bir de sen olsaydın yolun karşısında,elinde çok eski bir piramit ve sen.okuduğumuz o kadarcık kısa anda seni tanısak bir de. ne günler gelip geçtiğini bilmeden görsek... hani seni senden iyi tanıyan kullar gibi sevsek. ayrı gayrılığa gerek kalmadan gelsek yanına. yanlışını doğrusunu bilerek, kabullenişle her şeyi, öyle sevsek. yüreğimizde ne kadar söz varsa dökerek dizeye, söze... kabarsa saçların rüzgarda ve seni tanısak an be an. evet sen o'sun. yoksa daha bilmiyor musun? kabin görevlileri bile alamıyor senden gözlerini. yoksa rahatsız mı oluyorsun? mesela bir fırsatını yakalasan bırakıp da gider misin? her şey kolaydır, değil diyenlere aldırma. bende herkes affedilir, sen yeter ki sev. sevmek en büyük nimettir çünkü. hangi kin sevgiyi aşabilir ki? yolların aşınmaz lakabına bakma sen, o kadar sürükleyicidir ki. tıpkı Cezmi Ersöz'ün cümleleri gibi. sen onun bir kitabını okumalısın mesela. onu okurken beni de tanırsın belki? çünkü ben okurken kendimi bulabiliyorum. ben okurken ona benziyorum. yazamadığım her ne kadar çok şey varsa o yazmış gibi sanki. yalnızlık mı, kalabalık olmak mı bu? çünkü ben ikisini de aynı ölçüde severim. ben gözlerimi kapatıyorsam o anın huzuruna kendimi kaptırmak istiyorumdur. o anda yok olmak, bitmek... herkesin kendini keşfetmek için açılmış kapıları vardır. sevgili, eş, dost, anne, baba, kardeş, belki de sadece sessizlik. kendi içimize dönmeyi başarabildiğimizde kendimiz olmayı da başarabilecek kişileriz biz. ellerimizden dökülen umutları tekrar tekrar yeşertmeye ihtiyaç duyduğumuzda bunu sadece bizim yapabileceğimiz gerçeği dünyadaki diğer her şeyin bize karşı zararsızlıkla dolu olduğunu anlayacağız.
Zeynep Özer