyor. Henüz üzerine çamur sıçraması imkansızken, henüz iyi ile kötü diye ayrılmamışken yaşıyor. Tüm öyküler, tüm öğrenciler zamana hapisken... Açsanız zaman kilidini kaçar hepsi, bir bir aşar bendleri. Daha kaç cana hayal kurmayı öğretecek kötülükleri göreceğiz belli olmaz ama daha şimdiden taze hayal kokuyor buralar.
Zeynep Özer #zeyden
Zeynep Özer #zeyden
13 Ekim 2015 Salı
iyiyken gidebiliyor musun sen onu söyle?
nedense uzaktan göremiyoruz hayatı, gözlerimiz hep kapalı kutulara haykırmak istiyor. hangi taşa, hangi duvara gitsek yolumuzu kesen hayatlarımıza kimi alalım şimdi biz? kim gerçekçi bize, kim sonsuz? hangi ile gitsek severiz sevilecek ne kadar çok şey varsa? neden bazı şeyleri hem ister hem uzaktan sadece bakar oluyoruz? neden sevmek için onca kapı varken gözlerimizi sadece uzaktan gördüklerimizle yetindiriyoruz. yanında olmak birinin, gözyaşına yaş katmadan... bilemediği her anı ona güzellik sunarak öğreterek olmaz mı? herkese eşit davranabilecek kadar yüreğe sahip miyiz biz? herkese sevgisi, ilgisi kadar değer verecek insanlar mıyız biz? seslere ses katmadan alıp başımızı, kulağımızda ses, dilimizde bir nakarat olarak yaşayabilir miyiz? hangi şarkıya hasret gidebiliriz söyleseniz bir kere! ezbere bilsek onu da! ne zaman gidecek gibi olsanız sadece gidiyorum deseniz mesela. ne kırıp dökseniz ne de kalmasa bir uhde kalpte. öylece gidiyorum kırmadan ama değerinden kaybetmeden gidiyorum deseniz. boş yollarda olsa geldim ben ama dolmuyor yolum ben gidiyorum deseniz. elinizden tutarız evet, evet biraz çabalar bırakmayız. ama gidecekseniz siz zaten gidersiniz! sadece sevilen yönlerinizi unutturmadan, iyi olarak hatırlanarak gidin. belki hemen unutulacaksınız, belki gitmeniz o kadar doğru bir davranış olacak ki o bile size minnet duyacak, sırf gittiğiniz için. ama siz kağıdı yırta yırta gittikçe ne size kalır sıfatlar ne de ona söylenecek minnet. sevmek için yaratılmamış insanlar mısınız? sevgiyi yanlış mı buldunuz? o değil mi beklediğiniz? olmuyor mu? bırakın gidin, gidin ama yüzünüz olsun dost kalmaya, tiksinmemişlik bırakın, aşk değil sevgi bırakın. olmuyor mu susun... konuşarak yaraladığınız kadar yaralayamazsınız ne de olsa değil mi? yaralar çabuk geçer belki, geçer evet ama nereye kadar? sesinizi unutmasın mesela aşkınız, bir zamanlar olan aşkınız. sizi unutsa bile anıları hatırlayabilsin bırakın. sizi iyi hatırlasın. sözleriniz onu yıkmadan belki de sizi tanımadığını anlatmadan henüz iyiyken gidin. keşke seni tanımamış olsaydım demesin mesela. her dinlediği şarkıda kendine acıyacak olmasın. az sevilen, belki sevilmeyen taraf olduğunu sanmasın mesela! bırakın sevdiğiniz zamanlardaki gibi kalsın anılarınız. bir daha siz olmayın, bir daha aşk sözcükleriyle bağlanmayın ama iyi kalın. kaybeder miyim diye sorun kendinize, ne aldınız cevapta? umurunuz da değil mi? sevmeyin siz o zaman, her sevgiyle birinin iyiliğinden parça alıp gitmeyin. söylesenize iyiyken gidebiliyor musunuz? mektup yazarak değil, bağırarak değil, öperek değil, sarılarak değil, yerden yere vurarak değil, iyiyken gidebiliyor musun sen onu söyle?
