Bu aralar içimdeki olmayanın veya adını koyamadığım şeyin ne olduğunu buldum. İçimde yaşamı henüz tadamamış duygular var sanırım. Duygu mu derseniz de onu da bilemem. Ama yaşamı henüz tatmadığı o kadar belli ki. Kafamdan fırlayıp gitmek istiyor ve etten duvarlar onu tutuyor sanırım. içeriye hapsolması için bir cezası mı? Neden o yaşamazsa ben de eksik kalıyorum. İşte beynime yeni soru'nlar. Hangi kapıyı çalacağını bilmeyen misafir gibi bir o yana bir bu yana bakıp duruyor. Yönünü bilemeyince insan kaybolur. Kaybolacak, yakındır. Yakındır o da yaşamayı öğrenecek, yaşadıkça yitecek. Çevreme bakınca neler görüyorum değil, bakmayı istiyor muyum demeliyim. Neler gördüğüm, kimin beni nasıl gördüğü ve en çok da nasıl göründüğüm; hiç mi hiç umuruma yaklaşamıyor bu aralar. Soyutlanmak için doğmuş gibiler ve ben onları artık rutinime dahil etmeyeceğim. Onlar ben değil, ben de onlar. İçi ne derse insanın dışına da o yansımalı. Bir sürü zımpırtı, telaş niye? Bebekler neden sevilir? Saftırlar, yokluktur onlardaki. Anne sütü kadar bir şeye tamah ederler ve her hareketlerini insanları umursayarak yapmazlar. Biz neden değişiyoruz öyleyse? Neden birileri için var olma duygusu ile yaşıyoruz mesela? Kendimiz için var olamaz mıyız? Biz onlar baksın, onlar beğensin derken aynadakine değer verir olmuşuz. İçeride dönen dünyayı hep bir arka plana atmakta ustalaşmışız. Ayna gerçeği yansıtmadığı için dua edip sevinçten 4 köşe de olmuşuzdur, yalanlayamayız. Bir gün acaba tüm bunları bir köşeye bırakıp, onlardan soyutlanıp kendimiz için huzura erecek miyiz? Haysiyet, hayat ve hassasiyet bize kadarı yetecek mi bunların? Yoksa hep eskiltip yok mu edeceğiz? İçimdeki o yaşamayan şey aslında en çok da benim. Kilitler kilit üzerine çünkü gözlerimin önünde. Ellerim hep kumaş parçalarına mahzen. Gözlerimde yüzümde ağır bir yük! Beynim desen bir ayna etmiyorsa kim umursar? Evet bir ayna kadar dahi olamadık. Bizi bile yansıtamadık. Yaşamayan biz değilsek kim o halde?
Zeynep Özer