birden fazla zamanımız olabilir sevinmek için.
sen koşarken sevinirim ben de belki.
bir gün seninle bir yürüyüş yapalım.
şöyle uzunca bir öğleden sonrası olsun kelimelerimizin.
bir kaç kişiyi de alalım hatta yanımıza. hani şu sürekli sataştığın bıcırık, alt komşun.
ya da ne bileyim yolda da tanışabiliriz insanlarla.
şu menekşe kokan yolu hatırlıyor musun? hani sağdan sapalım demiştik.
eskiden severdik değil mi bol bol konuşmayı, gülmeyi.
bir sürü soruna bir sürü neşemiz vardı galiba. galiba kaybettik.
öyle çok geç olmamış farz ediyorum saati. yazabilir miyim sana?
sana sen diyebilir miyim? evet yürüyüş yapalım diyecektim, yazabilseydim.
sorma baştan pes etmemin de bir nedeni var elbette.
sıkılınca açıp bir şeyler okuyorum, bir kaç resme bakıyorum.
öyle her zaman seninle değilim anlaşılan. kafam derli toplu da sayılmaz ama.
en son ne zaman başkalarını düşündüğümü soramazsın tabi ki.
ne haddine demeyeceğim ama bunu bil. sende sormayacaksın zaten.
ne kadar geçtiği önemli değil, geçmediği de.
aslında düşündüğüm de söylenemez seni, düşünmediğim de.
biraz dalgınım anlaşılan bu aralar, etraftan da biraz yılgın.
kaç gündür hatırlayamadığım rüyaların kabusu ile dolanıyorum.
bana bir şey anlatmaya çalışıyorlar belki de.
ürkütücü bu durum biraz da aslında. sen yoksun çünkü.
evet, seni sadece ben canlı tutuyorum zihnimde.
asıl olan senin mi olmanı istemem, onu da bilmiyorum tabi ki.
biraz tartışsam belki orta yol görünür. ama ben tartışamıyorum.
sen belki biraz baksan, yol bulunur. son tıkanır.
gizemi de yok aklımın, öyle çok bilmişliği de.
belki çözülür diye meydana salmış sorunu, bağdaş kurmuş bekliyor.
yeni şeyleri de biliyor, eskiyi de özlüyor.
ama ona bırakılmaz karar. o daha kendini bilmiyor.
dokunsan ağlar belki. he sevsen de bırakır belki.
gitsen gelir ama oda bıkar. sonu görürse oda yıkar.
dedim ya ne kendini biliyor ne de yol ona düzgün görünüyor.
Zeynep Özer