1 Ekim 2015 Perşembe
yolumuza kilit
şimdi seninle durdurmak vardı zamanı, km olduğunu dahi bilmeden elinden tutup çekiştirmek. ne yöne çeksem geldiğini, ne yöne çeksen geleceğimi bilmek vardı. içimizden çıkacak kısacık öyküler bizi oluşturuyorsa sen ve ben henüz bir paragrafta birlikte yaşlanamadık. ellerimiz henüz mürekkebi berbatlaştırmadı demek ki. şimdi seninle bilmek istemediğim sadece sen varsın diye olduğum bir yerde ölmek vardı. seni tanımadan seninle ölmek fikrine sıcak bakmak, ne kadar da zavallıca değil mi? hangi metni okuduklarında sana beni duyacaksın sence? şimdi seninle bir ağacın altında omuz omuza uyumak vardı! biraz sonra hayatın depremi yeniden dolacak damarlarıma ve ben o ana kadar sen de ben de ol istiyorum. sen varsan deprem umurumda mı? sen varsan ölmek zor mu? kısa kesitler yap ve bana postala hayatını. bensiz geçen ne kadar hüznün varsa hepsini anlat bana. seni hangi anlarda yalnız bırakmışım bana anlat. anlat ki tüm acılarında ben olayım, unutmazsın belki ama ben seni acınla kuşatırım, sevgimle harmanlarım. ben çok severim biliyor musun? seni olup olmadık şeyden kıskanmam mesela, arkadaşların cansa candır. ben çok severim bilir misin seni kaybetmek korkar ben olamam belki. geldiğinde gitmeyeceğine ikna eder misin beni? kulaklarım ne duymak istiyorsa hepsi sende, sensin. küçüklükten kalma kaç anın var? beni montajlayabilir misin tüm hayatına? yoksa benden saklaman yarara mı olur? sanırım zaman kutsal bir tapınak ve sen tapınaktaki tek yakutsun! ya varsın sonsuzluk için ya da yoksun benliğim için. ben nerede ve ne zamanda olduğunu bilmiyorum, belki seni görsem bile seni hissedemiyorum. mümkün olabilir mi? elini ellemeden, gözüne bakmadan senin sen olduğunu anlamak çok mu zor benim için? yazarken hitap ettiğimiz kişi bizsek, okurken muhatap alacağımız kim kalıyor? yolu daha fazla uzatırsak pimini çekecek son asker, bomba yankılanacak tüm kulaklarda. ve tüm pislikler yolunu bulacak bir mecrada. ama sen ve ben iki köşe iki bucak biz. elimizde iki yazı, dilimizde eski bir ninni, kaderimiz aynı yönde belki ama yolumuz hep kilitli!
Bu da olsundu.
Baktık ki biraz daha düşünsek nefret edeceğiz, biraz daha baksak uyku haram olacak.
Değmese de sevelim dedik. Zamanı boşverdik, Körleri bir de görmeyelim dedik. ama ne biz görmemezlikten gelebildik ne de onlar bizi gördü, aynı tas aynı hamam.
Çok sonraları bir daha düşünmeyelim dedik. Bir daha sevmeyelim! Kendimize ve birbirimize yalanı apaçık bir söz verdik böylece.
Zaman geldi, an tükendiama kalan sadece bizdik. Sokakda, orada, şurada ve içeride bir sürüydüler. Bakıyor ama görmüyorlardı ki bizi. Sanki sadece bakıyolardı, anlamak bir sonraki aşama bile değildi. Ve umut bizde olmayan umut! Yine de sevebilirdik oysa bizi bizim umduğumuz gibi sevmelerini umut edemezdik.
Hakkımız da değildi değil mi? Neden olsundu ki?
En iyi yoldu sadece yazmak ve gerisi için ne olacağını artık düşünmemek.
Görmüyorlardı, olsundu görmesinler!
Sevmiyorlardı, olsundu sevmesinler!
Okumuyorlardu bizi!
Tanır gibi bile yapmıyorlardı, olsundu!
Ve en çok da değer vermiyorlardı, olsundu değerdi!
Biz bize yeter miydik? Belki olmayan umudu bizde bulurduk, kim bilir. Bir satıra bir gülücük, bir kıtaya bin sevgi derken güçlenirdik, kim bilir. Belki de sadece yardım ederdik, kör de olsalar ederdik. Belki biz sevdirirdik birbirimize tüm ince detaylarıyla hayatı. Ama ya içinden çıkılmaz o sahte kahkahalar? Onları nerede kesecektik?
