18 Haziran 2015 Perşembe

biz bize yeterdik

birden bire hayatına giren bir fon müziğidir kelimeler. ve benim kelimeleri, onları bir uçurumun yeşillenmiş kenarında yapayalnızken buldum. hem mutlu hem mutsuzlardı. bir bakıma çevrelemişlerdi doğayı, ona sundukları güzellikti aslında. ama bu benim gördüğümdü. diğerlerince apaçık olan ve benim göremediğim peki? orada bir hiçlik var, diyorlardı onlar. uçurumun kenarında duran ve öylesine bir kaç ıvır zıvırmış onlar meğer, görebilen gözlerin gördüğü kadarıyla.

birden bire hayatımdan atmak istedim tüm geride kalan ve o açıklığı görenleri.neydi onlarda fazla bende eksik? neydi onlarda hiçlik, bende görünmezlik olan? ya da önemli miydi tüm cevaplar? değildi, değil. ben almış ve kullanmıştım tüm o uçurum kenarındaki eksikliği. benim için vardı onlar, onlar kullanılmaya değer en güzel harflerin dansıydı.

birden fark ettim ki onları da kendime benzediği için sevmiştim. tüm diğer şeylere rağmen alıp başlarını alıp gidemiyorlardı. ve işte yine onlar da bir tek çevreye yararlıydılar. kendileri için bir şey yapamayan bana ne de çok benziyorlardı.

onlar da sadece seviyordu, diğer hiç bir şeyi umursamıyorlardı. bir  kesinlikti ki onların da sonu yoktu, benim de. kötü mü olmuştu şimdi? hayır, şimdi onlar da  ben de en güzel şeye sahiptik. bu kadar aynıyken nasıl ve neden bırakırdım ki onları? neden diğerlerinin hiçliğine terk etseydim ki?

onların da keşfedilmemiş bir yanları vardı sanki. ben onları keşfederken, keşfedeceklerdi sanki beni. sesime ulaşmayı değil de yazımla hayat bulmayı ister gibiydiler. en sevdiğim olmayı iyi biliyorlardı.

biraz oturup yazalım desek ve biraz biraz daha, sanki o geçen zaman yok olacaktı. sanki zaman olmayacaktı. onların da bildiği gibi zaten biz durmayacaktık.

belki biraz durup düşünmeliydik. neydi onlarda ki hiçlik? nedendi? çok mu seviyorlardı? çok köreltmiş olmalıydı bu huyları onları.  okuyamamış, görememişlerdi bizi. evet kesinlikle kördü onlar.  yoksa biz bu kadar bizi görmüşken onların yaptığı olsa olsa 'görmemezlik' olurdu. ne yani ciddi değiller miydi? es geçmelerini göreceğimiz gerçeği hiç mi umursatmıyordu kendini? yoksa bizi mi unutmuşlardı?  ya da unutmak istediler, ne diyebiliriz ki? yol uzun, erkenden çıksınlar da geç kalmasınlar öyleyse.

baktık ki biraz daha düşünsek nefret edeceğiz, uyku haram olacak. değmese de sevelim dedik. sevgi ki bizden çıkıyor onları ne ilgilendirir?  körleri bir de biz görmemezlikten gelelim dedik bir ara. sonuç mu ne biz görmemezlikten gelebildik ne de onlar hatırlamak istedi.

epey sonra kendimize apaçık bir yalan söyledik. apaçık bir sözde söz verdik. bir daha sevmeyecek bir daha düşünmeyecektik. bu kadardı işte, bu kadar kolay!

sokakta, orada, şurada, burada, içeride ya da dışarıda bir sürüydüler. bir tek kalan yine biz olduk. bakmasına bakıyorlardı bize ama gördüklerini pek söyleyemem. anlamak onların bir sonraki safhaya bıraktığı bir eylemdi. bir aşama bile değildi henüz. umut ise bizde olmayan ve gereksiz tek şeydi. yine de sevebilirdik biz onları, çünkü biz kimse için yapmıyorduk ki bunu. sevmek istersek sever, söylemek istersen söylerdik. gurur, yalan, kibir, ego pek umursanası şeylermiş gibi gelmiyordu bize.

onların da bizi sevmesini umabilirdik ama ne hakkımız vardı? yoktu. o yüzden biz yine en iyi yolu seçtik ve yazık, yazdık.  bizim bize kadar olduğumuzu biliyorlardı demek ki. kendimize umut olurduk biz. kim bilir bir satıra bir gülümseme bir kıtaya bir sevgi der ve biz değerlenirdik. biz bize yetecektik belki de. hayat bunu öğretiyordu sanırım. kapısı açık olan bu sevgiyi bulan başkaları da olabilirdi belki. daha fazla da yardım ederdik halbuki. körlere görmeyi bile öğretecek cesaretimiz vardı.

biz tüm ince detayları sevebilirdik bir gün hayatın. içinden çıkılmaz olmayı bırakabirdi bir gün kahkahalar. belki bir gün birlikte ağlardık. belki gülerdik. belki giderdik. ama biz yine bize yeterdik.



Zeynep Özer