Kısaltın anları. Öyle çok uzaktan bakar olmuşuz ki onlara. Gidelim demişiz ve geri gelmişiz o anların verdiği tutsaklıkla. Hangi hırsımızı içimize gömmeden yaşayabiliriz ki biz? Fırtınaları olamayan bir kalem ve biz. Bu kadar zıt kutup olmak zorunda mıyız? Şahane şeyleri istesek olacak değil mi aslında? Suç bizim ki biz hep olana razı olanlardan olmuşuz. Gözlerimizi öyle umarsızca yukarılara dikmemişiz. Suç olarak görmediğim bir yanım oysa ki. Öylesine sevdiğim hatta. Ne gerek var dediğim şeylerin en baş listesi. Sıramız gelince sırtımızdan vuranın aslında bizim tam da kendimiz olduğumuzu öğreneceğiz. Bir hayat ki bize vereceği en boktan şeyi durup durup karşımıza çıkarırken, o olacağı yüksek ihtimallerde yüzen yaşantıları gizli kapılar ardına saklıyor. isteyelim de isteyelim istiyor. Hep daha iyisini, daha da mükemmelini... Biz yetinmeyi biliyorsak? Biz aha, şaha gelmiyorsak? Bıraksa bizi kabullenişimize olmaz mı? Olmuyor demek ki. Olmayacak ne kadar şey varsa olmuyor. Olacak şeyler de olmuyor.
Zeynep Özer