Kim bilir belki birgün oturur başbaşa sessizce ağlardık, biz olurduk, biz yeterdik.
Zeynep Özer
Değmese de sevelim dedik. Zamanı boşverdik, Körleri bir de görmeyelim dedik. ama ne biz görmemezlikten gelebildik ne de onlar bizi gördü, aynı tas aynı hamam.
Çok sonraları bir daha düşünmeyelim dedik. Bir daha sevmeyelim! Kendimize ve birbirimize yalanı apaçık bir söz verdik böylece.
Zaman geldi, an tükendiama kalan sadece bizdik. Sokakda, orada, şurada ve içeride bir sürüydüler. Bakıyor ama görmüyorlardı ki bizi. Sanki sadece bakıyolardı, anlamak bir sonraki aşama bile değildi. Ve umut bizde olmayan umut! Yine de sevebilirdik oysa bizi bizim umduğumuz gibi sevmelerini umut edemezdik.
Hakkımız da değildi değil mi? Neden olsundu ki?
En iyi yoldu sadece yazmak ve gerisi için ne olacağını artık düşünmemek.
Görmüyorlardı, olsundu görmesinler!
Sevmiyorlardı, olsundu sevmesinler!
Okumuyorlardu bizi!
Tanır gibi bile yapmıyorlardı, olsundu!
Ve en çok da değer vermiyorlardı, olsundu değerdi!
Biz bize yeter miydik? Belki olmayan umudu bizde bulurduk, kim bilir. Bir satıra bir gülücük, bir kıtaya bin sevgi derken güçlenirdik, kim bilir. Belki de sadece yardım ederdik, kör de olsalar ederdik. Belki biz sevdirirdik birbirimize tüm ince detaylarıyla hayatı. Ama ya içinden çıkılmaz o sahte kahkahalar? Onları nerede kesecektik?
Kim bilir belki birgün oturur başbaşa sessizce ağlardık, biz olurduk, biz yeterdik.
Zeynep Özer
Özlediğim öyle çok şey var ki!
Çok özledim aslında öyle uçtan uca.
Sıkılınca bir bir yazmayı da,
Susunca anlaşılmayı da!
Çok özledim aslında gözlerine bakmayı.
Sesini duyup yok olmayı da.
Kelimelere seni saklayıp bakmayı da.
Çok özledim aslında gelmeni beklemeyi.
Bir umuda yelken açıp öyle kalmamayı.
Okuduğum an bana seslenişi de.
Çok özledim aslında kıskanmanı,
İnceden mesajlarını üzerime alınmayı.
Sesime ses katmanı da.
Çok özledim aslında öylece elinden tutmayı.
Dalıp gidince sen, nedenini sormayı da.
Uzakta da olsa renkler, çok özledim.
Sana bakmayı çok özledim.
Sana hitap etmeyi özledim.
Bana hitap etmeni.
Açık açık söylemleri...
Azıcık geçmişi, uzun geleceği çok özledim!
Zeynep Özer
Sıkılınca bir bir yazmayı da,
Susunca anlaşılmayı da!
Çok özledim aslında gözlerine bakmayı.
Sesini duyup yok olmayı da.
Kelimelere seni saklayıp bakmayı da.
Çok özledim aslında gelmeni beklemeyi.
Bir umuda yelken açıp öyle kalmamayı.
Okuduğum an bana seslenişi de.
Çok özledim aslında kıskanmanı,
İnceden mesajlarını üzerime alınmayı.
Sesime ses katmanı da.
Çok özledim aslında öylece elinden tutmayı.
Dalıp gidince sen, nedenini sormayı da.
Uzakta da olsa renkler, çok özledim.
Sana bakmayı çok özledim.
Sana hitap etmeyi özledim.
Bana hitap etmeni.
Açık açık söylemleri...
Azıcık geçmişi, uzun geleceği çok özledim!
