28 Mayıs 2016 Cumartesi

biraz karışık oldu ama bakabiliriz aslında...

zamanın akmasına birebir etkimiz olsun isteriz değil mi? belki görmediğimiz binlerce anımız için genişletebilmeliyiz anları. bizim olacak her şey için var olmak istemez miydik? kaç gün sonra zamanın daha ötesinde olmak bize iyi gelecektir? içimizden söyleyemediğimiz şeylerin duygusuzluğunu yaşar mıyız gerçekten? yoksa biz sadece kelimelerin anlam bulmasından mı ibaretiz? yağmurlar durduğunda biz yine burada kuru kalacak mıyız? yoksa ceplerimizin  bile köküne kadar ıslanması mı lazımdır? sahi hangi hayatta biz daha gerçekliği yaşıyoruz? yağmurları yağdırıp, ıslanmaya meyilli olduğumuz mu? yoksa her zamana kuru bir gürültü ile başladığımız mı, o zaman hangisi?
şırıl şırıl bir rüya esintisiyle başlar oldum bu aralar günlere, öyle ki gördüğüm insanlar, yerler, olaylar tamamen bağımsız. bağdaştırılacak kadar bir dengeleri dahi olsa ben zaten unutuyorum ve bana hiç de bağdaşma noktası olan rüyalar gibi gelmiyor. sık sık söylüyorum ama belki  içimizde bilmeyenler vardır; evet konudan konuya resmen ışık hızında atlayışlara gidiyorum.
sizin de kafanıza estiği gibi gitme istekleriniz daha sonra her şeyde kafanıza eseni yapma isteğine dönüşüyor mu? mesela küçük harfle yazmak, noktalama kullanmamak, salaş ve belki saçma giyinmek vs vs. aklımıza gelen veya çağırdığımız tüm fikirleri bizden bir şeyler katma güdüsü de diyebilir miyiz biz buna? biraz önce biberli bir karışım hazırlayıp şuan hiç de yemek istememek mesela. olay istediklerimizi yapmaksa biraz rahat, umarsız, komik ve hatta kimine göre deli görünebiliriz. çok da önemli değil diyebiliyoruz ama içten içe hep bir tutukluluk hali de yaşıyoruz bu kısımda. çözümsüzlük süreci ya da inanç sistemi  veya toplum baskısı gibi binbir türlü kelime topluluğu ifade etmeye can atıyor durumumuzu. biz   ne yapıyoruz? gözlerimiz yerlerinde yokmuşçasına her seferinde  duyduklarımıza önem veriyoruz...



zeynep özer