Zeynep Özer
Seslenmelerimi duyuyor musun?
umutsuzluğa kapılmak için doğru an var mıdır? ya şuan, doğru an mı? yeri, zamanı fark eder mi? aslında öyle kötüyüm ki, öyle tükenmiş ve bitmek üzere bir bekleyişe girmişim ki! ne kadar sesim de çıksa, gülsem de sen yokken olan her şey saçma.ne mi istiyorum? umudumu kaybetmememi sağlamanı... senin var olduğunu kanıtlamanı. 'varım ben, beni bekle' de mesela. bilmiyorsun ama ben beklerim, geleceğini bildiğim gibi beklerim. zaten ne yapıyorum ki? mal gibi de bekliyorum işte, sen ses etmesen de ben seni bekliyorum! ama umudumla anlaşmazlığa düşmekteyiz. boşu boşuna bir umut selinde ilerliyorsun diyor bana her ses. sen yoksun değil mi? sen varlığımı unutmuşsun belki de. bir yanım umudu olmasa bile saklıyor bekleyişini. bırakmak, pes etmek istemiyor. ona göre değil çünkü, ona göre değil sevmeleri bırakmalar. küçük bir umudu bile saklamalar... ben bu kadar haykırırken sen nasıl oluyor da susuyorsun? ben nereden alacağım umudumu? nasılım biliyor musun? neler yapıyorum? o kadar susmuşken, konuşmaya tereddüt etmeyeceksin değil mi? belki de sen her kimsen beni gelip bulmayacaksın, belki de senin hayatındaki açılmayan bir sayfayım ben. ve ben açık sayfa için umut ediyorum. salaklık değil mi bu? belki de yok olmuş bir aşka bel bağlıyorum. peki hiç bilmediğin bir beni özlüyor musun? sana gizliden seslenmelerimi duyuyor musun? tükenmeyen umudumu duysan acaba ne derdin? söylesene saplantı mıyım ben? sence zaman beni sana getirecek mi? tüm bunları bir köşeye atmak istesem ben beni mi bırakmış olurum? söylesene! kolay mıdır?
Zeynep Özer
Zeynep Özer
Aforizma
Aforizmalar diyarı gözlerin. Bir belirsizliğin en büyük aşinasısın sen! Kimliğinde senin adın yok, bir vecizden ibaret adın.
Aforizmalar diyarı kalemin. Gözleri yokluğun içinden, sözleri benliğinden.
Aforizmalar diyarı senin hislerin. Doldursan yer yok, boşa çıksa çöp.
Aforizmalar diyarı iliklerin. Kimliğini sobada yakmış, küllerinden yok olmuş.
Aforizmalar diyarı senin küslüklerin. Sesleri kesik, sitemleri kısık.
Aforizmalar diyarı kağıdın. Kalemin yazsa kin, yazmasa delilik!
Aforizmalar diyarı senin hiçliğin. Var olsan kabahat hayatın, yok olsan deliksiz bir uyku.
Zeynep Özer
Aforizmalar diyarı kalemin. Gözleri yokluğun içinden, sözleri benliğinden.
Aforizmalar diyarı senin hislerin. Doldursan yer yok, boşa çıksa çöp.
Aforizmalar diyarı iliklerin. Kimliğini sobada yakmış, küllerinden yok olmuş.
Aforizmalar diyarı senin küslüklerin. Sesleri kesik, sitemleri kısık.
Aforizmalar diyarı kağıdın. Kalemin yazsa kin, yazmasa delilik!
Aforizmalar diyarı senin hiçliğin. Var olsan kabahat hayatın, yok olsan deliksiz bir uyku.
Zeynep Özer
Sen Öylesin!
Kimselerin seni tanımayacağını düşün. Gerçekten kim olduğunu bile bilemeyeceklerini. Evet seni seveceklerini ve değer verip baş köşeye oturtacaklarını da düşünebilirsin. Buna hiç bir şeyin etki edemeyeceğini düşün birde. Ama dönüp baktığında Seni tanımadıklarını ve seni bilmediklerini göreceksin. Belki de korkarsın kendini tanıtmaktan, belki de kendinden kaçıyorsundur...
Dışarıda yağmur yağacak. Öyle usul usul değil, fırtınalar alıp götürecek ağaçları... Sen gibi yalnız kalacak caddeler. Sense izleyeceksin usulca. Tıpkı içindeki fırtınanın bir birgünlerini alıp götürdüğünü izlediğin gibi izleyeceksin!
Sen öylesin çünkü, fırtına olmasa olmaz değil mi?
Sen öylesin çünkü, yaprakların dökülmezse zaman geçmez değil mi?
Sen öylesin çünkü, sesin çıkarsa bitemezsin değil mi?
Sen öylesin çünkü, kritik olmasa hayat yaşamazsın değil mi?
Zeynep Özer
Dışarıda yağmur yağacak. Öyle usul usul değil, fırtınalar alıp götürecek ağaçları... Sen gibi yalnız kalacak caddeler. Sense izleyeceksin usulca. Tıpkı içindeki fırtınanın bir birgünlerini alıp götürdüğünü izlediğin gibi izleyeceksin!
Sen öylesin çünkü, fırtına olmasa olmaz değil mi?
Sen öylesin çünkü, yaprakların dökülmezse zaman geçmez değil mi?
Sen öylesin çünkü, sesin çıkarsa bitemezsin değil mi?
Sen öylesin çünkü, kritik olmasa hayat yaşamazsın değil mi?
Zeynep Özer
2 küçük an
seçimi yapamıyoruz, neyi kimi seveceğimizi, nasıl davranacağımızı bilmiyoruz. 2 küçük an içinde tıkılabiliyor ama anıları istediğimiz yerlere gönderemiyoruz. onlar ayrı bir küpün içinde biz ise anca bir dikdörtgene sığarız. ne biz o kadar küçülebiliyoruz ne de anılar zaman seçmeden çoğalabilir. Ayrı ayrı mevsimlerde farklı 2 yaşam gibiyiz. anılarımız ve biz. biz küçüldükçe anılara yaklaşıyoruz. ya öleceğiz o zaman ya da küçüleceğiz. ve yine seçim bizim değil mi? hiç de elimizde olmayan bir seçim oysa ki bu! aklımızdan öyle geçiyor diye doğru diyebilir miyiz hayata? bence hayır! biz istiyoruz diye kap değştirecek değil ya anılar. zamanın küçük oyunlarıyla tepetaklak da olabilir oysa. ölmeden ama, yaşamadan da. ölmüyoruz çünkü ölsek anıları da yanımıza alacağız. istediklerimiz bir o zaman gerçek anlamda hayat bulacak bizim hayatsızlığımız da!
Zeynep Özer
13.03.2015
Zeynep Özer
13.03.2015
Bizi biz yapmak...
kısmen zamanı 2'ye bölsek, her kısmı ayrı ayrı inceleyebilsek. bir tarafta keşke yapsaydım dediklerimizin bizi götürdüğü yol, diğer tarafta keşke yapmasaydım dediklerimizin götürdüğü yol. en baştan beri nelerin bizim yüzümüzden meydana geldiğini, kime nasıl zarar verdiğimizi görseydik böylece. hatta yeni nesil diziler olsaydı bu hayat akımları. yeni umutlarımızla kalmazdık yarısında yolun. keşkeleri görsek, sevmeyi bilsek...
mesela biz olunca ve bir başkası olunca neler değişecek, nasıl olacak? zaten kırılacaklarını bilselerdi ve içlerinde keşke yapsaydım demeyecekleri şeyleri yapsalardı. mesela pişman olmadan yaşasaydık, sonu ve sonsuzu bilseydik. belki o zaman daha yaşanılır bir döngümüz olurdu, belki de tamamen berbat bilmiyorum. bizi biz yapan seçimlerimiz ne de olsa değil mi? mahvolacak bir hayata dalış yapardık 2'ye bölünen hayatla belki de kim bilir? yalanlarımız, sevdiklerimiz, nefret ettiklerimiz, hasretlerimiz, anılarımız, sevemediklerimiz, yanında olamadıklarımız, yakınımızda olmayanlar, sesini dahi duymadıklarımız, sesini duysak adını hece hece söylemediklerimiz, gözlerinde göremediklerimiz, kandırılışlarımız, sustuklarımız, bağırdıklarımız, çıtımızı çıkarsak biz olamayacaklarımız bir felaketi öyle böyle yenişimiz, yenilişimiz, ailemiz için, hayatımızı kaplayan biri için vazgeçtiklerimizin, belki hiç bir şey yapmayışlarımız, uğruna adadıklarımız, yürüdüğümüz yol, soluduğumuz hava ve en çokta kurduğumuz absürt ve uçsuz bucaksız hayallerimiz bizi biz yapar en çok da!
Zeynep Özer
mesela biz olunca ve bir başkası olunca neler değişecek, nasıl olacak? zaten kırılacaklarını bilselerdi ve içlerinde keşke yapsaydım demeyecekleri şeyleri yapsalardı. mesela pişman olmadan yaşasaydık, sonu ve sonsuzu bilseydik. belki o zaman daha yaşanılır bir döngümüz olurdu, belki de tamamen berbat bilmiyorum. bizi biz yapan seçimlerimiz ne de olsa değil mi? mahvolacak bir hayata dalış yapardık 2'ye bölünen hayatla belki de kim bilir? yalanlarımız, sevdiklerimiz, nefret ettiklerimiz, hasretlerimiz, anılarımız, sevemediklerimiz, yanında olamadıklarımız, yakınımızda olmayanlar, sesini dahi duymadıklarımız, sesini duysak adını hece hece söylemediklerimiz, gözlerinde göremediklerimiz, kandırılışlarımız, sustuklarımız, bağırdıklarımız, çıtımızı çıkarsak biz olamayacaklarımız bir felaketi öyle böyle yenişimiz, yenilişimiz, ailemiz için, hayatımızı kaplayan biri için vazgeçtiklerimizin, belki hiç bir şey yapmayışlarımız, uğruna adadıklarımız, yürüdüğümüz yol, soluduğumuz hava ve en çokta kurduğumuz absürt ve uçsuz bucaksız hayallerimiz bizi biz yapar en çok da!
Zeynep Özer
Benlik Yok
biraz daha uzağa bakma vakti belkide.
gelip geçiyor uzaklara doğru hayat.
sanki hâlâ yerinde olan bir benlik yok.
nereden geldiğini bilmiyorum, nereye gidecek?
o ise tam bir muamma, ve sen ne yapacaksın?
kime ne zara verdiğini bilmeye çalışacak mısın?
umurunda olacak mıyız?
bir bir çalacak mısın kapıları?
susacaksın sanırım.
içtenlikten öyle çok uzakta,
ve olan olduğu ile kalacak.
hayatına alıp defolup gidemediğin ile,
ya sen ya da biz kalacağız!
gözlerindeki renge şahit olamayacağız değil mi?
koşarken elimizden tutmayacaksın.
ardımızda kalacaksın belki,
öyle değil mi?
şimdiden sonraya 2 adım kalmışken,
sen yok mu oluyorsun?
bir bakmışsın ne sen kalmışsın,
ne de biz!
ve sular taşmış nehirlerden.
bir bakıma da kurumuş.
kurutmuşuz aslına bakarsanız!
azıcık daha kalabil diye çabalarken biz,
sen gitmişsin çoktan!
seni yok etmişiz biz.
unutmuşuz zamanla.
üzülmüş biraz biraz.
Zeynep Özer
gelip geçiyor uzaklara doğru hayat.
sanki hâlâ yerinde olan bir benlik yok.
nereden geldiğini bilmiyorum, nereye gidecek?
o ise tam bir muamma, ve sen ne yapacaksın?
kime ne zara verdiğini bilmeye çalışacak mısın?
umurunda olacak mıyız?
bir bir çalacak mısın kapıları?
susacaksın sanırım.
içtenlikten öyle çok uzakta,
ve olan olduğu ile kalacak.
hayatına alıp defolup gidemediğin ile,
ya sen ya da biz kalacağız!
gözlerindeki renge şahit olamayacağız değil mi?
koşarken elimizden tutmayacaksın.
ardımızda kalacaksın belki,
öyle değil mi?
şimdiden sonraya 2 adım kalmışken,
sen yok mu oluyorsun?
bir bakmışsın ne sen kalmışsın,
ne de biz!
ve sular taşmış nehirlerden.
bir bakıma da kurumuş.
kurutmuşuz aslına bakarsanız!
azıcık daha kalabil diye çabalarken biz,
sen gitmişsin çoktan!
seni yok etmişiz biz.
unutmuşuz zamanla.
üzülmüş biraz biraz.
Zeynep Özer
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
